Sabah Ülkesi

BİR PRENSESTEN BİR FİLOZOFA SORULAR: BOHEMYA PRENSESİ ELISABETH İLE DESCARTES’IN MEKTUPLARI

Yazar: Adem Beyaz* Elisabeth Simmern van Pallandt yahut Bohemya Prensesi Elisabeth (1618–1680), kendi dönemi için sıra dışı bir kişiliğe sahipti. Doğup büyüdüğü sarayda ona eğitim verecek çok önemli insanlar vardı; ünlü fizikçi ve matematikçi Christian Huygens’in babası Constantijn Huygens bunlardan biriydi, baba Huygens bir şair ve aynı zamanda beşerî bilimler uzmanıydı. Prenses ile yazışmalarından anladığımız…

GARİPLERİN KİTABI VE ABDULKADİR ES-SUFİ: “GARİP” BİR HİDAYET MACERASINA DAİR

Yazar: Ömer Saruhanlıoğlu* Ellili yıllarla başlayan ve Berlin duvarının yıkılışına kadar süren yıllar galiba yakın tarihin altın dönemi idi. Dehşetli savaş yıllarının yaraları büyük gayretlerle ve fedakârlıklarla sarılmış, ülkeler ve insanlar ne korkunç bir şey yapmış olduklarını fark edip de belki kendileri bile şaşırmış “Aman Tanrım nasıl oldu da böyle kan içici olabildik?” diye derin…

BEYAZ BANT: IŞIĞIN EKSİKLİĞİ

Yazar: Tuba Deniz 2009 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ile ödüllendirilen Beyaz Bant (Das weisse Band – Eine deutsche Kindergeschichte), I. Dünya Savaşı öncesinde bir Alman köyünde geçer. Yaşlı bir adamın sesi ile açılır film, seneler önce öğretmenlik yaptığı bir köyde yaşananları anlatır. Üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen anlatacağı şeylerin pek çoğu hâlâ belirsizliğini…

SUSMAK: EDEBİYATIN VAZGEÇİLMEZ DURAĞI

Yazar: Selman Bayer Edebiyat insanlık tarihi boyunca bir yazma/anlatma eylemi olarak vardı. İnsanlar hikâyelerini önce anlatarak sonra yazı marifetiyle kaydederek ölümsüzleştirdiler. Hâliyle edebiyat yalnızca gündelik hayatın berdevam olması ve zenginleşmesi için hayati bir unsur değil, insanın hikâyesi marifetiyle kendi ömründen daha uzun yaşamasını olanaklı kılan bir abıhayattır. İnsan için böylesine bir kudrete malik olan abıhayatın…

RİSÂLETÜ’N-NUSHİYYE: BİR HÜLASA

Yazar: Turgay Şafak Yûnus Emre’nin Divan’ına nispetle daha az bilinen bir eser olan Risâletü’n-Nushiyye mesnevi nazım tarzı ile yazılmış ahlaki tasavvufi bir nasihatnamedir. Yûnus bu eserinde tasavvuf yolcusunun önüne hangi engellerin çıkabileceğini anlatır. Şiirsel yönü divanına nispetle daha azdır ama zaman zaman bazı beyitlerde ilahilerindeki şiir yoğunluğu hissedilir. Risale 13 beyitlik bir girişle başladıktan sonra…

“ÖLEN HAYVAN İMİŞ ÂŞIKLAR ÖLMEZ”

Yazar: Hasan Sevil* Hayat yaratılışla başlar ve sonsuza doğru akıp gider. Dünya hayatı ise uzun hikâyenin içerisinde, bizim şimdiki aklımız ve duyularımızla görüp idrak ettiğimiz kısa bir döneminden ibarettir. Doğumla başlar ölümle biter. Ama hakiki hayatın bir başlangıcı olmakla beraber bitiş noktası yoktur. İnsan ruhu yaratıcının “ol” emriyle başka bir boyutta yaşamına başlamıştır. Akıp giden…



YUNUS EMRE BUGÜN, BİZE NE SÖYLER?

Yazar: Ahmet Murat Özel  Yunus Emre, her ne kadar Osmanlı şiir kamusu tarafından yeterince önemsenmiş görünmese de, tasavvufi muhitlerde ve popüler dindarlığın çeşitli tezahürlerinde görüldüğü gibi, sevgiyle ve ilgiyle benimsenmişti. Bu, Yunus Emre’nin şiirinin, dilsel ve edebî niteliklerine dikkat çekmeye gerek duymayan bir benimsemeydi. Yunus, dervişler ve halk nezdinde, başka her şeyden önce bir tasavvuf…

GÖRMEK İÇİN DOKUNMAK MI GEREK? MOLYNEUX VE LOCKE ARASINDAKİ MEKTUPLAŞMA VE BİTMEYEN TARTIŞMA

Yazar: Adem Beyaz* Doğuştan kör biri görme yetisi kazanınca ne olur? Sadece dokunarak bildiği nesneleri görünce tanıyabilir mi? 17. yüzyılda William Molyneux’nun (1656-1698) başlattığı bu tartışma felsefe dünyasını yüz yıl boyunca doğrudan meşgul etti. Algı ile bilgi üzerine ve özellikle de dokunma ve görmeyi birleştiren bağ üzerine araştırmaları teşvik etti ve günümüzde bile etkisi devam…

NİHİLİZMİN PANZEHRİ: TESLİMİYET

Yazar: Hüseyin Etil  Girizgâh: Edebiyat alanında yaşanan gelişmeleri her zaman ciddiye almalıyız. Çünkü edebiyat olayları politik ve toplumsal olayların ön habercisi olma işlevi görmektedir. Şairler ve romancılar sahip oldukları güçlü sezgileri sayesinde toplumsal alandaki en ufak hareketlenmeleri bütün bedenleriyle duyumsayarak yüreklerinde hissederler. Bu hislerini ise ancak edebî biçimler altında topluma iletirler. Böylelikle hissettikleri duyguların kitleselleşmesine,…

EDEBİYAT: ZEHİR Mİ, ŞİFA MI?

Yazar: Selman Bayer Sanatın diğer tüm dallarında olduğu gibi edebiyatın da insan için bir teselli, terapi, şifa olduğu eskiden beri söylenegelir. Birçok yazarın, şairin neden yazdıkları sorusuna cevap verirken, yazma motivasyonlarını açıklarken bu tezin etrafında dolaştığına dair örneklere hepimiz şahit olmuşuzdur. Yazma eyleminin, insanın insanla olan ilişkisinde anlatmaktan daha yetkin ve daha profesyonel bir tür…

OSMANLI TASAVVUFUNUN MENŞEİ İRAN MI?: MİRZA HÜSEYİN DÂNİŞ’İN “EDEBİYÂT-I SÛFİYYE” YAZISI HAKKINDA

Yazar: Semih Ceyhan* 20. asrın başında sömürgecilik faaliyetleri Osmanlı tebaası içindeki muhtelif milletlerin ulus-devlet ve kültürel milliyetçilik temelli siyasi bağımsızlık kazanımlarına sadece yol açmadı; eşzamanlı olarak çoğu millet “megola idea/büyük ülkü”sü zemininde kendi tarihini hatta tüm beşerî tarihi yeniden örgütlemeye, Batı’daki insani ve sosyal bilimlerin modern yöntemleri uyarınca, daha çok pozitivist söylemle tarihin yeniden yazımına…

DERVİŞ SOFRASI

Yazar: Hasan Sevil* İslamiyet din olarak, diğer inanç sistemlerinde olduğu gibi, yeme-içme hususunda birtakım ölçüler tayin etmiştir. Söz konusu ölçüler Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinden veya hadis-i şeriflerden çıkarılmıştır. Yenilip, içilmesi yasak olan hayvanların etleri ve mayalanma sonucu alkolleşen içeceklerin durumu, dinin temel kaynaklarının koyduğu temel çerçeveye göre hukukçular tarafından ele alınarak bir sistem içerisine oturtulmuştur. Şâri-i…