MODERN ÇAĞDA GENÇLİK VE ÖZGÜRLÜK


Ali Erken
Modern Toplumda Gençlik ve Özgürlük
“Gençlik” kavramının ne ifade ettiği, coğrafi ve tarihsel bağlamlara göre değişkenlik göstermiş, anlam bütünlüğü açısından kişinin yaşı, eğitimi, hayat tecrübesi veya davranış özellikleri öne çıkmıştır. Genel olarak, eğitim imkânlarının kısıtlı, ortalama hayat süresinin düşük, ekonomik zorlukların baş gösterdiği dönemlerde bireylerin erken yaşta sorumluluk almaları doğal karşılanmıştır. Örneğin, Osmanlı Padişahı II. Mehmed (Fatih) henüz 21 yaşında İstanbul’u fetheden orduların kumandanlığını yürütmüştür. Yine astronomi ve matematik alanındaki büyük âlimlerinden biri olan Birûni, 18 yaşından evvel eserlerini kaleme almaya başlamıştır. Benzeri durum Avrupa toplumları için de geçerli olmuş, bireylerin 13-14 yaşlarında toplumsal yükümlülük üstlenmeleri normal karşılanmıştır. Günümüzde ise 30’lu yaşlara kadar sorumluluk almadan yaşayan bireyler hâlen “genç” olarak tanımlanabilmektedir. Diğer bir ifadeyle, artık sorumluluk alma yaşı gecikmekte, bireysel özgürlükler öncelenmekte, toplum hayatında yer almaları için daha uzun zaman tanınmaktadır.
Ondokuzuncu üzyılın sonu ve 20. yüzyıl ile “genç” kavramına eşlik eden önemli bir kavram “özgürlük” oldu. Hukuken, yaş almasıyla beraber kişi bazı kısıtlamalara tabi olurken, 18 yaş ve üzeri evrensel olarak “reşit olma” sınırı olarak kabul gördü. Diğer taraftan, hayatı daha “özgür”, yani sorumluluklardan muaf yaşaması kabul gören gençliğin sınırı 30’lu yaşlara yükseldi. Birey artık “olgun ve reşit” olarak sınıflanırken, aslında reşit olmak için gerekli vasıflara tam olarak da sahip olmadığı zımnen kabul edildi. Hâliyle bu durum, özellikle Batı toplumları için “genç” tanımı içine giren kişi sayısının gün geçtikçe artması anlamına geliyordu. Benzeri bir durum zamanla Türk toplumu içinde geçerlilik kazandı. “Genç”, daha az sorumluluk alan, daha “özgür”, davranışları daha az sorgulanan birey olarak kabul görürken, isteklere kısıtsız bir şekilde ulaşmanın yolu kolaylaştı.
Gençlere bu özgürlük ve ayrıcalıkların atfedilmesinin altında yeten temel sebeplerden biri aslında geleceğin kurucusu olarak gençlerin görülmesiydi. Gelecek ise “yenilik” ve daha çok “özgürlük” anlamları içeriyordu. Toplumun eski ve baskıcı kalıplarından kurtulmasını, bir diğer ifadeyle “emancipation”ı sağlayabilecek kesimler olarak gençler değerlendiriliyordu. Daha özgür ve ilerici bir toplumun öznesi gençler oluyorken, yaşlılar giderek ikincil ve arka planda kaldı. Genç bireye yenilik ve özgürlük çatısı altında geniş bir alan tanınması nesiller arası iletişimin ve saygı-sevgi ilişkisinin zayıflamasının yolunu açmıştı. Gerek liberal gerek sosyalist düşünce ekseninde bu durum benzerlik göstermekteydi. Geleneksel toplumlarda ise tersi bir anlayış söz konusuydu. Yeniliğin ve özgürlüğün mutlak iyilik getirmeyeceğine inanılır, geleceği inşa ederken geçmişin tecrübesi dikkate alınırdı.
Aslında yakın geçmişteki istikrarlı toplumların yapıları incelendiğinde, gençlerin sadece birer özgürlük nesnesi değil, cemiyet ve siyaset yaşamına katkı sağlayan bilinçli özneler olduklarını görmek mümkündür. 20. yüzyılın ikinci yarısı öğrenci hareketleri ve gençliğin siyasete katılımı açısından dönüm noktası oldu. İkinci Dünya Savaşı sonunda dünya çift kutba bölünmüş, liberal-kapitalist blok karşısında sosyalist-komünist blok yer almıştı. 1968 senesinde öncelikle Avrupa ve Amerika olmak üzere dünyadaki üniversite kampüslerinde öğrenciler kitlesel gösterilere başladılar. İkinci Dünya Savaşı sonrası doğan nesil artık toplum ve siyasette söz sahibi olmak istiyor, gelir adaletsizliği, bireysel haklar, eğitim politikaları gibi konularda değişim talep ediyordu. Savaş sonrası yaralarını tedavi edip yeniden ayağa kalkmaya çalışan Avrupa kıtasında yaşanan bu olayların sarsıcı toplumsal etkileri oldu.
Özellikle 1945 sonrasında hızla artan tüketim kültürü, büyük demografik değişim ve peşinden yaşanan teknoloji devrimi yeni bir ekonomi ortaya çıkarmıştı. Bunun ötesinde, 1980 sonrası dünyada yükselen neo-liberalizm, “özgürleşme” talebi ile cemiyetten ziyade bireye dayalı bir anlayışı savunuyordu. Gençliğe yüklenen cemiyete karşı sorumluluk misyonu, yerini yavaş bireysel başarı odaklı, maddi refah vadeden ve tüketim kalıplarını değiştiren bir şekle bıraktı. Firmaların satış pazarlarını artırmak için genç kitlelere hitap etmesi artık zorunluluk hâline gelmişti. Gençler çevrelerindeki olaylara karşı kaygı duymuyor ve gittikçe artan tüketim olanaklarından faydalanmayı tercih ediyorlardı.
Bu değişimin toplumda kabul görmesinde eğitim politikaları önemli rol oynamıştı. Aslında 20. yüzyılın başından itibaren eğitimde “liberal arts” kültürü, Kıta Avrupası’nda henüz meslek eğitimi ağırlığını koruyorken, Amerika ve İngiltere’de yaygınlık kazanmaya başladı. Özgür bireyin birden fazla dalda temel eğitim alabilmesine dayalı bu eğitim anlayışı, sorgulayıcı bir anlayışın geliştirilmesini de amaçlıyordu. Başta edebiyat, sanat, tarih ve felsefe gibi dalların içeriklerinin değişiminde bu bakış açısı rol oynadı. Bireysel hakları ve özgür düşünceyi öne çıkarmaya çalışan “liberal arts” anlayışı, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batı dünyasında eğitim kapısını aralayan genç jenerasyonları ciddi olarak etkilemeye başlamıştı. Bunun yanında, konservatuvar ve güzel sanatlar fakültelerine sağlanan ciddi kamusal ve özel kaynaklar sayesinde aydınlanmacı düşünceye dayalı sanat eğitimi, özellikle yükseköğretim seviyesinde güç kazandı. Eğitime yönelik bu yatırımlar, toplumdaki düşünce ve davranış şekillerinde köklü bir değişime zemin hazırladı.
Sanayi Devrimi sonrası ucuz iş gücü olarak fabrikalarda çalıştırılan çocuklar için verilen mücadelenin bir neticesi olarak çocukların küçük yaşta çalıştırılması kısıtlanmış ve eğitim fırsatları genişletilmişti. Ancak Kıta Avrupası’nda cemiyet ve devlet otoritesi henüz güçlü kalmaya devam ediyordu. II. Dünya Savaşı öncesi otoriter yönetimlerin yükselişi kısmen bunun bir yansımasıydı. Nitekim o dönemde gençler, Almanya, İtalya, Sovyetler Birliği gibi ülkelerde, birbirlerine benzer modeller altında, “toplum ve cemiyet” için sorumluluk alma ve liderlik yapmak için özel olarak yetiştirildi ve örgütlendi. Yaklaşık aynı dönemde, kurulan yeni Türkiye devletinde gençler “Cumhuriyeti Muhafaza” ile görevlendirilmişti. 1940’lı yıllarda faaliyete geçen Köy Enstitüleri, bu anlayışın geliştirdiği benzer bir toplumsal mühendislik projesiydi. Kitle eğitiminin gücünün farkına varan siyasi ve entelektüel kesimin kamu otoritesi ile bireysel özgürlükler arasındaki denge arayışı 1945’ten sonra da devam etti.
1960’lı yıllardan itibaren Avrupa’da yükseköğrenimin yaygınlaşması bu açıdan kayda değer bir dönüm noktası oldu. O tarihe kadar kısıtlı bir kesimin erişebildiği üniversite eğitimi hızlı bir şekilde geniş kitlelere sunulur hâle geldi. Özellikle 1960 sonrası Üniversite, gençler için “serbest düşünce” ve “özgürlük” söylemin ağır bastığı bir bağlamda gelişti. Benzer süreç, Türkiye’de yaklaşık 30-40 sene sonra, yani 1990 ve 2000’li yıllarda başladı. Bireyselliğin öne çıktığı üniversite eğitimi kampüs hayatı, otorite ve hiyerarşiye dayalı kırsal kesimden gelen gençler için daha farklı bir dünya algısının kapısını aralamıştı. Bu algının kırılmasında sadece müfredattaki yenilenme değil, sosyalleşme imkânları ve seçeneklerinin değişimi de rol oynadı.
Yukarıda not edildiği gibi, Batı toplumlarında bu geçiş dönemi 1960’larda başlamışken, Türkiye’de 1980’li yılların sonuna kadar üniversite gençliğinin bir bölümünün siyasi ve dinî hareketlerin çatısı altında daha hiyerarşik normlara tabi olarak yetiştiklerini söylemek mümkündü. Bir taraftan, henüz şehirleşmenin yeni başlamış olması ve cemiyet kültürünün güçlü kalması etkili olurken, diğer taraftan, gençlere bakış açısında İslami terbiyeden gelen “feta” (genç, yiğit, cömert), anlayışı halen kuvvetliydi. Buna göre genç birey davranışlarını fedakârlık, kendini sınırlama ve disiplin üzerine inşa etmeli ve topluma fayda sağlamayı amaçlamalıydı.
Diğer taraftan, 1980 sonrasında sağlanan serbestlik ortamı, özellikle ekonomik açıdan, üretim, inovasyon ve iş gücü alanında gençleri öne çıkardı. Çünkü teknoloji devriminin yeni bir aşamaya geçmesi ile bilgiye ulaşmak kolaylaşmış ve gençlerin daha evrensel bireyler olmaları mümkün hâle gelmişti. Ancak bu durum, hareket özgürlüğü ile birleşince, gençlerin ucuz iş gücü olarak kullanılmasını da kolaylaştırmıştı. Bir diğer ifade ile yaklaşık bir asır önce elde edilen özgürlükler daha kapsamlı hâle gelirken, diğer taraftan gençler yine iş gücü olarak piyasa ekonomisinin daha büyük bir parçası hâline gelmeye başlamışlardı.
Sonuç olarak, bireysel hak ve özgürlükler zaviyesinden, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başından itibaren, özellikle eğitim imkânlarının artması ve değişen müfredat ile birlikte, gençler daha geniş özgürlüklere sahip olmaya başlamıştır. Bu açıdan, sorumluluk ve serbestiler göz önüne alındığında, gençliğin anlamı ve gençlerden beklentiler değişmiştir. Ancak özellikle 1945’e kadar Kıta Avrupası’nda ve Türkiye’de otoriter siyasi rejimler yönetiminde gençler toplumcu bir bilinçle örgütlü yapılara yönlendirilmiştir. 1960’lı yıllarda Avrupa’da özgürlük söylemi güç kazanırken, Türkiye’de geleneksel toplum yapısı ve İslami değerler henüz gençliğe bireysellikten uzak bir vazife bilinci atfetmeye devam etmiştir. Ancak 1980 sonrasında yeni bir eşikten geçilmiş, özgürlükler daha fazla alan kazanmış, bunun en çok hitap ettiği kesimlerden bir tanesi gençler olmuştur. Bu süreç cemiyet hayatını etkilerken aynı zamanda ekonomik olarak yeni bir sistem sunmuş, özgür ve bireysel hayatı tercih eden gençlerin üretim ve tüketimdeki rolleri daha çok öne çıkmıştır.
Kaynakça
Ahmet Yaşar Ocak, ‘Fütüvvet’, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 5
Bruce Pauley, Hitler, Stalin, and Mussolini Totalitarianism in the Twentieth Century, Wiley 2015.
İsmail Hakkı Tonguç, Eğitim Yoluyla Canlandırılacak Köy. İstanbul 2019.
James Alan Marten, The Oxford Handbook of the History of Youth Culture, Oxford University Press, 2023
Nattanee Satchanawakul and Nucharapon Liangruenrom, ‘The historical evolution of liberal arts education: A systematic scoping review with global perspectives and future recommendations’, International Journal of Educational Research, Open Volume 9, December 2025.
Necip Fazıl Kısakürek, ‘Gençliğe Hitabe’, 1975.
Richard Lerner, Liberty: Thriving and Civic Engagement among America’s Youth, Sage, 2004.
Süleyman Uludağ, ‘Feta’, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 5