Felsefe


01 Ocak 2014

Günümüzde İslam bilim ve düşüncesi üzerindeki akademik araştırmaların en önemli meselesi hiç kuşkusuz, ‘‘menşe’’ sorunu hakkında sağlıklı bir çerçevenin ortaya konulamamış olmasıdır. İslam’da bilimler ve felsefi düşünce hangi amillerin etkisi altında gelişti? İslam çevresindeki dünyayla nasıl bir ilişki kurdu, bu dünyadan neyi aldı ve neyi verdi? İslam hiç kuşkusuz boş bir coğrafyada ortaya çıkmadı: Doğusunda…

01 Ekim 2013

İslam felsefesinin kurucu filozofu olan Farabi’yi hesaba katmaksızın doğru ve kuşatıcı bir beşeri düşünce tarihi yazmak herhâlde mümkün olmayacaktır. Doğu’da ve Batı’da Farabi üzerine yapılan çalışmalar onu felsefe tarihinin altın bir halkası olarak karşımıza çıkarmaktadır. Her şeyden önce şu tarihi hakikati ifade etmek gerekir ki, kadim medeniyetlerin Grekler üzerinden taşınıp gelen felsefi mirası onun çalışmalarıyla…

01 Ekim 2013

İbnü’l-Arabi ve eserlerine yönelik artan ilgi, onunla ilgili birbiriyle çelişen tasavvurları da beraberinde getirdi. Artık tek bir İbnü’l-Arabi tasavvurundan söz edemeyeceğimiz bir muhipler sınıfıyla karşı karşıyayız. Bu garip durum kısmen çağımıza mahsus olabilir: İbnü’l-Arabi gibi kapsamlı bir düşünür ve eserleri üzerinde derinlikli araştırmadan yoksun ‘‘ilgiler’’ neticede farklı kaynaklardan beslenen hükümler ve yorumlar intaç edecekti. Üstelik…

01 Temmuz 2013

Gazzâlîʼnin yaşadığı dönem ve eserleri ile aramızda dokuz asırlık bir zaman dilimi bulunuyor. Öyle ki, bizden çok uzak bir ortaçağ düşünürünün, bize bugünkü problemlere ilişkin tavsiyelerde bulunabilmesinin ve bu problemlere nasıl yaklaşacağımız konusunda bize yardımcı olabilmesinin tahayyülü zor görünüyor. Ancak söz konusu felsefi ve teolojik problemler öyle bir niteliğe sahiptir ki, bazen geçen zaman onları…

01 Temmuz 2013

İslam bilim ve düşünce tarihinde hiçbir düşünür tercihleri ve fırkalar hakkındaki tavrıyla İmam Gazzâlî kadar müessir olmamıştı. Öyle ki, onun tercihleri, kısa ömrüne sığdırdığı onlarca kitabında tezahür eden bilim adamlığı kimliğinin bile önüne geçmiş, İslam dünyasında biline gelen hakikat fırkalarına dair tespit ve değerlendirmeleri düşünce hayatının gidişatına yön vermişti. Öte yandan Gazzâlî’nin bu tavrı bilhassa…

01 Temmuz 2013

Varlık nedir? Bilgi nedir? Bu iki temel sorudan ilkine Batı felsefesinde verilen cevaplar Heidegger’i tatmin etmemiş görünmektedir, nitekim o Batı metafiziğinin “Varlığın Hakikati” konusunu savsakladığını düşünmektedir. Batı düşüncesinde böyle bir savsaklamanın olup olmadığını sorgulamadan önce, Batı’da sahih bir “metafizik öğreti”nin varolup olmadığını sorgulamak daha yerinde bir tavır gibi görünmektedir. Bu çerçevede René Guénon’un ve tali…

01 Temmuz 2013

Yirminci yüzyılın bilhassa ikinci yarısından itibaren Gazzâlî sonrasında İslam dünyasında felsefenin toplumsal ve siyasi desteğini kaybettiğini ve bu nedenle on ikinci yüzyıldan sonra gerçek anlamda felsefî bir faaliyetten bahsedilemeyeceği kanısı yaygınlaştı. Oryantalistler tarafından ileri sürülen bu iddia bir kısmı gayet haklı görünen saiklerle felsefî ve dinî mirası sorgulama amacı güden Müslüman aydın ve akademisyenlerce de…

01 Nisan 2013

Tasavvuf ile felsefe arasındaki ilişkiyi ele almak çetin bir iş! Çünkü felsefenin ‘‘akılcılığı’’ ile tasavvufun tam olarak ne anlama geldiğinden bir türlü emin olmadığımız ‘‘halciliği’’ arasındaki karşıtlık pek çok insanda neredeyse bir dogma haline gelmiştir. Böyle bir durumda iki şeyin ilişkisinden söz etmek, büyük ölçüde şartlanmalara hitap ederek konunun etrafında dolaşmak zorunda bırakabilir kişiyi. Öyle…

01 Nisan 2013

Genel olarak romantizm ve özel olarak Alman Romantizmi estetik, siyasi ve felsefi boyutları bulunan bir akım olarak, döneminde hâkim olan ve aklı, oranı, simetriyi yücelten, sanat eserini akıl tarafından bilinebilen ideal formların duyusal alanda temsil edilmesi üzerinden anlamlandıran anlayışlara bir karşı çıkış içermektedir. Felsefi açıdan her şeyin akılla açıklanabileceği düşüncesine karşı bireyi, bireyin iradesinin ve…

01 Nisan 2013

Alman Romantizmi’nin, 1797 ve 1802 yılları arasındaki dönemde Erken Romantizm (Frühromantik) olarak anılan ve Berlin’de ortaya çıkıp, sonrasında Jena’ya yerleşen ilk grubu içinde, kardeş olan August Wilhelm Schlegel ve Friedrich Schlegel, romancı Ludwig Tieck, doğa filozofu Schelling, teolog Schleiermacher, sanat tarihçisi Wackenroder, Novalis takma adını kullanan şair ve filozof Hardenberg ve Hörderlin gibi isimler sayılabilir….