Sabah Ülkesi

YUNUS EMRE BUGÜN, BİZE NE SÖYLER?

Yazar: Ahmet Murat Özel  Yunus Emre, her ne kadar Osmanlı şiir kamusu tarafından yeterince önemsenmiş görünmese de, tasavvufi muhitlerde ve popüler dindarlığın çeşitli tezahürlerinde görüldüğü gibi, sevgiyle ve ilgiyle benimsenmişti. Bu, Yunus Emre’nin şiirinin, dilsel ve edebî niteliklerine dikkat çekmeye gerek duymayan bir benimsemeydi. Yunus, dervişler ve halk nezdinde, başka her şeyden önce bir tasavvuf…

GÖRMEK İÇİN DOKUNMAK MI GEREK? MOLYNEUX VE LOCKE ARASINDAKİ MEKTUPLAŞMA VE BİTMEYEN TARTIŞMA

Yazar: Adem Beyaz* Doğuştan kör biri görme yetisi kazanınca ne olur? Sadece dokunarak bildiği nesneleri görünce tanıyabilir mi? 17. yüzyılda William Molyneux’nun (1656-1698) başlattığı bu tartışma felsefe dünyasını yüz yıl boyunca doğrudan meşgul etti. Algı ile bilgi üzerine ve özellikle de dokunma ve görmeyi birleştiren bağ üzerine araştırmaları teşvik etti ve günümüzde bile etkisi devam…

NİHİLİZMİN PANZEHRİ: TESLİMİYET

Yazar: Hüseyin Etil  Girizgâh: Edebiyat alanında yaşanan gelişmeleri her zaman ciddiye almalıyız. Çünkü edebiyat olayları politik ve toplumsal olayların ön habercisi olma işlevi görmektedir. Şairler ve romancılar sahip oldukları güçlü sezgileri sayesinde toplumsal alandaki en ufak hareketlenmeleri bütün bedenleriyle duyumsayarak yüreklerinde hissederler. Bu hislerini ise ancak edebî biçimler altında topluma iletirler. Böylelikle hissettikleri duyguların kitleselleşmesine,…

EDEBİYAT: ZEHİR Mİ, ŞİFA MI?

Yazar: Selman Bayer Sanatın diğer tüm dallarında olduğu gibi edebiyatın da insan için bir teselli, terapi, şifa olduğu eskiden beri söylenegelir. Birçok yazarın, şairin neden yazdıkları sorusuna cevap verirken, yazma motivasyonlarını açıklarken bu tezin etrafında dolaştığına dair örneklere hepimiz şahit olmuşuzdur. Yazma eyleminin, insanın insanla olan ilişkisinde anlatmaktan daha yetkin ve daha profesyonel bir tür…

OSMANLI TASAVVUFUNUN MENŞEİ İRAN MI?: MİRZA HÜSEYİN DÂNİŞ’İN “EDEBİYÂT-I SÛFİYYE” YAZISI HAKKINDA

Yazar: Semih Ceyhan* 20. asrın başında sömürgecilik faaliyetleri Osmanlı tebaası içindeki muhtelif milletlerin ulus-devlet ve kültürel milliyetçilik temelli siyasi bağımsızlık kazanımlarına sadece yol açmadı; eşzamanlı olarak çoğu millet “megola idea/büyük ülkü”sü zemininde kendi tarihini hatta tüm beşerî tarihi yeniden örgütlemeye, Batı’daki insani ve sosyal bilimlerin modern yöntemleri uyarınca, daha çok pozitivist söylemle tarihin yeniden yazımına…

DERVİŞ SOFRASI

Yazar: Hasan Sevil* İslamiyet din olarak, diğer inanç sistemlerinde olduğu gibi, yeme-içme hususunda birtakım ölçüler tayin etmiştir. Söz konusu ölçüler Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinden veya hadis-i şeriflerden çıkarılmıştır. Yenilip, içilmesi yasak olan hayvanların etleri ve mayalanma sonucu alkolleşen içeceklerin durumu, dinin temel kaynaklarının koyduğu temel çerçeveye göre hukukçular tarafından ele alınarak bir sistem içerisine oturtulmuştur. Şâri-i…



İKİ FİLOZOF DOST OLUNCA: HENRİ BERGSON VE WILLIAM JAMES MEKTUPLAŞMALARI

Yazar: Adem Beyaz* Alman-Fransız geleneğinin temsil ettiği Kıta Felsefesi ile İngiliz-Amerikan geleneğinin temsil ettiği Analitik Felsefe arasındaki çatışma, rekabet, zıtlık ve hatta husumet, felsefeyle ilgilenen çoğu insanın bildiği bir durum. Son dönemde bu durum büyük ölçüde aşılmış olsa da 20. yüzyılın başlarında iki taraf arasındaki uçurum gözle görülür bir hâle gelmeye başlamıştı. Fakat o yıllarda…

FRIEDRICH RÜCKERT ŞAİR VE FİLOLOG BİR BAŞKA ORYANTALİST

Yazar: Muhammed Vural* 19. yüzyılın ilk çeyreğinde akademik bir disiplin olarak şarkiyat, İngiltere’den sonra adım adım Batı Avrupa’da neşvünema bulmaya başlamıştır. Fransız oryantalist Silvestre de Sacy’nin (1758-1838) gayreti sayesinde Paris şehri, entelektüel seviyede Doğu’yla tanışmanın merkezi hâline gelmiştir. Çalışmalarından çok yetiştirdiği öğrencileriyle etkili olan De Sacy, çok sayıda Alman öğrencisi sayesinde Alman şarkiyat bilimlerinin kurulmasına…

ZAMANA YAZMAK

Yazar: Selman Bayer İnsanın neden yazdığı sorusu insanın yazma serüveni kadar eskidir. Farklı dönemlerde, farklı kültürlerde verilen cevaplara bakıldığında, sebep ne olursa olsun hemen hemen aynı sonuca varılır: bir başkasına ulaşmak! Yazmak ikiz kardeşi anlatmakla birlikte insanın sosyal bir varlık olduğuna, bir ötekine ihtiyaç duyduğuna dalalettir artık. Yani, “Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız” diyen şairle “Cehennem…

KLASİKLERİ NEDEN OKURUZ?

Yazar: Abdelfattah Kilito* Eskileri okumanın özelliği nedir?1Bu makale yazarın Fî cevvi mine’n-nedemi’l-fikrî (Entelektüel Pişmanlık Atmosferinde) (Milan: Editions Almutawassit, 2020) kitabından alınmıştır. Eskiler bizim dünyamıza ait değiller, huzur içinde uyuyorlar, onları uyandırmamızı da istemiyorlar. Bırakalım da ölüler gömsün ölülerini. Ama yargımızda bir anlığına tereddüt edebilir ve belki de onlarla kurulan iştirakten faydalar, kazançlar sağlanabileceğini varsayabiliriz. Yine de onlardan…

AZİZ MAHMUD HÜDÂYÎ’NİN FELSEFESİ (Mİ?): MEHMED HALİD BAYRI’YA (1896-1958) GÖRE TASAVVUFİ HALK EDEBİYATINDA DÖNÜM NOKTASI

Yazar: Semih Ceyhan* Cumhuriyet ideolojisinin Türklük olgusundan hareketle halk kimliğini inşa ve tahkim sürecinde, yeni dönemin aydınları dil milliyetçiliğinden millî din felsefesine ve Türk toplumsallığından estetik düşüncedeki yerlilik vurgusuna uzanan yelpazenin her bir kıvrımını tarihsel araştırmanın verileriyle, ancak politik hedefler doğrultusunda bezemeye pek eğilimliydiler. Köprülüzade Mehmed Fuad (Köprülü) 1912’de Türk Yurdu dergisinde kaleme aldığı iki…

BİR YOLCULUK HİKÂYESİ: SELMÂN-I FÂRİSÎ

Yazar: Mehmet Cemâl Öztürk* Asıl adı Mâhbe b. Bûzehmeşân b. Mürselân b. Yehbûzân olan Selmân-ı Fârisî (v. 36/656 [?]) Müslüman olduktan sonra Selmân İbnü’l-İslâm diye tanınmış, Selmân el-Hayr, Selmân-ı Pâk veya Selmân el-Hakîm diye de anılmıştı. Selmân-ı Fârisî, İran’ın İsfahan şehrine bağlı “Cey” köyünde Zerdüşt bir ailede dünyaya geldi. Babası Zerdüşt din adamı, köyün dihkanı…