Sayı 67


27 Nisan 2021

Yazar: Adem Beyaz* 20. yüzyılın en etkin entelektüelleri arasında sayılan Dr. Sigmund Freud (1856-1939) ile Dr. Carl Gustav Jung (1875-1961) arasındaki doğrudan temas işte bu mektupla başladı. Dolaylı temas ise çok daha eskilere dayanır. 19. yüzyılın bitimine doğru Freud muazzam bir yalnızlığa mahkûm olmuştu. Kariyerinde hüsrana uğramış, umduğu gibi bir araştırmacı olamamış, üniversitede de bir…

27 Nisan 2021

Yazar: Rıdvan Özdinç „Bazan bir devletde ziyâdesiyle inhitat ve fütur emareleri zuhur etmişken tedâbir-i hekîmâne ile teceddüd edip tazelendiği vardır.” der Ahmed Cevdet Paşa. Tedâbir-i hekîmânenin ne olduğu ile ilgili Osmanlı ümera ve ulemasının uzun uzun kafa yordukları, eserler kaleme aldıkları vakidir. Tedbir kelimesinin felsefede yönetim, idare anlamlarına geldiği ve Aristo’nun ilimler tasnifinden beri amelî…

27 Nisan 2021

Yazar: İsa Akpınar Aşkın mebdei nedir? Genel kabul, aşkın tezahürünün “birdenbire”liği üzerinedir. Çoğu kez tek bir nazarın başlatmaya yettiği bu süreç, müşahedesi ve anlamlandırılması en zor hadiselerdendir. Her şeyden evvel bu hâlin ortaya çıkmasını hazırlayan sebeplerin teşhisi oldukça güçtür. Âşığın, aşkına sebep olarak göstereceği şeyler ise umumiyetle, klişe ifadelerin tekrarıyla yavanlığa ya da şairane sözlerle…

27 Nisan 2021

Yazar: Ahmet Özdinç Sıhhat u Maraz adlı eserinden tıbbi bilgiye hâkim olduğunu bildiğimiz 16. yüzyıl Türk şairlerinden Fuzûlî’nin değişimine işaret ettiği ve genel olarak insan tabiatı, karakteri, ya da huyu olarak ifade edilebilecek mizacın; biyolojik ve kalıtsal etkiyle mi yoksa sonraki deneyimlerden mi oluştuğu veya değiştiği sorusu erken dönemden bugüne filozof ve hekimlerin tartışma konuları…

27 Nisan 2021

Yazar: Selman Bayer İnsanın hikâyesinde sanatın etkisi epeydir tartışılıyor. Hikâyenin bütün kurgusunda pek görünmese de, temelinde gizlenen anlama olan etkisi ve yakınlığı reddedilemez. Bu yakınlığın zahiren uzaklık olarak tezahür ettiğini de kabul etmek elzem. Pek görünmeyen arada sezilen hatta sürekli varlığı sorgulanarak günahı alınan bir akrabanın hayati önemi ne kadarsa sanatın insanın hikâyesindeki önemi de…

27 Nisan 2021

Yazar: Semih Ceyhan* II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e geçiş sürecinde Türk modernleşmesi (asrîleşme) tartışmalarının merkez olgusu dinin ve biçimlendirdiği kurumların mahiyeti problemi idi. Tartışma masasının etrafında İslamcılık, Turancılık ve Batıcılık gibi farklı ideolojik bagajlara sahip münevverler ve âlimler konumlanır, bütün argümanlarını ve ülkülerini ortaya sererlerdi. Masa dışında kalmaya çalışan ve devrin akımlarından birine doğrudan akredite olmayan isimlerden…

27 Nisan 2021

Yazar: Mustafa Hakan Alvan Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerîf’ine gidildiğinde ilk göze çarpan ve mekânın bir İslam mabedi olduğunu hissettiren o eşsiz hat levhalarının hattatı, aynı zamanda bir musikişinas ve neyzen olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’yi tanıyalım. 1801’de Kastamonu’nun Tosya ilçesinde doğdu. Babası Bostanoğulları ailesinden Seyyid Mustafa Ağa’dır. Annesi, Kadiriyye tarikatının Rûmiyye kolunun piri İsmâil Rûmî’nin…

27 Nisan 2021

Yazar: Ahmed Bouyerdene* Tarihî bir şahsiyet ve efsanevi bir kişilik olan Emir Abdülkadir muhtemelen kendi yaşadığı devre dair yayınlanmış anı ve hatıratı en çok etkileyen 19. yüzyıl isimlerinin başında gelir. Namı öyle sınırlar aşmıştı ki doğum yerinin katı coğrafi hudutlarının ötesine geçmiş, 1846 gibi bir yılda, ABD’nin Iowa eyaletinde küçük bir kasabanın kurucuları kasabalarına Elkader…

27 Nisan 2021

Yazar: İdris Bostan* II. Abdülhamid devri (1876-1909), müstemlekeci Avrupa devletlerinin Amerika kıtasından sonra artık gözlerini yaşlı Afrika kıtasına çevirdikleri ve etkin bir şekilde kıtanın maddi imkânlarını ele geçirme projeleri yaptıkları bir döneme tesadüf etmektedir. Bu devirde İngiltere, Fransa, İtalya ve Belçika’nın kendi güçleri nispetinde veya kendi aralarında yaptıkları ittifaklar oranında hisse kapmaya ve bu imkânlardan…

27 Nisan 2021

Yazar: Yusuf Ziya Gökçek Kolonyalizm, her şeyden evvel bir bağlantılandırma pratiğidir. Bu yargıya göre Avrupa merkezli tarih yazımında, Batı’nın hinterlandı ya da eski kolonisi olan ülkeler, kendilerine uzatılan uygarlaştırılma örüntülerinin içinde varlık bulmakta, görünmektedir. Afrika sinema tarih yazımında da benzer bir sorun görünmektedir. Sömürge ülkesinin hafızası ve öz bilinci güçlü bir ötekinin gölgesiyle –sömürgeci- ilişkilendirilmekte…