Yazı Arşivi

01 Ekim 2013

Din, Topluma Entegre Olabilme Gücünü Yitirdiğinde Esasen sorulması gereken asıl soru, Tanrısız ahlakın mümkün olup olmadığı değil, gerekli olup olmadığıdır. Bu gerekliliği, dinin, bireyselleşme sürecinin ortaya çıkmasıyla topluma entegre olabilme gücünü yitirmesi ortaya çıkarmıştır. Nitekim toplumu bir arada tutmayı garanti altına alabilmek için, dinin boş bıraktığı alan başka bir şey ile dolmalıydı. İnsanlar, daha önceki…

01 Ekim 2013

‘‘Yıllarca kendi çocukluk öykümün üzerindeki örtüyü kaldırabilmenin yollarını aradım. Ve sonraları bunun ulaşılması olanaksız bir hedef olduğunu kavradım…’’ Das Drama des begabten Kindes und die Suche nach dem wahren Selbst isimli kitabını bu cümlelerle bitirir Alice Miller. İnsanın kendini tanımasının, kendi (çocukluk) öyküsünü ‘‘deşmesiyle’’ mümkün olabileceğine ikna edilmiş bizler için duymaktan hazzetmeyeceğimiz denli keskin bir…

01 Ekim 2013

Masal, bir meselenin hayaldeki çözümüdür. Gerçeklikle başa çıkmak için insanı daha kuvvetli kılmaya çalışır, yaşamın lezzetli tarafını vurgular, keder ile dalga geçer fütursuzca, zaman içinde bir ileri, bir geri gider, bitmez ve tükenmez bir zevk ile insana seslenir. Masallar sadece çocuklara hitap etmez. Her okunduğunda içimizdeki çocuğa da dokunur. Günümüzde masallar artık filme dönüşüyor. Keman…

01 Ekim 2013

Kur’ân-ı Kerîm’deki ahlaka ilişkin ayetler ve Resûlullah (s.a.v.)’in gerek sözleri gerek hayatındaki uygulamaları, pratik hayatta birebir uygulanması mümkün pek çok emir ve tavsiyeyi inananlara sunmaktadır. ‘‘Dedikodu yapma!’’, ‘‘Komşularına yardımcı ol!’’ gibi doğrudan eyleme ilişkin emirler, daha ileri bir sorgulamaya neden olmaksızın pratikte karşılığını bulmaya müsaittirler. İnsanlar, bu emir ve nehiyleri takip ederek ‘‘İslam ahlakı’’na uygun…

01 Ekim 2013

Düşünce tarihi birbirinden oldukça farklı ahlak temellendirmelerine tanıklık eder. Kimi düşünürler ahlakın kaynağının haz, kimileri tabiat, kimileri insan duygularından biri –mesela korku-, kimileri sezgi, kimileri toplum, kimileri Tanrı’nın buyruğu ve kimileri de insan aklı olduğunu iddia etmiştir. Bu görüşleri birer birer tartışıp bunlar arasında tercih yapmak yerine bu görüşleri tartışmaya imkân verecek şekilde, “İnsanın ahlaklı…

01 Ekim 2013

İslam ilim geleneğinde ahlak düşüncesinin oluşumunu teşvik eden unsurların başında hiç kuşkusuz İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ve hadislerdeki ahlak vurgusu gelmektedir. Bu konuda örnek verilebilecek birçok ayet ve hadis bulunmasına rağmen özellikle dikkatimizi çeken “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” ayeti ile, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” şeklindeki nebevi mesajı burada hatırlamak İslam’ın…

01 Ekim 2013

Meşhur Cibrîl hadisinde üç temel konuya işaret edildiğini biliyoruz: İman, İslam ve İhsan. Hucvirî Keşfu’l-mahcûb adlı eserinde tasavvufî ekol ve tarikatları geniş bir şekilde inceleyip tanıttıktan sonra eserini yüzseksen sayfalık Tasavvufî Hakikatler ve Muameleler başlığıyla tamamlamıştı. Bu bölümde Hucvirî adeta söz konusu üç temel konuyu, yani, iman, ibadet ve ahlâkı bir araya getirmiş, bunlar arasındaki…

01 Ekim 2013

İslam felsefesinin kurucu filozofu olan Farabi’yi hesaba katmaksızın doğru ve kuşatıcı bir beşeri düşünce tarihi yazmak herhâlde mümkün olmayacaktır. Doğu’da ve Batı’da Farabi üzerine yapılan çalışmalar onu felsefe tarihinin altın bir halkası olarak karşımıza çıkarmaktadır. Her şeyden önce şu tarihi hakikati ifade etmek gerekir ki, kadim medeniyetlerin Grekler üzerinden taşınıp gelen felsefi mirası onun çalışmalarıyla…

01 Ekim 2013

Karşıt kültür (Counter-Culture) fikrini ilk kez 1960’lı yıllarda, sosyolog John Milton Yinger, ünlü American Sociological Rewiew dergisinde öne sürmüştü. Toplumun tümü üzerinde etkin olan kültürün yanı sıra sadece küçük gruplar tarafından yaşanan alt kültürlerin de olduğunun altını çizen bu makale, yepyeni bir fikir ve sanat hareketinin doğuşuna öncülük etti. Kısa bir zaman sonra Paris’ten başlayarak,…

01 Ekim 2013

Batılılaşma denkleminde ‘‘kalkan’’ olarak bırakılan alandır ‘‘ahlak’’. Batı’nın her şeyine talip olanların ‘‘tenezzül’’ etmeyip bir kenara ayırdığı, şerh koyduğu alan. Kendine şerh koyan muhafazakar zihnin ‘‘yeni’’ ile buluşma, ondan istifade etme şekilleri bugün bizim için üzerinde düşünmeye değer zihinsel bir serüvenin miş gibi bir dünyadan elde ettiği malzemeler hükmündedir. Roman dünyası, gerçek hayatın miş gibi…