Felsefe

Rahim Acar* 1. Dini tanımlamanın zorluğu Dinin üzerinde uzmanların anlaştığı bir tanımı olmasa da dinin ne olduğu konusunda yaygın kabul gören anlayış, dinin manevi olanla ilişkilendirilmesidir. Manevi olanla bu ilişkiye göre, dinlerde başta Tanrı inancı olmak üzere manevi olan varlıklara dair inançlar, onlara yönelik ibadet fiilleri olduğu kabul edilir. Böyle bakarsak, dünya üzerinde hâlihazırda yaygın…

Facundo Bey* Gadamer Ocak 1944’te, Dresden’deki Dante Derneğinde “Prometheus ve Kültürün Trajedisi” başlıklı bir konferans verdi. Bu konuşma, Leipzig Üniversitesi rektörlüğüne “siyasi Katoliklik” suçlamasıyla şikâyet edildi; ancak herhangi bir işlem yapılmadı.[1] Gadamer aynı konferansı aynı yılın Mart ve Nisan aylarında Lizbon’da yeniden sundu ve metin iki yıl sonra, 1945’te, Karl Jaspers, Dolf Sternberger, Werner…

Erdal Yılmaz* Sokak röportajından entelektüel düzeydeki konuşmalara kadar hemen her bağlamda “benim felsefeme göre” ifadesinin sıkça kullanıldığına tanık olmaktayız. İlginç olan şu ki bu ifadeyi kullananların önemli bir kısmı felsefeyi aslında pek de önemli bir alan olarak görmemektedir. Hatta kimi zaman, bir başkasını susturmak için “felsefe yapma” diyerek bu alanı küçümseyici bir biçimde kullanabilmektedirler….

Yasin Taşdemir*, Sedat Gençer** Yapay zekâ ve dil modelleri tartışılırken gerek popüler içeriklerde olsun gerek daha akademik içeriklerde olsun, bu araçları “anlayan”, “anlama sahip”, “kavrayan” gibi özellikler ile nitelemenin âdeta bir rutin hâline geldiğini görmekteyiz. Bahsedilen özellikleri bu sistemlere atfetmek o kadar yaygınlaştı ki bunu yaparken bu kavramların ne anlama geldiklerini düşünmeden, rahatça sarf eder…

Rushain Abbasi* Putperestlik kavramı, günümüzde pek çok teolojik terim gibi arkaik bir düzeyde tartışılmaktadır, belki bunun kendince iyi bir nedeni vardır.[1] Sıklıkla dost ve düşmanı ayırt etmek için bir polemik aracı olarak kullanılan bu araç, Kur’an’ın “birbirinizi tanıyın” (Hucurât suresi, 49:13) çağrısını, başka bir deyişle, tanımadığımız kişilerdeki insanlığı görme (ki aslında bu kendi benliğimizi tesis…

Raúl Fornet-Betancourt* Felsefe, büyük geleneğiyle haklı olarak gurur duyabilir ve duymalıdır da. Bundan bence kesinlikle şüphe duyulmamalı. Bana aynı derecede kesin olarak görünen şey, her çağın felsefesinin kendi gelişimi için bizzat felsefi gelenekle diyalog kurma zorunluluğudur. Bununla birlikte şu noktayı da göz önünde bulundurmak gerekir: Eğer felsefe bugün müzelik olmayacaksa, o hâlde “güncel felsefe”…

Asım Cüneyd Köksal* İnsanın ne olduğuna ilişkin soru, düşünce tarihinde her büyük dönüşümün yaşandığı sıralarda yeniden sorulmuştur. Eski Yunan düşüncesinde ve İslam düşüncesinin altın çağında bu soruya verilen cevaplar hâlâ insanlık düşünce tarihinin dikkate değer mirası arasındadır. Rönesans ve Aydınlanma dönemlerinde insanın mahiyeti yeni bir araştırma ve farklı bir bakışın konusu olmuş; günümüzde de…

Burhanettin TATAR* İnsan, kendi sınırlarını aşabildiği için kendisini fark edebilen bir varlıktır. O, kendi bedeninin sınırlarına göre dünyayı iç (enfüs) ve dış (âfak) şeklinde ikiye bölmekte ve bir araya getirmektedir. Cildimiz işbu bölme ve bir araya getirme eyleminin en başat imkân ve mahallî olduğu için tümüyle ne bize ne de dış dünyaya aittir. Aksine…

Erdal Yılmaz* Filozoflar, birçok insana göre, gündelik hayatla doğrudan ilgisi olmayan, ilgisi olsa bile yaşamsal önem taşımayan hususlar üzerinde düşünür ve ürünler verirler. Diğer bir ifadeyle filozoflar olmasa da hayat olduğu gibi akıp gidecektir çünkü onların üretimi olan felsefenin, yaşamın niteliğini artırmada belirgin bir katkısı bulunmadığı düşünülür. Hatta bazıları, filozofların yaşam için çok da…

Nail Okuyucu* İslam tarihinde sahabeyi takip eden nesiller, Tevbe suresinin 100. ayetinde geçen “muhacir ve ensara ihsan ile ittibâ edenler” ifadesinden hareketle genel olarak “tâbiûn” diye anılmakla birlikte, bu kelime özel olarak ikinci neslin adı olmuştur. Sahâbîleri tanıyarak Müslüman olan ve onların yolunu takip eden ikinci kuşağa Tâbiûn, onları takip eden üçüncü kuşak Müslümanlara…