Dosya


04 Aralık 2015

Yüklenen manalar farklı da olsa, çoğu şehir, devlet, medeniyet ve güzel sanatın “altın çağ” olarak adlandırılabilecek bir dönemi olmuştur. İnsanlık tarihini dönemlere ayıran Hint ve Eski Yunan efsanelerine göre, altın çağ; ölümlü olmakla beraber, inanılan tanrılar gibi, her türlü üzüntü, eziyet, huzursuzluktan uzak, daima genç kalan, devamlı ziyafette yaşayan, ölümü bile huzurlu bir uyku olarak…

01 Aralık 2015

inyatür resim, sanat ve zanaat (ki bu kelimeler geleneksel toplumlarda birlikte kullanılır) anlamına gelen çevresel bir sanattır. Geleneksel toplumlarda, kutsal ve dünyevi olan arasında ve dolayısıyla yaşam ve sanat arasında ayrım yoktur. Minyatürün de içinde yer aldığı geleneksel sanatlar “Biz Allah’tan geldik ve dönüşümüz O’nadır”ın günlük ve daimi hatırlatıcısıdır. Minyatür resmin ise özgün bir yeri…

27 Kasım 2015

Osmanlı tarihini “kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme” gibi devirlere ayırarak ele almayı ilkokul yıllarımızdan itibaren öğrendiğimiz gibi, minyatür, mimarlık, musıki, hüsn-i hat gibi uğraşlardan söz edince de aynı türden bir dönemselleştirmeye (periyodizasyon) başvurmak neredeyse doğal geliyor bize. Oysa epey zamandır tarihçiler Osmanlı devrinin böyle basit bir şema içinde ele alınamayacağını söylüyorlar. Hattâ ve belki daha da…

24 Kasım 2015

Tarihi gelişimi içinde tezhip sanatı, inişli-çıkışlı bir çizgide, kâh gelişme, kâh gerileme göstermiştir. Bu sanat, başarılı yıllarını her zaman devam ettirememiş, zaman zaman kayıplara da uğramıştır. Gelenekli sanatlarımız içinde önemli bir yere sahip olan tezhip, altın çağını Sultan II. Bayezid (1481-1512), Yavuz Sultan Selim (1512-1520), Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566), Sultan II. Selim (1566-1574) ve Sultan…

20 Kasım 2015

Ebruculuk, kâğıt bezeme hünerleri arasında, taşıdığı renk ve şekil câzibesinin yanısıra, netice alınmasındaki hızı îtibâriyle benzeri olmayan bir sanat dalıdır. Eldeki verilere bakılırsa, ebre adıyla anıldığı Orta Asya’dan Hindistan’a, oradan da İran yoluyla Osmanlı topraklarına ebrî (bulutumsu) ismini alarak intikal ettiği görülür. Bunun sebebi, teknede hâsıl olan buluta benzer kümelerdir. Yüzünü ancak XVI. asırda İstanbul’a…

12 Ağustos 2015

Amerikalılar… gerçekten göçebeler. Ayakkabı değiştirir gibi meslek değiştiriyorlar; yirmi yıllık evler inşa edip o evlerde yirmi yıl bile oturmuyorlar. Öyle ki artık belirli bir muhit onlar için yuva anlamı taşımıyor. Kargaşanın burada bu denli yayılması boşuna değil. Bertolt Brecht, 1941 Sabah Ülkesi çok önemli bir soru soruyor: “Birleşik Devletler günümüzdeki son kozmopolit imparatorluk mu? Onu…

01 Ağustos 2015

İslam tarihsel olarak kozmopolittir. İslam tarihi ne barışın zirvesi ne de küresel medyanın yalan yanlış söylediği gibi bir tehdittir; o, insanlığın yazgısında kozmopolit bir gücü ortaya çıkarmaktadır. İslam, tevhid (birlik) ve dinî çeşitlilik arasında Endonezya’dan batı Afrika’ya çeşitli gelenekleri içinde barındırır. İmparatorluğun birliğinin ideal olarak ilahî birliği de yansıtması gerekmektedir; Muhammed peygamberin ölümü ise (M.S….

27 Temmuz 2015

Bilim insanları kozmopolitlik düşüncesinin antik ve modern dönemlerde, bariz bir şekilde Batı’da doğup gelişmiş olduğuna odaklanma eğiliminde olsa da İslam ve kozmopolitizmin tarihi birbiriyle gerçek manada iç içe geçmiştir. Yunanca kozmopolites kavramı, M.Ö. 3. asırda Diyojen ile birlikte ortaya çıktığında (Diyojen, kendisine “Nerelisin?” diye sorulduğunda “Ben dünya vatandaşıyım!” demişti) hiçbir millete ya da politik sisteme…

22 Temmuz 2015

Son yıllarda yapılan tercüme çalışmaları özellikle Osmanlı’nın son dönemlerindeki Kudüs’e ışık tutmaya başladı. Profesör Roberto Mazza’nın, dinlerarası ahenge sahip bir ütopya toplumu olarak değil de “kayıp sesler” olarak tanımladığı bu kaynaklar, şimdilerde birbiriyle rekabet hâlindeki ulusal taleplerle yarılmış üç dinli bir şehre kozmopolit bir bakış sunuyor. Büyük usta Edward Said’in de içinde olduğu bazıları –millet…

17 Temmuz 2015

Osmanlı Devleti’nin kozmopolit olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği, farklılıkların hangi ölçüde hayat hakkı bulduğu ve ne denli özgürce ifade edilebildiği, sosyal ve siyasal alanda söz sahibi olma açısından farklı din ve etnik unsurların durumu, kısacası Osmanlı Devleti’nde kozmopolit bir ortam mevcutsa sınırlarının neler olduğu sıkça tartışılan konular arasındadır. Bir felsefi düşünüş tarzı olarak eski Yunan’da ortaya çıkan…