Felsefe

Asım Cüneyd Köksal* İnsanın âlem içerisinde seçkin bir varlık olduğu fikri, (bir fikir olarak) hiçbir zaman son dönemlerdeki kadar yara almamıştı denilebilir. Günümüzde insanın yeryüzü içerisinde üstün bir varlık olduğu yaklaşımını iki gelenek sürdürüyor: İlahiyatçılar (bilhassa Müslüman ve Hristiyan din adamları ve bu dinlere bağlı düşünürler) ve hümanistler. Önceki yazımızda, Joanna Bourke’ün İnsan Olmak…

Erdal Yılmaz* 2013 yılında, doktora tezi çalışmamın bir boyutunu oluşturan Paris I Panthéon-Sorbonne Üniversitesindeki çalışmalarıma devam ederken, tez danışmanımın organize ettiği “Hegel Çalışmaları” toplantı serisinde her zaman değerlendirmeleriyle öne çıkan ve Hegel üzerine birçok kitabı bulunan bir katılımcının/hocanın intihar ettiğini öğrendim. İşte o zaman bu fenomen hakkında derinlikli düşünme ve yazı kaleme alma fikri…

Burhanettin Tatar Batı düşünce tarihinde başarı öyküsü olarak hakikat tasavvuru, Platon’a, hatta Parmenides’in Tabiat Üzerine adıyla bilinen şiirine kadar geri götürülebilir. Bu şiirde bir gencin (Parmenides) manevi yolculuk yaparak ziyaret ettiği tanrıçadan sarsılmaz hakikat (aletheia) ile ölümlü insanların güvenilmez kanaatleri (doxa) arasındaki farkı öğrenmesinden söz edilir. Sarsılmaz hakikat, Parmenides ile öğrencisi Zeno’nun savunduğu varlığın…

Taner Doğan* Tarih boyunca insanlık bilginin peşinden koştu. Kütüphaneler kurdu, üniversiteler inşa etti, ansiklopediler yazdı, matbaayı icat etti, interneti geliştirdi ve sonunda yapay zekâ üretti. Belki de ilk kez, bilgiye ulaşmanın neredeyse hiçbir çaba gerektirmediği bir çağdayız. Fakat tam da bu yüzden şu soruyu yeniden sormamız gerekiyor: Bilginin arttığı bir çağda, neden hikmet yoksunluğu içindeyiz?…

Asım Cüneyd Köksal* İnsanın ne olduğuna dair İbrâhimî vahiy geleneğinde yahut Platon, Aristo ve Plotinus gibi kadim filozofların felsefi sistemlerinde ayrıntıda bazı farklı tanım ve yaklaşımlara rastlamak mümkünse de bu büyük geleneklerde insanın mutlak olana referansla anlaşıldığına dikkat çekilmelidir. Yani insan, bir kendinde hakikat tasavvuru ve aynı zamanda teleolojik bir evren bağlamında anlam kazanmaktadır. İslam…

Erdal Yılmaz* Afetler, afetten etkilenen insanların psikolojik ve ekonomik durumları ile afetlerin mühendislik açısından incelenmesi gerekliliği nedeniyle genellikle sosyal bilimlerin ve mühendisliğin bazı alt alanlarının çalışma konusu olarak görülür. Her afet olayının ardından, söz konusu olaya ilişkin acil çözümler bulunmaya çalışılır; bu süreçte genellikle ilgili alanlardan uzmanlara başvurulur — ta ki bir sonraki afet vakasına…

Emre Şan “Yapay Zekâ, Otomasyon ve Teknoloji Felsefesi” (Sabah Ülkesi, 87/2026) başlıklı yazımda Stiegler’in “gramatizasyon” kavramını teorik bir pusula kabul ederek dijital otomasyon meselesini ele almıştım. Yapay zekânın hazır bilgiyi otomatikleştirmesi tehdidi karşısında, Stiegler’in bilme biçimlerinin önemli bir bileşeni olan belleğin teknik özelliklerini nasıl yorumladığını göstermiştim. Neyi ne kadar bildiğimiz belleğimizdeki seçme ve unutma…

Burhanettin Tatar* Şu ana değin yaptığımız analizlerden anlaşılacağı üzere, hakikat ve başarı öyküsü kavramsal olarak ayrı olsalar da pratikte kimi zaman ayrıştırılamaz hâldedirler. Bunun en temel nedenlerinden biri anlam ve anlatı arasındaki sıkı ilişkidir. Söz gelimi hayatın anlamı sorusu, hayat öyküsü içinde ortaya çıkan ve bu öykünün nihai anlamına dair bir sorudur. Heidegger’in kırık çekiç…

Anthony Shaker Bu makalede, ilmü’l-hikme’nin kendi araştırma nesnelerine hangi akıl yürütme tarzıyla yaklaştığını ve dünyayı nasıl yorumlamaya çalıştığını incelemeye çalışacağız. Aramızda belirli bir zamansal mesafe bulunsa da incelediğimiz ilim geleneklerini, “Batı” esinli akademisyenlerin uygulamakta ısrar ettikleri radikal biçimde öznelci kategoriler üzerinden tanımlamak yerine, kendilerini nasıl ortaya koymuşlarsa o şekilde anlamak önem taşımaktadır. İster hasmane olsun…

Nelson Maldonado-Torres* Dinin[1] antropolojik çerçevesinin tarihi ve incelenmesi, modernite/sömürgeciliğin biçimlenişiyle iç içe geçmiştir.[2] Bu bağlamda dini tanımlayan, teşhis eden ve açıklayan kişi ya da kurum büyük bir güce sahip olur. Modernite/sömürgecilik, modernitenin sömürge topraklarındaki deneyimini, Avrupa şehirlerindeki ya da “gelişmiş” dünyadaki modernite deneyiminden ayırmak için kullanılmaz. Aksine, modernite/sömürgecilik en azından 16. yüzyıldan itibaren Batı modernitesi…