Dosya


01 Ocak 2014

“Hristiyanlar Arap romansları ve şiirlerini okumayı seviyorlar; onları çürütmek için değil düzgün ve fasih bir Arapça’ya sahip olmak için Arap ilahiyatçılarını ve filozoflarını öğreniyorlar. Kitab-ı Mukaddes’in Latince yorumlarını okuyan ya da İncil’i, resulleri, havarileri inceleyen halk nerede? Heyhat! Bütün yetenekli Hristiyan gençler büyük bir coşkuyla Arap kitaplarını okuyup, talim ediyorlar; Hristiyan edebiyatını dikkate değer bulmayarak…

01 Ocak 2014

Edward Said’in 1978 yılında yayımlanan “Oryantalizm” isimli kitabı “antikolonist”, “postkolonist” ve “altsınıflar” çalışmaları için bir başlangıç noktası niteliği taşımaktaydı ve bugün gerek Batılı, gerekse Batılı olmayan araştırmacıların kendilerine has ya da başkalarına ait Avrupa-Avrupa dışı, Doğu-Batı, geleneksel-modern, Şark-Garp yahut Avrupa-Asya algılarına gerekli teorik materyali sağlamaktaydı. Lakin Said, (İslam Bilimleri, Hindoloji, Sinoloji ve Afrikanistik gibi) birçok…

01 Ocak 2014

Yüzyıllar öncesinde, Batı Avrupa’nın ‘‘medeniyet’’ten uzak yaşadığı, Mısırlılar’ın Hititler ile tarihin ilk antlaşmasına imza koyduğu, Yunanlılar’ın bir yandan Fenikelilerle ticaret yaparken diğer yandan Perslerle mücadele ettiği, Büyük İskender’in fetihlerine devam ettiği, yeryüzünde bir medeniyetin yıkılıp diğerinin kurulduğu ve son dinin üç kıtaya yayıldığı yıllarda, henüz dönmeye bile başlamamış olan ve hatta yuvarlaklığının üzerine şerh düşülmüş…

01 Ekim 2013

Din, Topluma Entegre Olabilme Gücünü Yitirdiğinde Esasen sorulması gereken asıl soru, Tanrısız ahlakın mümkün olup olmadığı değil, gerekli olup olmadığıdır. Bu gerekliliği, dinin, bireyselleşme sürecinin ortaya çıkmasıyla topluma entegre olabilme gücünü yitirmesi ortaya çıkarmıştır. Nitekim toplumu bir arada tutmayı garanti altına alabilmek için, dinin boş bıraktığı alan başka bir şey ile dolmalıydı. İnsanlar, daha önceki…

01 Ekim 2013

Kur’ân-ı Kerîm’deki ahlaka ilişkin ayetler ve Resûlullah (s.a.v.)’in gerek sözleri gerek hayatındaki uygulamaları, pratik hayatta birebir uygulanması mümkün pek çok emir ve tavsiyeyi inananlara sunmaktadır. ‘‘Dedikodu yapma!’’, ‘‘Komşularına yardımcı ol!’’ gibi doğrudan eyleme ilişkin emirler, daha ileri bir sorgulamaya neden olmaksızın pratikte karşılığını bulmaya müsaittirler. İnsanlar, bu emir ve nehiyleri takip ederek ‘‘İslam ahlakı’’na uygun…

01 Ekim 2013

Düşünce tarihi birbirinden oldukça farklı ahlak temellendirmelerine tanıklık eder. Kimi düşünürler ahlakın kaynağının haz, kimileri tabiat, kimileri insan duygularından biri –mesela korku-, kimileri sezgi, kimileri toplum, kimileri Tanrı’nın buyruğu ve kimileri de insan aklı olduğunu iddia etmiştir. Bu görüşleri birer birer tartışıp bunlar arasında tercih yapmak yerine bu görüşleri tartışmaya imkân verecek şekilde, “İnsanın ahlaklı…

01 Ekim 2013

İslam ilim geleneğinde ahlak düşüncesinin oluşumunu teşvik eden unsurların başında hiç kuşkusuz İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ve hadislerdeki ahlak vurgusu gelmektedir. Bu konuda örnek verilebilecek birçok ayet ve hadis bulunmasına rağmen özellikle dikkatimizi çeken “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” ayeti ile, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” şeklindeki nebevi mesajı burada hatırlamak İslam’ın…

01 Ekim 2013

Meşhur Cibrîl hadisinde üç temel konuya işaret edildiğini biliyoruz: İman, İslam ve İhsan. Hucvirî Keşfu’l-mahcûb adlı eserinde tasavvufî ekol ve tarikatları geniş bir şekilde inceleyip tanıttıktan sonra eserini yüzseksen sayfalık Tasavvufî Hakikatler ve Muameleler başlığıyla tamamlamıştı. Bu bölümde Hucvirî adeta söz konusu üç temel konuyu, yani, iman, ibadet ve ahlâkı bir araya getirmiş, bunlar arasındaki…

01 Ekim 2013

‘‘Batı ahlaken çöküyor.’’ klişesini, özellikle Batı ile aramızın daha fazla açıldığı dinî veya siyasi içerikli kriz dönemlerinde daha yoğun olmak üzere, sık sık duyarız. Aslında bu klişe tamamen yeni de, sadece bize özgü de değildir. Çünkü bu, en azından, kendisi de bir Batılı olan Alman tarih felsefecisi Oswald Spengler’in, 1917 tarihli, Türkçeye de çevirilen Batı’nın…

01 Ekim 2013

Batılılaşma denkleminde ‘‘kalkan’’ olarak bırakılan alandır ‘‘ahlak’’. Batı’nın her şeyine talip olanların ‘‘tenezzül’’ etmeyip bir kenara ayırdığı, şerh koyduğu alan. Kendine şerh koyan muhafazakar zihnin ‘‘yeni’’ ile buluşma, ondan istifade etme şekilleri bugün bizim için üzerinde düşünmeye değer zihinsel bir serüvenin miş gibi bir dünyadan elde ettiği malzemeler hükmündedir. Roman dünyası, gerçek hayatın miş gibi…