Sayı 50


27 Ocak 2017

Kur’an, insanoğlunun yeryüzünde gerçekleştirmekle yükümlü olduğu emr bi’l-ma’rûf, ıslah, adalet gibi ahlâkî hedefler ve ideallerden söz ederken, bu temel hedeflerin önündeki engelleri aşma hususunda her insan tekini yetkin/yeterli bir varlık olarak tanımlar. İnsanoğluna nispet edilen “halifelik” (Bakara 2:30) ve “emaneti üstlenme” (Ahzâb 33:72) rolleri de tam olarak bununla alakalıdır. Birçok ayette Hz. Peygamber’in azılı düşmanlarından…

31 Ocak 2017

Sorumluluk kavramı, yani ahlaki yükümlülükler ve görev, özünde etiğin bir parçasıdır. Etik en genel anlamıyla, kişinin neyi yapması ve neyi yapmaması sorusunu ilgilendirmektedir. Bunların son zamanlardaki farklılaşmasını bir kenara bırakırsak, bu “–malı” ve “–mamalı” tavsiyeleri çoğunlukla ya otoriteye (“Çünkü XYZ böyle der.”) ya da şüphesiz bir yasayı içeren uzlaşmaya (“Çünkü biz bunun üzerinde mutabıkız.”) dayanmaktadır….

02 Şubat 2017

1. Hatırlatma: Felsefe Tarihine Kısa Bir Yolculuk Felsefe tarihinde kısa bir gezinti yapmama müsaade edin. Bu gezintinin amacı alıntılar yapmak değil, toplumumuzun geçirmiş olduğu dönüşümü tasvir etmektir. Hafıza kelimesi bu dönüşüme eşlik etmiş ve bunu kendi gerçekleştirmiştir ve bu sebeple modernlikle birlikte ortaya çıkmış olan paradigmalar, bu değişiminin sonuçlarını bizlere göstermek için oldukça uygundur. Platon’da…

07 Şubat 2017

Derginin bu sayısı için benden şu iki soruya cevap vermem istendi: 1) Sanat ve sorumluluk arasındaki ilişki nedir? 2) Sanatçı sanatıyla bir şeye karşı sorumlu mudur? Her şeyden önce bir soru sormak, zaten bir sorumluluk edimidir. Sorumluluk edimi her insanın her etkinliğini şu veya bu meseleye kasıtlı olarak yönlendirmektedir ve soru sormak bir vakum işlemindeki…

10 Şubat 2017

Takdim: “Allah-insan, İnsan-insan ilişkisinin mümkün olduğu ahlaki evren kurgusu nedir?” sorusunun cevabı İslam ahlak felsefesi çerçevesinde insan ve sorumluluğu bağlamında aranabilir. Bunun içinde öncelikle felsefe, İslam ve ahlak terimlerinin kısaca tahlilini yapmak gerekir. Felsefe, varlık, bilgi ve değer üzerine sistematik, tutarlı ve eleştirel düşünceleri inceler. Bir âlimin filozof niteliğini kazanması da Varlık/Tanrı ve varlık/evren ilişkisinin…

14 Şubat 2017

Bu kısa makalenin en temel düşüncesi dinin, en azından İbrahimî dinler denen Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın, bizi iki farklı biçimde sorumlu kılmasıdır: Kendi cemiyetimiz içindekilere karşı sorumluluklarımız ve kendi cemiyetimiz dışındakilere karşı sorumluluklarımız. “Sorumluluk” derken kastettiğim şey ahlaki sorumluluktur. Nasıl bir özgürlüğe sahip olduğumuz sorusundan ya da iradi eylemlerimizin Tanrı’nın iradesiyle uyumlu olup olmadığından bahsetmiyorum….

17 Şubat 2017

Günümüzde “şahsi sorumluluk” şüphe götürmez bir şekilde kabul görmektedir.2 Kişinin kendi sorumluluğunu üstlenmeye hazır olması onun girişimci, aktif, bağımsız ve özerk hareket edebilme isteğini ifade etmektedir. “Şahsi sorumluluk” ikna gücünü hem “insanın kendi suçu olan olgunlaşamama durumundan kurtuluşu” olarak açıklanan aydınlanmadan (Immanuel Kant), hem de devlet paternalizmi ve otoriter tahakküme yöneltilen radikal eleştiriden almaktadır. Bu…

21 Şubat 2017

Her toplumun yazılı ya da zımni yasaları vardır; fakat her toplumda o yasalara uymayanlar da vardır. Bundan dolayı bütün toplumlar bu yasalara uymayanlarla ne yapacakları sorusuyla karşı karşıya kalırlar. Suçlu olan ve ceza almayı hak edenleri ya da gelecekteki suçları ve diğerlerinin suçlarını engellemek için cezalandırılacak olanları belirlemek üzere adalet sistemlerimiz vardır bizim. Lakin her…

24 Şubat 2017

Avukatlar suç isnatlarına karşı savunmalarında deliliğe başvurarak nadiren başarılı olabiliyorlar: Yargılandığı suçu işlemiş olsa bile, davalının akli yetersizlik sebebiyle o suçtan sorumlu tutulamayacağı savunmasından bahsediyorum. Her ne kadar nadir görülse de suçluluk isnatlarına karşı akıl hastalığını savunma olarak kullanmak, bu durumun pratikteki önemiyle çok orantısız bir heyecanla karşılanıyor genelde. Amerikan başkanlarına suikast düzenleyenleri ya da…

28 Şubat 2017

Tarih boyunca “İnsan nedir?” sorusuna ilim, felsefe, sanat ve din açısından sayısız cevaplar verilmiştir. İlmin yaptığı tanımlar insanın nesnel/kadavra yönüyle ilgilidir. Yani ilim, yaşayan insandan çok laboratuvarda maddesiyle yer alan insanı kendine hedef almıştır. Sanat ise insanı duygudan ibaret gördüğü için tek yönlüdür ve bu nedenle realitedeki insanı anlamak ve tanıtmakta eksiktir. Felsefe, ilim ve…