KİTLE İLETİŞİMİ DEVRİNDE KAMUSAL ALANIN TEŞEKKÜLÜ VE KOLEKTİF HAFIZA

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Yazar: Jeffrey Andrew Barash

    Kamusal alan, grupların paylaştığı tecrübeyi ve hafızayı örgütleyen bir sistemden filizlenir ve onların gelecek beklentilerini geniş kapsamlı yönlendirir. Günümüzün kitle toplumları dâhilinde farklı tezahürler gösteren kamusal alan, yaklaşık 150 yıldır temel bir dönüşümler dizisine maruz kaldı. Kamusal alanın günümüzdeki örgütlenmesiyle geçmişteki (özellikle II. Dünya Savaşı öncesi) tipik bir örgütlenmesi arasındaki bir mukayese, kamu iletişiminin temel kaynağını sağlayan kitle iletişimindeki başkalaşımlara bu dönüşümlerin hangi ölçüde tekabül ettiğini gösterir: gazeteler, kanallar, internet, sosyal medya, ve dijital teknolojinin diğer biçimleri bu gelişime eşlik eder, her gün yanı başımızda hazır ve nazır olmaları sayesinde güncel biçimleri dâhilinde de kamusal alanı şekillendirir.

    İlerleyen satırlarda, kitle iletişiminin şekillendirdiği hâliyle kamusal alanın örgütlenme biçimlerindeki dönüşümü inceleyeceğim. Ortaya koyacağım iddiaya göre, gündemin, flaş haberlerin doğrudan temsili içindeki medyanın rolü olayların seçimiyle, yeniden inşasıyla ve iletilmesiyle sınırlanmıyor, çünkü bunlar ilaveten kamusal bir görünürlük de kazanıyor, üstelik grup tecrübesi ve hafızasının daha geniş çerçevesine de ekleniyor. Kitle iletişimi biçimlerindeki dönüşümler, kamusal alanın şekillenmesindeki mütekabil değişimlere işte bu seviyede aracılık eder. İnsan etkileşimini dünya çapında etkileyen bu süreci ortaya koyarak çağdaş dünya düzeninde kitle toplumlarının sosyo-politik yönelimi açısından kamusal alanın dönüşümünün temel önemini irdeleyeceğim. Fakat, konuya doğrudan dalmadan önce, analizimizde kullanacağımız kavramları aydınlatmak gerek, bunları da zaten iki soru etrafında sınıflayabiliriz: “Kolektif tecrübe” ve “kolektif hafıza” derken ne anlıyoruz? Kitle iletişimi bunları günümüz toplumları dâhilinde yapılandırırken hangi etkeni kullanır?

    I. Kolektif Hafıza, Simge tecessümü, eşzamanlılık ufku

    İlk anlamına göre hafıza, kişisel bilincin asıl alanına aittir. Gruplar, kendilerini şekillendiren bireyler haricinde özerk bir temel varlığa sahip olmadıklarından asıl manasıyla hatırlamazlar. Hatıranın tuttuğu kişisel tecrübe, doğrudan karşılaşmalar esnasında esasen “kanlı canlı” bir seviyede kendini sunan kişileri ve şeyleri, olayları ve durumları esas alır. Doğrudan karşılaşmalar haricinde, tecrübe grup içindeki bireyler nezdinde ancak dolaylı yaşanır. Benim buradaki yorumum, fenomenoloji kuramından ilham alıyor; özellikle de verili canlı bir anda “kanlı canlı” esas tecrübeyi ve hatırayı (leibhafte Erfahrung in einer jeweiligen lebendigen Gegenwart) yorumlayan Edmund Husserl’den.1 Bu ifadelerin fenomenolojik anlamına göre mevzu sadece ayrık nesneler olarak kişilerin ya da şeylerin bir algısı değil, her şeyden önce, çevreleyen bir dünyanın ufkunda doğrudan bir karşılaşmanın algısıdır. Doğrudan bir karşılaşma dâhilinde bir gözlemcinin bakışının ilk planı, bir arka plan varsayar; bir bağlamla aynı anda verilen bir bütünlüktür bu, ve gözlemcinin hususi bir dikkat göstermediği anda bile o ilk plana eşlik eder. Dikkat kesildiğimiz dolaysız temanın ufkunda bariz biçimde fark etmesek de bir arka plan durduğunda edilgen varlığı bazı durumlarda bir anımsamanın nesnesi olabilir, özellikle de onu hafızada yeniden tesis etmeye kalktığımızda. 

    Kanlı canlı karşılaşmaların hatırasına “asıl” bir statü atfettiğimde, sanki gözlemcinin eşsiz perspektifinden sıyrılıp erişim sağlayabilecekmişim gibi, dolaysız hatıra bir bakıma karşılaşılan şeyin “gerçekliğini” hatırlatabilirmiş iddiasında bulunmamaktayım. Aksine, doğrudan bir karşılaşmanın hatırası bir bireyin ya da grubun bakış açısını varsayar; ne de olsa, kolayca tahmin edebileceğimiz gibi, istenmediği hâlde bile savsamalara, yamulmalara, uydurmalara mahal verir. Bu yüzden, bir tanıklığın hakikatini tesis etmek için, onu başka tanıklıklarla karşılaştırma imkânı önemli bir rol oynar, çünkü dolaysız hatıra, olayların zaman-mekân ve kavrama mantığıyla bağlantılıdır. Kanlı canlı tecrübe hatıralarına asıl bir statü atfettiğimde sadece dolaysız tecrübenin ve anımsamanın asıl biçimini ilk kaynak varsayan dolaylı iletilmiş her şeyin hatırası ile bunlar arasında temel bir fark olduğunu tespit ederim. Bu sebeple, göz tanıklığının bariz zayıflığı söz konusu iken, tıpkı gazetecilik ve tarih-yazımı yöntemi için olduğu gibi hukuk sistemlerimizde de eşsiz ve yeri doldurulmaz bir rol oynarlar.

    Günümüz toplumlarını oluşturan bireylerin büyük çoğunluğu için, doğrudan karşılaşmalardan üreyen tecrübeler ve hatıralar, kamusal bir anlama sahip eylemler ve olaylarla nadiren bir tutulur; resmî törenlerin ya da diğer resmî toplantıların dışında, böyle karşılaşmalar normalde bunlara doğrudan icabet eden kısıtlı sayıdaki faile ve tanığa tahsis edilir. Bir topluluğun üyeleri sözlerden, imgelerden ve davranışlardan hareketle kamuya iletilen bir hatıra paylaştığında bu hatıra genelde dolaylı olur.

    Tezahürlerinin çokluğu dâhilinde kamusal alan, bireylerin ve küçük grupların tecrübe ve hatıra seviyesinin ötesine uzansa da kitle iletişiminin ve bir araya getirdiği kişilerarası ilişkilerin vuku bulduğu devasa bir çerçeve sunar. Bu çerçevede, dolaysız tecrübe ve hatıra, simgeler kisvesi altında cisimleştikleri ölçüde bir iletişim anlamına bürünürler. Anladığım kadarıyla bu simge tecessümü, iş işten geçtikten sonra tecrübeye eklenen ikincil bir unsur değil; tam aksine, zaman-mekân ve kavramanın temel seviyesinde simge tecrübeyi biçimlendirir.2 Simge tecessümü sayesinde, gündelik toplumsal dünyamızın zaman-mekân ve kavrama düzeni bize bütün idrakten önce aşina gelir; örneğin, bir kiliseye girdiğinizde saygı emaresi olarak şapka çıkarma âdeti, hususi bir bahçe ile kamuya açık bir park arasındaki ayrımı hemencecik bilme kabiliyeti, herhangi bir yerde başka bir gün değil de filanca gün pazar kurulduğunu anımsama. Süpermarketlerde, havaalanlarında veya kiliselerde çalınan farklı tipte müzikler bile dolaysız gündelik faaliyetlerimizde bizi yönlendirecek zaman-mekân simgeleriyle dolu.

    Tecrübenin ve hatıranın simgesel tecessümüne istinaden, kitle iletişiminin sunduğu bilgi hem bireyler hem de küçük gruplar arasındaki doğrudan karşılaşmaların yaşandığı gündelik yaşam dünyasına nüfuz eder. Bununla birlikte, kolektif hâlde tutulan simgesel teşekküller, yekpare yapılar olmak şöyle dursun, daima “parçalıdır”, çünkü onları yorumlayan gruba göre yorumları çeşitlenir. Yaşayan nesillerin yitmesiyle ve varlıklarının izlerinin tarih sahnesinden geçmesiyle birlikte bu simgesel teşekküller devamlı kolektif bir yeniden-hazırlanmaya ve tedrici bir silinmeye maruz kalırlar.

    Kitle iletişiminin etkin olduğu engin bir kolektifliğe özgü kamusal alandan bahsettiğimde benim analizim toplumsal, siyasi ve ekonomik bir çerçevenin gitgide daha çok vurgulanan hâkimiyetini varsayar; bu çerçeve, geleneksel yer ve topluluk yapılarının ötesinde, 150 yıllık bir üründür: Bu 150 yıl içinde önce endüstriyel sonra teknik devrimler gerçekleşti, kitlelerin kent merkezlerine göçü ve piyasalarla işletmelerin küresel seviyede bütünleşmesi sayesinde halkların ve ürünlerin hızlı hareketliliği gelişti. Aileler ve küçük topluluklar gibi sınırlı gruplar, yakın bir yörede yaşayan bireylerin kişilik ve nesil hatıralarından çekilmiş benzer türde tecrübeler paylaştığında, kitle toplumları genelde tecrübe biçimleri birbirinden apayrı ve birbirini az tanıyan grupları bütünleştirir. Onların ilişkileri anonim bir nitelik kazanır, böylece daha küçük ve homojen toplumsal çevrelerin daha tipik bağlarından ayrışırlar. Bu anlamda, kitle toplumlarında grup perspektifinin parçalanması, emsalsiz bir ölçek kazanır. Aynı sahnede birlikte var olmaları benim “eşzamanlılık ufku” dediğim ortaklığı getirir. Bu bağlamda, farklı grupların perspektifleri, bazen üst üste binen simge sistemlerinden türer; örneğin, aynı dili konuştuklarında, genelde gelenek, din, lehçe, toplumsal faaliyetler vs. açısından ayrışırlar; bu esnada da grupların tecrübesini ve belirli beklentilerini yönlendiren kolektif hafıza hatları kurarlar. Ailelerin, yerel derneklerin veya küçük toplulukların üyeleri birbirlerine ne kadar benzer olursa olsun3, görece homojen kitle toplumlarında bile kamusal alan bir hareketlilik izi taşır, kişisel ve toplumsal varoluş biçimlerinin değişimini barındırır, çağdaş toplumları geleneksel yaşam biçimlerinin ötesine sürüklemekle kalmayan, aynı zamanda onların ortak bir dünya içinde birlikte var olma biçimlerini de özünde dönüştüren dış etkilerle bir temas içerir.

    Çağdaş kitle toplumunun belirmesine ve kamusal alanın o toplum üzerine kurulmasına öncülük eden bu dönüşüme istinaden, benim “eşzamanlılık ufku” dediğim şey, birçok grup perspektifi içerir; bu perspektifler, ilk bakışta, gündelik etkileşim dünyasından türerler; burada, grup kimliğini tesis eden çökelmiş simge şebekeleri onların birlikte var olma biçimlerini doğrudan etkiler ve bireylerle sınırlı gruplar arasında doğrudan karşılaşmaların vuku bulduğu bağlamı kurar. Öyle ki bizim çağımızda, gündelik yaşam dünyası, sosyo-politik gerçekliği ilgilendiren sıradan peşin hükümlerin kaynağındaki ilk dünya, farklı grupların paylaştığı aynı eşzamanlılık ufku içinde mevzilenen simge şebekelerinde kaynağını bulur. Birçok tabakaya çökelen bu simge şebekeleri, sabit ve hareketsiz olmak şöyle dursun, nesiller değiştikçe ve yabancı ortamlarla temas kurma fırsatı sayesinde gerçeklik hususunda farklı perspektiflerle karşılaştıkça gelişir.

    İşte medya, bu çağdaş kitle toplumları bağlamında, kamusal alana mevcut biçimini verir. Normalde doğrudan görüşün bütün imkânları dışında kalan şeyi kamunun gözünün önüne getiren medya, basit aktarımın ötesinde, olaylara ve mevcut meşguliyetlere kolektif hafızada daha yüksek bir konum bahşedilmiş kamusal bir önem atfetme rolü benimser. Basılı metinler veya görsel imgeler vasıtasıyla, genelde yalnızca küçük bir azınlığın doğrudan tanıklık edeceği şeye kamusal bir statü kazandırma kabiliyeti sebebiyle kitle iletişimi bir “idrak”4 işlevi üstlenir: Böylece, bilginin sadece ulaşmasını değil, bu bilgilerden hareketle, bizzat kamusal alanın statüsü hakkında bir idrak de temin eder.

    Hususi bir topluluk ve ona özgü kamusal alan perspektifinin ötesinde, kitle iletişiminin kapsamı, gittikçe daha geniş ve daha tam bir şekilde yabancı simge şebekelerini de kuşatıyor ki bunlar genelde kitle medyasının haberdar ettiği alıcılar nezdinde doğrudan anlaşılır bile değil. Böyle bir durumda kamusal bilgi, tercüme edip yorumlayan aktarım faaliyetine bağlı olur, yoksa diğer türlü aktarılan şey geniş ölçüde anlaşılmaz kalır. Medya böylece yerel topluluğun, daha geniş bir toplumun ve küresel toplamın iç içe geçtiği eş merkezli alanlara bir görünürlük bahşeder. Bu görünürlüğü her seviyeden bilgi şebekesine sunduğunda ise kitle medyası bir seçme, düzenleme ve yorumlama süreci yönetir, bilgi böylece medyaya özgü bir zaman-mekân ve mantık yapısıyla uyum içinde şekillenir. Bu yapı, doğrudan karşılaşmaların gündelik dünyasında işleyen zaman-mekân ve mantık düzeninin basit bir üretiminden türemez; daha ziyade, belirli bir eşzamanlılık ufku dâhilindeki kitle iletişimine ve kamusal alana özgü özerk simge tecessümünün bir biçimine riayet eder. Ayrıca kitle iletişimine özgü bu zaman-mekân ve mantık yapısı, sabit ve hareketsiz olmak şöyle dursun, bilgiyi aktaran medya tekniklerinin maharetleri sayesinde esaslı dönüşümlere gebedir.

    II. Kitle iletişimi, gündem alanı ve kamusal alanın şekillenmesi

    19. yüzyılda hem yazılı metinleri hem de görselleri yan yana yayınlayan yüksek tirajlı günlük gazetelerin yayımlanmasından tutun da 20. yüzyılda radyoya, oradan sinema ekranında gösterilen canlı imajlara ve video üretimine, hatta akıllı telefon ve tablet gibi yüksek çözünürlüklü bilgisayar ekranlarına kadar, kitle medyası daima imgeleri ve sözleri dakik bir kesinlikle ve gittikçe artan bir hızla üretmeyi mümkün kılan gelişmeden yararlandı. Bu alandaki teknolojik gelişmeler, gündelik yaşam dünyasında tecrübeyi taklit etme ve küresel çapta hemen bu taklidi haber verme kabiliyetinin devamlı yetkinleşmesini mümkün kıldı. Dolaysız yahut “kanlı canlı” yaşam dünyasında olayların gittikçe yetkinleşen bu taklidi sayesinde, medya bu dünyanın gerçekliğini sahneleme iddiasında bulunur. Bu emelle uyum içinde, gündemi aktarma model alınan iletişim biçimini sağlar; bu sayede, kitle medyası eylemlere ve olaylara kamusal bir görünürlük bahşeder ve kamusal alanın şekillenmesinde esaslı bir rol üstlenir.5 İlk aşamada gündemin aktarılması üzerinde dursak da kitle medyası, yaydığı iletişim biçimlerine özgü zaman-mekân ve kavram formatını bilgiye dayatır.

    Video formatı veya dijital formattaki imgeler ve sözler vasıtasıyla bilginin iletilmesi sayesinde olayları böyle yeniden şekillendirme eylemi, bizim analizimiz için hususi önem teşkil eden birçok farklı tarza o olayları dönüştürür. Öncelikle, bilgi küçük ekran alanına sıkıştırılır ve uydurulur, ve bir anda aktarım kesitlerinin hızlı hareketinin gerektirdiği zaman çizelgesine sunulur. Diğer yandan, bilgi geniş bir izleyici kitlesinin kayıtsız ilgilerine sıradan biçimde uyarlanır. İşte bu bizim genelde onun anonimliği dediğimiz şeyi niteler.6 Sosyal medyanın yeni interaktif biçimlerinin kişisel bir etkileşim ölçüsü sunmak için programlanmış olduğu doğruysa da bir arayüz vasıtasıyla karşılaşmalar medyatik hâle gelir; bu sayede “kanlı canlı” mevcudiyet taklit edilir ve bu biçim altında bir kitleye yayılma ihtimalini göz önüne alarak şekillendirilir. Üçüncü açıdan, bilginin seçimi genelde son olaylar çerçevesindeki güncelliğine bağlıdır, yani “flaş haber” olmasına: Böylece devamlı bir güncellemeye tabi tutulur, eski unsurlar yerini yenilerine bırakır. Olayların güncelliği ve güncellenmelerinin hızı, onları bağlam dışı bir çerçeveye sokar; bu çerçeve, son olayları ilgilendirmeyen her şeyi dışarda bırakma eğilimindedir. Dördüncü bakımdan, televizyondan aktarım ve gazeteler vasıtasıyla, bilginin farklı unsurları tipik biçimde rastgele dizilir. Zaman kesitleri veya bölümleri dâhilinde düzenlenseler de ekonomi, spor, hava durumu veya haber gibi farklı unsurlar yan yana dizilir ya da az çok keyfî bir sıra içine sokulur. Kitle iletişiminin bu tipik formatı, televizyon ekranlarında, tabletlerde ve akıllı telefonlarda vurgulanır; bu aygıtlarda aşırı-medyatik7 düzenleme imgeyi ve yazılı metni yan yana koyar. Gündeme dair haberler, reklamlar, diziler, maçların sonuçlarının aktarımı gibi şeylerin hepsi kamunun dikkatini yeniliğe veya daima en iyisi olduğunu iddia eden şeye çeker.

    Kamusal hafızaya doldurulan temsillerin görünürlüğü, kitle iletişimi formatının dayattığı düzene bağlıdır. Burada bir simge düzeni bulunur, işaret ya da belirti biçimi altında tezahür ettiği için değil, zaman-mekân ve mantık yapısı yüzünden; bu yapı, bilginin derlenmesi, yer değiştirmesi ve yeniden çerçevelenmesi işlemleri esnasında yayılır; böylece, güncel gelişmeleri aktaran metinler ve hareketli görseller vasıtasıyla, bir bakıma, kamunun gözünü cezbetmeye imkân sağlanır. Medyanın sunduğu bilginin formatı, o bilgiyi, tecrübenin ve esas gündelik hatıraların eşzamanlılığı ufkundan “gündem alanı” diyebileceğimiz şeye taşır. Gündem alanında medya bilgiyi kitleye yayılması için gerekli olan zaman-mekân ve mantık yapısına tabi kılar. Gündem alanı ile indirgenmiş, derlenmiş ve yeniden şekillenmiş format, tecrübenin ve hafızanın esas çerçevesi mahiyetindeki gündelik yaşam dünyasına demir atmış eşzamanlılık ufku ile kendi temsil tarzı arasında bir hendek kazar.

    “Eşzamanlılık ufku” ve “gündem alanı” arasındaki ayrımı işlediğimizde mümkün bir yanlış anlamadan hemen kaçınmak gerek. “Eşzamanlılık ufku” kavramı üzerinde etki gösterdiği gibi kitle iletişiminin zaman-mekân ve kavram formatını da şekillendiren “gündem alanı” kavramı sadece grup tecrübesi ve hatırasının kamusal alanını ilgilendirir. Bu kavramlar, esasen farklı zaman tecrübesi biçimlerine tekabül eden özgün tarihsel kategorilerden ayrışmalı. Benim yorumuma göre, “eşzamanlılık ufku” ve “gündem alanı”, sırasıyla, üst üste binen çağdaş nesillerin yaşam süreleriyle ve medya tarafından aktarılan haberlerin güncelliğini koruduğu geçici bir anla sınırlanır. Bu kullanıma göre, iki zaman, Reinhart Koselleck’in “tecrübe mekânı” (Erfahrungsraum) dediği şey içinde anlaşılabilse de Koselleck’teki tarihsel kategorilerden ayrışan grup tecrübesi tiplerine tekabül ederler. Ona göre, tarihin modern tecrübesi, 18. ve 19. yüzyıla dayanır, çünkü tarih ilk defa o zaman kendi başına devam eden özerk bir süreç olarak algılanır. Çünkü Koselleck için “tecrübe mekânı” dâhilindeki tarih, birleşmiş bir süreç biçimi altında yorumlanır, verili bir “beklenti ufku” (Erwartungshorizont) çerçevesinde gerçekleşen bir gelecek umudundan itibaren kendini sunar.8 Benim analizim, kamusal bir ölçüdeki kolektif tecrübe ve hafızaya yoğunlaştığı için tarihsel zamanın tek biçimli kategorilerinden ziyade bir kitle toplumu içinde parçalanmış zaman perspektiflerinin çoğulluğundaki etkileşimi işler.

    Diğer taraftan, kamusal bir ölçü dâhilinde kolektif tecrübe ve hafızanın alanına sıkışırsak, yaşam dünyasının eşzamanlılık ufku ve bir gündem alanı içinde kitle medyasının kurduğu teşekküller arasındaki bu ayrım, bu formata taşınan hareketli imgeler ve yazılı metinler bir yerde ayrı duracakmış gibi yorumlanmamalı; aksine, gündelik yaşam dünyası üzerindeki medyatik olayların yadsınamaz ve dolaysız etkisi, belirli bir grubun eşzamanlılık ufku içinde cisimleşmiş simgeler ağında bir yankı bulmaya yönelik büyük kabiliyetini gösterir. Bu yüzden, kolektif hafızaya doldurulmuş olayların sanal temsili, her günkü Lebenswelt dâhilinde alelade açığa çıkandan daha büyük bir anlama bürünebilir.

    Sanal temsil ve gündelik yaşam dünyası arasındaki boşluk, ancak nadiren anılan kamusal varoluşumuzun esas veçhesini teşhis etmeye imkân sunar. Gerçek dünya için kolektif biçimde aldığımız şeyi gitgide daha yetkin biçimde taklit etme kabiliyeti vasıtasıyla medyanın ispatladığı bu sıra dışı gücü, tam da taklit [simmulation] eyleminin kendisini gizleme [simmulation] ve unutturma konusunda başarılı olmasında kendini gösterir. Medyanın eriştiği yetkinliğin sureti bizi genelde bilginin yayılmasının inşa edeceği yeniden teşekkül mantığını ve zaman-mekân yapısını hesaba katmamaya sürükler.

    İşte tam burada asıl sorumuza gelebildik: Gündelik yaşam dünyasına karşı münasebetsizliği dâhilinde kitle medyasının işlediği bu taklidin kesin etkileri neler? Aynı eşzamanlılık ufkunda üst üste binen farklı nesillerin mayalayıp yaydığı karmaşık simge şebekelerinin çakışmasından itibaren yaşam dünyasının yön kazandığı bir yerde medya formatı vasıtasıyla temas ettiğimiz bilgi, bir ekranın arayüzü üzerinden aktarılan imge ve söz kümelerinin birleşme biçimi altında kendini sunar. Gündeme odaklanan ve bağlam derinliğine ancak kısıtlı bir yer tahsis eden medya formatı, hem heterojen hem parçalı bakış açılarını ve perspektif farklarını tekdüzeleştirmeye ve aynı seviyeye getirmeye meyleder. İşte bu şekilde, aktarımların formatı, iletilen olayları seçmeyi ve düzenlemeyi etkileyen dış etkenlerin işleyişi ile özellikle uyumlu görünür. Bir tarafta, siyasi bakımdan, derlenmiş, yeri değişmiş ve bağlamdan çıkarılmış format, kamusal dünyanın gerçek çoğulluğunun basitleştirilmesine yol açar ki burada baskın bir grubun ve onun seçkinlerinin bakış açısı kamusal görünürlük alanını olabildiğince kolay tekeline alır. Diğer tarafta, dinleyicisinin ebadına göre programların başarısına karar veren ticari etkenler, programlamayı reytinglerin aralıksız değerlendirmesine tabi tutar, bu da yalnızca dizilerin seçiminde değil, gündemin aktarımındaki başarıda bile rol oynar.9 Bunun dışında, ticari etkenler, her zaman bizzat fark edilmese de, internetteki temsil biçimlerinde gittikçe merkezî bir yer işgal eder. En yüksek sayıya uygun olana uyarlanan medya formatı, bütün bu durumlarda, aktarımların niteliğiyle veya doğruluğuyla zorunlu bir bağa sahip değildir. Bu bakış açısına göre, olayların kitle bilincini uyandırmasına ve kolektif hafızada yankılanmasına neden olan medyanın yansıtıcı işlevinin sadece zayıflamasına değil aynı zamanda bozuşmasına da yol açar.

    Bu eleştirel tespitler, aydınlatılmadığı takdirde karanlıkta kalacak durumları açıklığa kavuşturma kabiliyetine sahip keskin aktarımların ve gayet bilinçli gazeteciliğin önemini azaltma amacı gütmez. Bugün gitgide daha fazla tartışılan basın özgürlüğünün temel rolünden şüphe etmek söz konusu olamaz. İyi yürütülen bir soruşturmada araştırmacı gazetecilik, bir krizi, bir çatışmayı veya başka bir durumu besleyen bakış açılarının karmaşasını aydınlığa kavuşturabilir. Ancak, hem yazılı basının hem de televizyondaki geleneksel haberlerin rolünün hızla düştüğü bir çağda yaşıyoruz.

    Geleneksel haber bültenlerinin gözden düşmesi, dünya çapında güvenilir kaynaklardan verilerini toparlamakla yükümlü bilgi organlarına da zarar verir. Yazılı basın ve televizyon, haberlerini yaymak için gitgide internet sitelerine bağımlı hâle geliyor, çünkü bu mecralardan elde edilen reklam gelirleri, geçtiğimiz on yıllara nispetle hayli düştü. Buna karşın, sosyal medya, bilginin yayılmasında daima artan bir rol üstleniyor; nitekim, geleneksel medya, hitap ettiği kitleye ulaşmak için, reklam gelirlerinden daima büyük bir pay elde eden Facebook, YouTube, Google ve diğer platformlara daha bağımlı hâle geliyor. Üstelik, bu sosyal medya mecraları, kendi sitelerinden yayılan içerik için hiçbir sorumluluk almazken, araştırmacı gazeteciliği teşvik edecek bir girişim başlatmaya hevesli de değiller.10

    Televizyon haberlerinin ve özellikle yazılı basının rolünün zayıflaması, siyasi çıkarların görmezden geldiği olayları aydınlatarak olguların hakikatini doğrulayan farklı bakış açılarıyla hâlâ yüzleşmenin peşinde olan araştırmacı gazetecilik mesleğinin kırılganlaşmasına da yol açtı. Araştırmacı gazeteciliğin zayıfladığı yerde bilgi de eleştirel denetimin her türünden kaçan etkilerin nüfuzu altına gitgide kolayca girer. Böyle bir durumda, bakış açılarının karmaşasını parçalı bir simgesel ufukta yeniden tesis etmeyi hedefleyen haberlerin asıl amacına güven kalmaz, bu da olgu hakikatlerinin asıl statüsünün değerden düşmesine yol açar. Bu yüzden, siyasi hedefler uğruna, “alternatif olgular” denen kurgusal yaratımlar için yer açan kamusal bir alanda, her haber biçimi, fark gözetmeden, “yalan haber” diye nitelenebilir.11

    Bağlamdan çıkmış, kimin şekillendirdiği belli olmayan ve medya formatının devamlı akışı içinde olan şemalar, gündelik yaşam dünyasına yönelmeye ve oranın gerçekliğini belirlemeye girişip o dünyanın tecrübesine ve hafızasına özgü bağlam mantığına ağır bastığında bu tasavvurların temel önemi ortaya çıkar. Taklit edilen tecrübeye atfedilmiş ayrıcalığın gücü, böylece dünyanın bilgisinin kaynağıymış gibi, yaşam dünyasının gündelik tecrübesi içinde iş gören bağlam mantığı ve zaman-mekân irtibatlarının rolünü küçültmeye çalışır. Oysa, benzeşmeyen gruplarca bir eşzamanlılık çerçevesi içinde tutulan parçalanmış kolektif hafızanın kaynağını birçok yüzeyle özdeşleştirme imkânı sunan işte bu bağlam mantığıdır ki bu grupların farklı bakış açıları çökelmiş simge şebekelerinin derin katmanlarından faydalanır. Tarih-yazımının işlediği bağlam mantığı da budur; eleştirel ilkeler ona rehberlik ettiğinde, yorumların çok-türlü olmasını aydınlatır ki böylece göz tanıklığının dolaysızlığının tabi olduğu mümkün farklı açıklama düzenleri karşısında geçmişin eylemleri ve olayları ahenkli biçimde yeniden tesis edilsin. Diğer taraftan, araştırmacı gazetecilik yine de medya formatının yol açtığı denetimsiz eğilimleri düzeltme hizmeti vermek için bu ilkelerden ilham alabilir. Fakat, kitle medyası formatının öncelik verdiği parçalanmış ve bağlamdan çıkarılmış temsillerin gitgide daha çok vurgulanan hâkimiyeti, kamusal dünyanın gerçekliğini algılama hususunda çağdaş kitle toplumlarımızda gittikçe daha belli olan bir kırılganlaşmaya yol veriyorsa şayet bu bizi şaşırtmamalı.

    Nihayet, grup perspektiflerinin her birinin serbest etkileşimi sayesinde tutarlığını kazanan kamusal alan, çarpıtılmazsa şayet, bakış açılarının çoğulluğunu kapsayan bir düşünceden ayrışmaz; ki bu düşünce, şimdiki zamanda kamu nezdinde önemli olan şeye öncülük etmiş geçmişin somut işaretlerini derinlemesine yeniden bağlam içine sokma yoluyla beslenir. Bu muhakemeye göre, şimdiki zaman öyle bir geçmişin derin köklerine dalar ki, o geçmiş, mevcut eylemi belirsiz bir gelecek içinde yansıtma imkânı sunan dolaysız verili bir dünyanın somut gerçekliğini yorumlamak için temel bir bağıntıyı tutar; yadsındığında, unutulduğunda veya bastırıldığında bile.

    *Prof. Dr., Picardie Jules Verne Üniversitesi, İnsani, Sosyal ve Felsefe Bilimleri Bölümü

    1. 1 Edmund Husserl, Zur Phänomenologie der Intersubjektivität. Texte aus dem Nachlass. Zweiter Teil: 1921-28, ed. Iso Kern, Husserliana, cilt 14 (Den Haag: M. Nijhoff, 1973), s. 278 vd.
    2. 2 Simge tecessümü kavramı ışığında yorumlanan kolektif hafıza konusu için bkz. benim kitabım: Collective Memory and the Historical Past (Chicago: University of Chicago Press, 2016).
    3. 3 “Topluluğun aşinalık alanı” (“Sphäre gemeinschaftlicher Vertrautheit”) Helmuth Plessner’in sunduğu yerinde bir kavramdır: “Grenzen der Gemeinschaft.  Eine Kritik des sozialen Radikalismus” (1924), Gesammelte Schriften, vol. 5, Macht und menschliche Natur (Frankfurt am Main: Suhrkamp 1981), s. 55-56.
    4. 4  Burada Niklas Luhmann’ın aydınlatıcı tespitlerine işaret etmek istiyorum: “Kitle iletişiminin işlevi […] toplumsal bir sistemin kendini gözlemleme yönelimi içinde […] kendisinin imkân şartlarını bizzat yaratacak bir gözlem üretmektir.” Niklas Luhmann, Die Realität der Massenmedien, (Wiesbaden: Vs Verlag, 2004), s. 173.
    5. 5 Niklas Luhmann, kitle medyasının üçlü işlevini gözler önüne serer: haberler (Nachrichten), reklamlar (Werbung) ve eğlence (Unterhaltung). Bu konuda şöyle der: “Daha hassas her analiz ve özellikle deneysel her araştırma, gerçekliği aydınlatmaya doğrudan yarayan ve aynı zamanda bilgilendirme ve aktarma hizmetleri işleviyle doğrulanan ve algılanan alanla başlar.” Niklas Luhmann, Die Realität der Massenmedien, s. 120, 141.
    6. 6 Luhmann, Die Realität der Massenmedien, s. 11; Pierre Bourdieu, Sur la télévision, suivi de l’emprise du journalisme (Paris: Raisons d’Agir, 1996), s. 54-55.
    7. 7 Hypermédiation: Bu kavram hakkında Jay David Bolter ve Richard Grusin’in aydınlatıcı kitabına bakabilirsiniz: Remediation: Understanding New Media (Cambridge, MA: MIT Press, 2000), s. 53.
    8. 8 Bkz. Reinhart Koselleck, Vergangene Zukunft: Zur Semantik geschichtlicher Zeiten (Frankfurt am Main: Suhrkamp, 1979), s. 349-75.
    9. 9 Neil Postman, Steve Powers, How to Watch TV News (Londra: Penguin, 2008), s. 78-79; Pierre Bourdieu, Sur la télévision, s. 78.
    10. 10 Sosyal medyanın ve bu gelişimin etkilerinin eriştiği son nokta hususunda harika analizler içeren Mats Hyvönen’in makalesine bkz.: “As a Matter of Fact: Journalism and Scholarship in a Post-truth Era,” ed.: Michael A. Peters, Sharon Rider, Mats Hyvönen, Tina Besley, Post-Truth, Fake News, Viral Modernity and Higher Education (Singapur: Springer, 2018), s. 121-132.
    11. 11Burada tabii ki ABD başkanı Donald Trump’ın idaresindeki danışmanlardan Kellyanne Conway’in kullandığı ünlü bir ifadeye işaret ediyorum; Trump’ın açılış konuşmasına katılan insanların sayısı hakkında konuşan Beyaz Saray Basın Sözcüsü Sean Spicer’ın düpedüz düzmece beyanları bir televizyon programında sorulduğunda Conway bunlara alternatif olgular (alternative facts) demişti.