Dosya

İster kutsal bir köken iddiasına sahip dinlerin, isterse böyle bir iddiaya sahip olmayan felsefe ve müspet bilimler gibi entelektüel geleneklerin insandan bağımsız olarak var olan dış dünyayı ya da insan tarafından üretilen sosyal ve kültürel yapılar, tarih ve siyaset gibi unsurlar hakkındaki açıklamalarını anlamak, öncelikle bu entelektüel geleneklerin âlem tasavvurunu, yani kozmolojilerini bilmekle yakından irtibatlıdır….

İnsanoğlu tarih boyunca iki hususu anlamakta zorlanırken, iki hususu talep etmekten de geri durmamıştır. Anlamakta zorlandıkları iki husus, gördükleriyle yetinmeleri ve daha çabuk ikna olmaları dolayısıyla görmedikleri, dokunamadıkları ve sesini bizzat duymadıklarına inanmak hususunda zorlanmışlardır. Dün bunu dile getirenler Hz. Musa’ya, “Allah’ı bize apaçık göstermedikçe biz sana asla inanmayız.” (Bakara suresi, 2:55), “Bize Allah’ı apaçık…

Osmanlı’da II. Meşrutiyet’in ilanından Cumhuriyet’in kuruluşuna değin oldukça çalkantılı tarihsel süreçte dergi ve gazetecilik alanında pek çok yeni teşebbüs ortaya konulmuştur. Bunlardan birisi de tasavvufa dair müstakil dergicilik faaliyetleridir. Bu tarihsel kesitte yayımlanan tasavvuf dergileri şunlardır: Cerîde-i Sûfiyye, Tasavvuf, Muhibbân, Hikmet ve Mihrâb. Aralarında en uzun ömürlüsü Cerîde-i Sûfiyye olmuştur (1909-1919). 19 Mart 1909’da yayın…

İlk İslam filozofu Kindî (ö. 866), İlk Felsefe Üzerine adlı eserinin hemen başında sebep-sonuç arasındaki zorunlu ilişki kabul edilmeden güvenilir bir bilgi elde edilemeyeceğini; daha doğrusu sebebini bilmediğimiz bir şeyi kesin olarak bildiğimizi iddia edemeyeceğimizi dile getirir. O, sebeplilik ilişkisinin zorunlu olduğunu savunmuş ve Aristotelesçi bir yaklaşımla sebep-sonuç halkasının teselsüle düşmeyecek şekilde, kendisi bir sebebe…

Türklerin İslam’la tanışma süreçlerinde bi’l-kuvve olarak taşıdıkları imkânlar ile vahdet-i vücut metafizik-kozmolojik yorumunu benimsemeleri sonucunda tarih sahnesinde önlerine açılan sayfalar üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir. Kendini ilâhî olan ile irtibatlı gören ve özellikle de eylediklerini Tanrı adına eyleyen bir inancın, göçebe ölçekten âleme kıvam verici, operatif, inşacı, icracı kudret ve zihniyete nasıl ulaştığı, cevabı aranılacak…

İnsanın konuşan bir varlık olduğu fikri kadim zamanlardan beri tekrarlana gelmiştir. Politika adlı kitabının meşhur pasajında “Dil sahibi olan tek [hayvan] insandır.”1 diyen Aristoteles belki de bu fikri insan anlayışının temeline koyan ilk kişiydi. Ancak bu tanımdaki “dil” ibaresi muğlak kalmıştır, zira Yunan filozofun “dil sahibi hayvan’’ ibaresinin Latince çevirisinde “rasyonel hayvan”a dönüşmesi, konuşma gibi…

Hristiyan Tanrı anlayışı iki temel dogmaya dayanır. Bunlardan ilki; Tanrı’nın bir olduğu, diğeri ise; Mesih İsa’nın bir insan doğasında Tanrı ile birleşmiş olduğudur. Tanrı’nın mutlak birliğine yönelik ilk dogma Hristiyanlığa, sahip olduğu Yahudi mirasından ve Hristiyanlığın Yahudi kutsal kitaplarındaki kaynağından gelir. Bundan sıklıkla tektanrıcılık diye söz edilir ve bu, tüm İbrani dinlerde ortak olan, temel…

Bir ile çok veya birlik ile çokluk arasındaki bağıntının mahiyeti tarih boyunca düşünürleri meşgul etmiş olan çetin sorular içerir. Bunlar öyle sorulardır ki, akıl bunları cevaplamaksızın huzur bulamaz. Ancak aklın tam olarak bunların içinden çıkabilecek bir ehliyete sahip olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Üstelik bu sorular insanın kendisini ve tecrübesini anlaması ve anlamlandırması…

Varlığın var olduğundan şüphe etmeyen ve bilginin imkânını varsayan filozof zümresinin kahir ekseriyetinin temel sorusu, varlığın kaynağına ve varolma keyfiyetindeki birliğin kökenine yönelikti. Friedrich Nietzsche’nin (ö. 1900) Yunan felsefesini yorumlarken söylediği şu söz bunu çok net bir biçimde anlatır: “Yunan felsefesi görünüşte anlamsız bir esinti ile ve şu sözle başlar: Su her şeyin ‘menşei’ ve…

İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal) (1871-1957), toplumsal hayatta çok hızlı ve büyük değişimlerin yaşandığı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş devrinde yaşamış önemli mütefekkir-yazarlarımızın başında gelir. Son devir Osmanlı devlet adamları, şâirleri, musikişinâsları ve hattatları üzerine kaleme aldığı biyografileri ve tarih bilgisiyle tanınan İbnülemin, Osmanlı kültür hayatını bütün boyutlarıyla tanıtmayı kendine bir misyon ve dava olarak seçmiş, özellikle dergi…