Dosya


15 Kasım 2016

Teizm, Tanrı’nın âlim-i mutlak, kâdir-i mutlak ve salt iyi olduğunu, evreni yarattığını ve onu muhafaza ettiğini savunan felsefi görüşe denir. Hususi olarak İslam teizmi, Hristiyan teizmi, Yahudi teizmi gibi teizmlerden söz edilebilir. Peki başlığa çektiğimiz bir diğer kavram, (deneysel) “bilim” nedir? Bilimsel teoriden karmaşık fiziksel fenomenleri açıklayan sınanabilir teoriyi anlıyorsak bilimin bir doğa araştırması, açıklaması…

08 Kasım 2016

Büyük bir evrende, uzun bir zaman sürecinin içinde şimdi ve burada, küçük bir mekânda yaşıyoruz. Ne kadar fazla ayrıntı ile birlikte olduğumuzun farkında mıyız? Cisimler, hücreler, canlılar, olaylar, duygular, kurallar ve ilişkiler. Dokunduğumuz, baktığımız, tattığımız, kokladığımız, duyduğumuz dünyanın ne kadarını algılayabiliyoruz? Vücudumuzun her zerresinde olan bitenleri ne kadar biliyoruz? Ya hissettiklerimize ve beklentilerimize ne demeli?…

04 Kasım 2016

Felsefe, Platon ve Aristoteles’ten beri bilginin insanın sahip olduğu mükemmel bir zihinsel durum olduğunu varsaymaktadır. Aristoteles Metafizik isimli eserinin başında bütün insanların doğası gereği bilmek istediklerini söylemektedir. Platon Theaitetos diyoloğunda ortaya bir bilgi teorisi, kanonik özellikte bir epistemoloji koyan ilk kişi olmuştur. Ancak genel olarak, “felsefe” kavramının da ifade ettiği gibi ilahî hikmet ve beşerî…

02 Kasım 2016

Modern/ultra-modern çağlar, bilgi ile hakikat arasındaki bağların kopmaya yüz tuttuğu zamanlar oldu. Bir yandan nicelik açısından ve her birinin belirli bir pra(gma)tik uygulama/çıkar değeri olan “bilgiler” çoğalırken; öte yandan, o bilgilerin insanın hakikat arayışında nereye yerleşebileceği meselesi gittikçe belirsizleşti. Bilgi yığını, kendisine ruhunu ve ilkesini verecek olan asıl bilginin hakemliği olmayınca, giderek gücün, iktidarın ve…

01 Kasım 2016

Bütün düşünme faaliyetleri bir bağlamın içinde meydana gelir. Bir medeniyetin etraflı bağlamına ise çoğunlukla “dünya görüşü” denir. Dünya görüşü, o medeniyet için normatif olan düşüncenin sınırlarını ve kalıbını temin eder. İnsanların büyük bir çoğunluğu bu dünya görüşünü hazır bir şekilde kabul ve bunun sağladığı düşünce kalıplarına riayet ederler. Kendi dünya görüşlerinin sağladığı hakikatlerin altında yatan…

25 Ekim 2016

İhtisastan Rekabete Otorite krizi, modern dünyanın ana krizidir. Arapça rubûbiyet denen otorite, “sözünü geçirmek” demektir. Burada “söz” ilim, “geçirme” emir, dolayısıyla rubûbiyet=otorite, ilmi icra emri demektir. Ancak yaratan yarattığına buyurabileceğine göre buyurma hakkı nihai olarak Allah’a aittir. Fakat Allah, ulûhiyet ile beşeriyet arasındaki nitel farklılıktan dolayı doğrudan değil, bir risalet (melek, resul, âlim) zinciri aracılığıyla…

22 Ekim 2016

Felsefe adında bir etkinliğin İslam coğrafyasına girişi ve bugün kendisine “İslam felsefesi” şeklinde atıfta bulunduğumuz felsefi bir geleneğin oluşumu, VIII. yüzyılın ortalarından itibaren Bağdat merkezli olarak sistematik bir hâl alan tercüme hareketi sayesinde gerçekleşmiştir. İslam fetihleri sonucunda Müslümanların hâkimiyetine giren İran’dan Mısır’a uzanan kadim medeniyet havzasında, o dönemde canlı bir felsefi faaliyetin varlığından söz etmek…

18 Ekim 2016

Kur’ân-ı Kerîm (18/60-82) Hz. Musa’ya dair İncil ve Tevrat’ta bulunmayan müstesna bir kıssayı bize haber vermektedir. Bu kıssa Hz. Musa’nın, “yeşil birisi” anlamına gelen Hızır ismindeki esrarlı zat ile yolculuğunu anlatmaktadır. Kıssaya göre, Allah Hızır’a rahmet ve ilm-i ledün vermiştir. Bu kıssaya benzeyen bir Hristiyan (Melek ve Keşiş) hikâyesi ile dördüncü yüzyıl hahamlarından Yehoşua ben…

18 Ekim 2016

İslam düşünce geleneğinde Gazzâlî iki önemli özelliğiyle tebarüz eder. Bunlardan biri, bütünlük arayışı, diğeri kesinlik arayışıdır. Her iki özellik de Gazzâlî’nin hayatında bir bilgi sorunundan ziyade varlık sorunu olarak kavranır yahut öncelikle varlık sorunu olarak değerlendirildiğinde anlaşılabilir. Bu sebeple bütünlük ve kesinlik arayışı, Gazzâlî’nin hayatında aşağıda ele alınacağı üzere bir yöntem sorunu olmaktan ziyade hakikat…

05 Ağustos 2016

Müslümanların en temel inançlarından biri de ölümden sonraki yaşam, diriliş ve kıyamet inançlarıdır. İslam’da ölüm, kaçınılmaz bir olgu olarak bu hayatın sonu ve dolayısıyla tüm insanlar için geçerlidir. “Her canlı (bir gün) ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân suresi, 3: 185) Ölümün zamanı, yeri ve sebebi Allah tarafından önceden takdir edilmiştir: “Yaşatan ve öldüren O’dur.” (Mü’min suresi,…