Dosya


07 Nisan 2015

Şehirler tarih boyunca hep verilmiş birer sözdü. Antik dönemden bugüne şehirler insanların onları sadece hayatta kalabilecekleri bir yer olarak değil, aksine düşünsel ve duygusal bir vatan olarak da görebilmeleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Tarihin metropollerini önce göç, daha sonra da “kutsal” şehir tasviri ve onun abidelerinin ihtişamına yönelik bir söylem ve çağrı takip etmiştir. Yok olmak istemeyen…

28 Ocak 2015

“Yeni bir şey” söylemenin mümkün olup olmadığını belirlemek için, öncelikle bunun ne anlama gelebileceği üzerine durmamız gerekir. İlkin, belli bir bakış açısından bakan birileri, Tanrı’dan gelen her vahyin, hakikatin bütününü kendi içinde barındırdığı anlamında, “Güneşin altında yeni bir şey yoktur.” diyebilir. Kur’an’ın ifade ettiği gibi, “Ayrıca bu Kitab’ı da sana, her şey için bir açıklama…

22 Ocak 2015

Tarih boyunca insanlar farklı yaşam koşulları, doğum yeri ve cinsiyetlerine bağlı olarak “biz” ve “onlar” şeklinde kategorize edilmiştir. Ancak, böyle bir kategorileştirmenin temelinde esasen hiyerarşik varsayımlar bulunmamaktadır. Kişiler “onlar” olarak tanımlanmış olsa da bu “biz”den aşağı oldukları anlamına gelmek zorunda değildir. “Yukarı köyde yaşayanlar”, “aşağı köyde yaşayanlar” gibi ayrımlar insanın çevresine düzen vermek için kullanılmaktadır….

16 Ocak 2015

Barbar [kavramı] Yunanistan’da tarih sahnesine çıktığında, bunu tek başına yapmadı, aksine kelime Yunanlar-Barbarlar kelime çiftinin kanonik kullanım formu ile birlikte ortaya çıktı. Ve bu kelime/kavram çifti uzun süre boyunca Avrupa tarihinde tedavülde kaldı. Bu çift, kategorilere ayırma gücüyle, [mekânı çeşitli] alanlara bölüyor, birtakım yerler tahsis ediyor, politikalar ilham edip onları meşru kılıyor, ötekilik ve kimlik…

11 Ocak 2015

İslam ve Müslümanlık denince, temel kaynak ve referans mercii itibariyle Kur’an ve Sünnet akla gelir. Bu iki temel kaynak açısından bakıldığında, “İslam ve Müslümanlar için öteki/ötekiler kategorisinden söz edilebilir mi?” sorusunun cevabı, “Kesinlikle, evet” diye formüle edilebilir. Belki bu yazının en sonuna ertelenmesi gereken hükmü en başından vermek ajitatif ve provakatif bulunulabilir; fakat İslam’ın iki…

06 Ocak 2015

Filozoflar, ilahiyatçılar ve sosyal bilimciler asırlarca ötekiliğin içerdiği anlamlar üzerine düşünmüştür. Örneğin Hegel ötekinin tanınmasının kendilik bilincinin ve kendilik bilgisinin temel bir bileşeni olduğunu söyler. Ancak başkalarını tanımaya başladığımızda kendimizi tanımaya başlarız. Şahsi Kimlik Ötekilik, yabancılık, farklılık yahut yabancılaşma duygusu sıklıkla insan farklı dinî inançtan, kültürden kişilerle karşılaştığında ve kendi iç çelişkileriyle yüzleştiğinde deneyimlenir. Her…

01 Ocak 2015

Bir ilim dalında yahut bir düşünce hareketindeki tekdüzeliği, değişmeleri, sıçramaları, farklılaşmaları, kırılmaları, unutuş ve hatırlayışları, seyrelme ve sıkılaşmaları takip edebilmek için yoğunlaşacağımız iki alan var. Biri ana kavramların ve terimlerin -isimleri aynı kalsa bile- muhtevalarının, tariflerinin, unsurlarının değişip değişmediğini kontrol edebileceğimiz çerçeve. Tarifin, unsurların farklılaşması ve bunun hacmi, merkeziliği bize değişmenin zamanını, değiştirici/dönüştürücü kişiyi ve…

01 Ocak 2015

Bilimler arasında metafiziği ayrıştıran en bariz hususiyet, bütün bilimler varlığı tikel bir yönüyle ele alırken metafiziğin varlık hakkında tümel bir araştırma yapmasıdır. Geçmişte ve günümüzde metafizik bilgi üzerinde ne kadar tartışma yapılırsa yapılsın vaziyet değişmedi: Metafizik varlık hakkında tümel (külli) bir bilgi sahibi olmak için yapılır ve bütün varlık ve varlığı araştıran bilimler için ilkeler…

01 Ocak 2015

Aslında bugün “İslam” yahut “Hristiyanlık”ın tek bir tarifinden ne kadar söz edebilirsek “Yahudilik”ten de o kadar söz edebiliriz. Zira bütün dünya dinleri etnik, toplumsal ve iktisadi unsurların önemli bir rol oynadığı çok çeşitli ve dinle harmanlanmış kültürleri bünyelerinde barındırmaktadırlar. Herhangi bir dinden sayılan çeşitli gruplar içerisinde kimin bu halkaya dâhil olduğu, kimin olmadığı ve “öteki”…

01 Ekim 2014

İman ve Akıl 80 yıl önce, I. Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden henüz çok uzun süre geçmemişken, dinin geleceği tartışılıyordu. “1914-1918 yılları arasında, Avrupa’daki acı çatışmanın dehşetinin ardından nasıl olurdu da merhametli ve bağışlayıcı bir Tanrı’ya olan inanç makul bir şekilde muhafaza edilebilirdi?” İkbal [bu soruya] öncelikli olarak Müslümanlar için düşünülmüş, ama sadece onlara yönelik olmayan,…