Yazı Arşivi

29 Ekim 2019

Yazar: Ali Benli Dilin temel yapıtaşları sesler ve onların oluşturduğu sözcüklerdir. Tek başlarına bir anlama gelmeyen sesler, her dilin kendi iç düzeni içerisinde bir araya gelip anlamlı sözcükler oluşturur. İnsanın etrafını saran evren, kendi özvarlığı, iç dünyası, eylemleri, düşünceleri, hayalleri kısacası kuşatamayacağı kadar çok şey dilde bir sözcükle karşılık bulur. Zaman içinde sözcükler farklı anlam…

24 Ekim 2019

Yazar: Harun Kuşlu Dinî ilimlerin yöntemi ve esasen nasların anlamını kavrama aracı olarak dil ilimleri, İslam bilim tarihinin her döneminde vazgeçilmezliğini muhafaza etmiştir. Bu nedenle ilimlerin tasnifi ve gelişimini gösteren eserlerde dilbilimin rakip tanımaz bir yeri ve buna uygun olarak mümessillerinin de başka kültürlerin üreteceği alternatif disiplinlere karşı güçlü bir duruşları olagelmiştir. Nahvin bu aşındırılamaz…

22 Ekim 2019

Yazar: Muhammad U. Faruque* Dil “varlık” veya gerçeklik kavrayışımızı şekillendirir mi veya dili kullanışımızı ve işletmemizi sınırlandıran gerçeklik midir? Ferdinand de Saussure gibi modern dilbilimciler ve göstergebilimciler gösteren ve gösterilenden müteşekkil dilbilimsel göstergenin keyfî olduğunu iddia etmekte haklıdır. Bu durum, gerçeklik kavrayışımızı inşa edenin ve koşullayanın dil olduğunu, yoksa tam tersinin geçerli olmadığını ima eder….

17 Ekim 2019

Yazar: S. Atakan Altınörs* Batı felsefesi tarihinde dil hakkında serdedilmiş görüşlerin “büyük resmi”ne bakıldığında, filozofların önemli bir bölümünün üzerinde sanki zımni bir ittifak hâlinde bulunduğu bir fikir göze çarpar: Dilin insan için hem imkân, hem de engel teşkil ettiği fikri. Şöyle ki, dil bir yandan, muhakemeyi sevk etmeye ve bunun neticesinde varılan hükümleri beyan etmeye…

15 Ekim 2019

Samet Yalçın & Kadir Filiz 1945 yılında Fas’ın Rabat şehrinde doğan Abdelfattah Kilito, Rabat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunudur. Doktorasını 1982 yılında Sorbonne’da Hemedânî ve Harîrî üzerine yazdığı tezle tamamlamıştır. 1968’den beri Rabat V. Muhammed Üniversitesi’nde ders veren Kilito Bordeaux, Sorbonne, Princeton ve Harvard Üniversiteleri ile Collège de France gibi birçok Avrupa ve Amerikan üniversitesinde misafir…

10 Ekim 2019

Yazar: Antony F. Shaker Uluslararası ilişkilerdeki tektonik yön değişimi, köhneleşmiş uluslar hiyerarşisi siyasetinin ve bunu sürdüre gelen Avrupa merkezci mitlerin ötesine bakmak için eşsiz bir fırsat sunuyor bize. Tarihin bir anomalisi olarak Batı’nın dünya üzerindeki hâkimiyeti toplamda yaklaşık bir buçuk asır sürdü ve tarihteki en kısa emperyal girişimlerden biri olarak kendi yolunu izledi. Bu girişim…

07 Ekim 2019

Yazar: Ekrem Demirli Suret söz kande buldu Kaçan söz ıssı oldu Surete kendi geldi Dil hikmetin yoludur Yunus Emre Giriş İnsanın düşünme-konuşma üzerinden tanımını yapmak felsefenin hareket noktasıdır. Bir yandan insanı dille ilişkisiyle tarife kalkarken aynı zamanda düşünmenin önündeki en büyük engelin dilden kaynaklanan sorunlar olduğunu biliriz. Bu durumda insan hem dile muhtaçtır hem de…

25 Eylül 2019

Yazar: Ali Qleibo On sekizinci yüzyılın ilk on yılında Osmanlı’nın uzak eyaletlerinde düzensizlik hâkimdi; nitekim bu dönemde Osmanlı ordusunun dikkati dışarıdaki savaşlardaydı. Eşkıyalar, yol kesen haydutlar ve yağmacı Bedeviler köyleri, kentleri ve Filistin’den Mekke’ye yol alan hac kervanlarını dehşete düşürüyorlar, yağmalıyorlardı. Bu teröre alışmış ürkek Kudüslülere ancak şehir surlarının ardına çekilmek kalıyordu. Gece bütün kapılar…

25 Eylül 2019

Yazar: M. Hakan Alvan & Türkan Alvan Geleneksel tıp, vücuttaki safra, kan (dem), balgam ve sevdadan ibaret dört sıvının (ahlât-ı erba,a) dengesiyle insan sağlığının dengelendiğini anlatır. Ahlât-ı erba,a, her insanın mizacında farklı oranlardadır. Osmanlı hekimleri bu yüzden, kendisine gelen hastanın mizacını tanımayı çok önemserdi. Çünkü mizacın bozulması anlamına gelen hastalık, bu sıvıların dengesizliğiyle alakalıdır. Mesela,…

25 Eylül 2019

Yazar: Semih Ceyhan Sabah Ülkesi’nin bir önceki sayısında Cumhuriyet öncesi modern Türk tarihçiliğinin kurucu figürlerinden biri olan Mehmed Fuad Köprülü (1890-1966) ile Nazif Bey (?) arasında tasavvuf histografyasının nasıl olması gerektiği üzerine Dersaâdet ve İkdâm gazetlerinde yayınlanan bir tartışmayı söz konusu etmiştik. Tartışmanın devamını da bir sonraki sayıda ele alacağımızı vadetmiştik. Bu vaadi gerçekleştirme adına…