Yazı Arşivi

‘‘Batı ahlaken çöküyor.’’ klişesini, özellikle Batı ile aramızın daha fazla açıldığı dinî veya siyasi içerikli kriz dönemlerinde daha yoğun olmak üzere, sık sık duyarız. Aslında bu klişe tamamen yeni de, sadece bize özgü de değildir. Çünkü bu, en azından, kendisi de bir Batılı olan Alman tarih felsefecisi Oswald Spengler’in, 1917 tarihli, Türkçeye de çevirilen Batı’nın…

Paris Per Laşez Mezarlığı’nın Müslümanlara ayrılan kabirlerinde yatan İsmail Hakkı Bey başta olmak üzere, tüm diğer rahmetlileriyle kuş diliyle vedalaştıktan sonra, kanat çırpıp gökyüzündeki bulutlara doğru henüz yol almaya başlamıştık ki, ardımızdan bir karganın “aaahlaaak, aahlaak!” diyen sesini duyduk. Epey sonra Akdeniz geride, aşağılarda kaldı. Bu denizin güneyinden kuzeyine yılın her günü bir göçmen akını…

Prof. Dr. Franz Martin Wimmer Kültürlerarası Felsefe ‘‘ekolü’’nün öncülerinden. Kültürlerarası Felsefe terkibi de Wimmer’in 1990 yılında yayımlanan Kültürlerarası Felsefe, Teori ve Tarih isimli kitabıyla felsefe literatürüne giriyor. Dünyanın pek çok saygın üniversitesinde öğretim görevlisi olarak bulunmuş olan Wimmer, 30 yılı aşkın bir süredir Viyana Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdürüyor ve yaklaşık çeyrek asırdır felsefede hâkim Avrupamerkezci…

Bu yazının amacı, Nurettin Topçu’nun (1909-1975) ortaya koyduğu ‘‘ahlak’’ kavrayışını incelemektir. Ne var ki, esasen geniş incelemelere muhtaç olan bu konu hakkındaki sözlerimiz, birkaç sayfayla sınırlı kalmak zorundadır. Bu nedenle, Nurettin Topçu’nun ‘‘ahlak’’ hakkındaki görüşlerini, içerdikleri süreç bakımından kısaca ele almak ve bazı yazılarında bizzat kendisinin verdiği isimle ‘‘isyan ahlakı’’nın basamaklarını göstermeye çalışmak, herhâlde en…

İbnü’l-Arabi ve eserlerine yönelik artan ilgi, onunla ilgili birbiriyle çelişen tasavvurları da beraberinde getirdi. Artık tek bir İbnü’l-Arabi tasavvurundan söz edemeyeceğimiz bir muhipler sınıfıyla karşı karşıyayız. Bu garip durum kısmen çağımıza mahsus olabilir: İbnü’l-Arabi gibi kapsamlı bir düşünür ve eserleri üzerinde derinlikli araştırmadan yoksun ‘‘ilgiler’’ neticede farklı kaynaklardan beslenen hükümler ve yorumlar intaç edecekti. Üstelik…

Gazzâlîʼnin yaşadığı dönem ve eserleri ile aramızda dokuz asırlık bir zaman dilimi bulunuyor. Öyle ki, bizden çok uzak bir ortaçağ düşünürünün, bize bugünkü problemlere ilişkin tavsiyelerde bulunabilmesinin ve bu problemlere nasıl yaklaşacağımız konusunda bize yardımcı olabilmesinin tahayyülü zor görünüyor. Ancak söz konusu felsefi ve teolojik problemler öyle bir niteliğe sahiptir ki, bazen geçen zaman onları…

Bu güzel bir fırsat, BENİM TIRMANAN SARMAŞIĞIM! BENİM İLKBAHARDA AÇANIM!, eski modayı takip etmek için: Sana olan sevgimi bir yaprağın üzerine yazıyorum ve –şayet engelleri aşmayı başarabilirsem- bu yapraklar çok olabilir. Senin her zaman dediğin gibi, iffetsizlik gözlerimden okunuyor. Sen okurken, ben omzunun üzerinden bakıyorum. İlkin: Tövbekârların canı cehenneme! Fena bir kavgaydı o, ben de…

İslam bilim ve düşünce tarihinde hiçbir düşünür tercihleri ve fırkalar hakkındaki tavrıyla İmam Gazzâlî kadar müessir olmamıştı. Öyle ki, onun tercihleri, kısa ömrüne sığdırdığı onlarca kitabında tezahür eden bilim adamlığı kimliğinin bile önüne geçmiş, İslam dünyasında biline gelen hakikat fırkalarına dair tespit ve değerlendirmeleri düşünce hayatının gidişatına yön vermişti. Öte yandan Gazzâlî’nin bu tavrı bilhassa…

Yirminci yüzyılın başlarında, Avrupa’da dünyaya gelen ve hemen hemen yaşıt olan Fritjof Schuon, Titus Burckhardt ve Martin Lings’in yolları muhtemelen kendilerinin de tahmin edemeyeceği bir ilginin rabıtasıya kesişir ve zamanla aynı merkeze doğru yönelmeye başlar. Schuon 1907’de Basel’de, Burckhardt 1908’de Floransa’da ve Lings ise 1909’da Manchester’da dünyaya gelir. Aristokrat bir ailede dünyaya gelen Burckhardt’ın babası…

Bir zamanlar dünyanın her bucağına medeniyet götürme yarışında en önlerde olanlardan, Yedi Düvel’den birisinin baş şehri burası: Paris. Çılgınca tüketim ve bu tüketimde her tüketilen nesnenin ‘‘en güzel paket’’ edildiği şehir. Burada ne arzular frenenlenebiliyor ne de onları tatmin hırsları. Édith Piaf, Maria Callas ve Ahmet Kaya (1956-2000) gibi, Allah vergisi güzel seslere sahip birçok…