Yazı Arşivi

Yasin Taşdemir*, Sedat Gençer** Yapay zekâ ve dil modelleri tartışılırken gerek popüler içeriklerde olsun gerek daha akademik içeriklerde olsun, bu araçları “anlayan”, “anlama sahip”, “kavrayan” gibi özellikler ile nitelemenin âdeta bir rutin hâline geldiğini görmekteyiz. Bahsedilen özellikleri bu sistemlere atfetmek o kadar yaygınlaştı ki bunu yaparken bu kavramların ne anlama geldiklerini düşünmeden, rahatça sarf eder…

Rushain Abbasi* Putperestlik kavramı, günümüzde pek çok teolojik terim gibi arkaik bir düzeyde tartışılmaktadır, belki bunun kendince iyi bir nedeni vardır.[1] Sıklıkla dost ve düşmanı ayırt etmek için bir polemik aracı olarak kullanılan bu araç, Kur’an’ın “birbirinizi tanıyın” (Hucurât suresi, 49:13) çağrısını, başka bir deyişle, tanımadığımız kişilerdeki insanlığı görme (ki aslında bu kendi benliğimizi tesis…

Söyleşi: Kadir Filiz Çağdaş felsefenin önde gelen isimlerinden Linda Martín Alcoff feminist teori, ırk çalışmaları, epistemoloji ve dekolonyal düşünce alanlarında kitaplar ve makaleler kaleme almıştır. ABD’deki City University of New York’ta (CUNY) felsefe profesörü olarak görev yapmaktadır. Visible Identities (Görünür Kimlikler) ve The Future of Whiteness (Beyazlığın Geleceği) gibi kitaplar kaleme alan felsefeci, çalışmalarında,…

Ekrem Demirli “Gerçeğin Sabit” ve “Bilginin Mümkün” Olduğu Çağlar Masal mı Oldu? Hakikat sabittir, bilgi mümkündür. Eski dünya sözü Düşünce tarihi döngüsel bir seyirle başladığı noktaya varmış görünüyor. Düşüncenin böyle bir yola girmiş olduğunun farkında değildik diyemeyiz aslında her şey gözlerimizin önünde oldu, her şey apaçık biz burada iken oldu. Felsefi…

Burhanettin Tatar* Yaklaşık üç asırdır Batı dünyası karşısında yenilmişlik ve geri kalmışlık travması yaşayan İslam dünyasının geçmişte ve günümüzde benimsediği hakikati -kayda değer oranda- bir başarı öyküsü olarak ele alması ne anlama gelmektedir? Bu soru, literal olarak ironik görünse de fiilen son asırlarda Müslüman entelektüellerin içine düştüğü bir açmazı seslendirmektedir. Bu açmazı bertaraf etmek…

Salih Aydın* “Ehl-i hak, eşyanın hakikatleri sabittir ve ilmi de muhakkaktır” demişlerdir. Bu yargı İmam Mâturîdî’de ve Ebü’l-Muîn Nesefî’de mevcuttur. Burada Ehl-i Hakk’ın kimler olduğunu -en azından Necmuddîn Ömer en-Nesefî bağlamında- anlamak için Ehl-i Hakk’ın muhalifi olarak zikrettiği Sufustâiyye’nin hakikate dair fikrinin iyi anlaşılması gerekecektir. Bunlar “hissiyatı ve bedihiyyatı inkâr eden fırkadır” diye tarif olunmuştur….

Anthony F. Shaker* Bu makale, dar ve giderek sönümlenen “Batı” dünya görüşünün dışında, çağdaş dünyada felsefe üzerine yürütülen tartışmayı derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Böylesi bir tartışmanın başarılı olabilmesi için içinde bulunduğumuz tehlikeli tarihsel dönemece dair gerçekçi bir değerlendirmeye dayanması gerekir. Ayrıca bu tartışma, insanlığın büyük ilim geleneklerine dair, on yıllar boyunca Batı-merkezli müfredatlarda şekillenmiş olandan çok daha…

Tuba Deniz Tıpkı düşünmek, hatırlamak gibi, film izlemek de düş görmeyi çağıran bir eylem. Geçmişi anımsarken düş kuruyoruz, zihnimizde kalan imgelerle boşlukları tamamlıyor, zamanla yekpare bir bütüne, tortuya dönüşen anıları, duyguları yeniden kurgulayarak hatırlıyoruz. Düşünmek de kısmen düş görmek gibi. Düşünürken de düşlerken de kendi içimize düşüyoruz. Düşüncemizin ufku bizi hangi kıyılara bırakırsa, yeni bir…

Selami Varlık* Hint geleneğinde yaygın olan Şankara’ya ilişkin çeşitli kutsal biyografilere göre, üstat bir gün talebeleriyle yürürken her şeyin māyā (yanılsama) olduğunu anlatır. Birden karşılarına azgın bir fil çıkar ve onlara doğru koşar. Talebeler kaçışır ve Şankara da onlarla birlikte kaçmaya başlar. Bir rahip alaycı bir şekilde şu soruyu sorar: „Üstat, madem her şey bir…

Selman Dilek Bir önceki yazımızda, hikmeti merkeze alarak entelektüel ve kültürel hayatta yenilenmenin imkânını tartışmıştık. Hareket noktamız, bir yandan çağdaş İslami tefekkürün ve pratiğin içine düştüğü zahirîleşme ve dünyevileşme gibi daralmalardan kurtulma ihtiyacıydı; diğer yandan ise Avrupa’da yaşayan Müslümanların, içinde bulundukları kültürel çoğulculuk ortamında yeni bir fikri ve ahlaki zemin inşa etme sorumluluğuydu. Bu…