ŞEYH SAN’AN HİKÂYESİ YA DA ATTAR NE DEMEK İSTEDİ?

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Turgay Şafak

     

    Giriş

    Feridüddin Attar kuşların dilinden seyrülüsûku anlattığı muhalled eseri Mantuku’t-tayr’da bir yandan hikâyenin asıl kahramanı olan kuşların başından geçenleri anlatırken bir yandan da bahsi geçen kuşların hâlet-i ruhiyelerine uygun kıssa ve hikâyeler anlatmaktadır. Bu hikâyeler sayesinde Attar, bahsi geçen konunun daha iyi anlaşılmasını murat etmiş olmalıdır ki eserinde yer verdiği kuşların her birinden bahsederken uygun hikâyelere de yer verir.

    Bu hikâyelerden en meşhuru şüphesiz Şeyh San’an hikâyesidir. Şeyh San’an’ın tarihî veya efsanevi bir şahsiyet olup olmadığını bir kenara bırakarak Attar’ın bu hikâyeyi hangi bağlamda anlattığı ve hikâyeyi anlatırken bundan ne murat ettiği üzerine fikir mülahazaları etmeninin şairin niyetini anlayabilmek için elzem olduğu kanaatindeyim.

    Mantuku’t-tayr’da Şeyh San’an Hikâyesi

    Simurg’a varmak için hazırlık yapan kuşlar kendi içinde bulundukları hâl ve zafiyetlerine dayanarak ortaya sundukları mazeretler ve Hüthüt’ün her birine cevap vermesinin ardından Hazreti Yusuf, İskender ve Mahmud ile Ayaz hakkında kıssalar anlatır, Şeyh San’an hikâyesine başlamadan önce kuşlar Hüthüt’e “Ey bu işin ustası olan bu yolun hakkını nasıl verebiliriz? Bizim gibi zayıflar o yüce makama nasıl ulaşır?” diye sorarlar.

    Bütün kuşlar bu sözleri işitince kadim sırların ne olduğunu kavradılar, cümlesi Simurg’la bir yakınlık hissettiler. Bu sözler sebebiyle hepsi yola düştüler, cümlesi dert ortağı olup hem-seda oldular.

    Hüthüt’e “Ey bu işin ustası! Bu yolun hakkını nasıl verebiliriz”? Böyle yüce bir makama zayıflar nasıl ulaşabilir?”    

    Bu soru aslında Şeyh San’an hikâyesine giriş bir hazırlık aşamasıdır. Şeyh San’an’ın başına gelecekleri burada muhtasar bir şekilde dile getirir. Hüthüt kuşlara verdiği cevapta Simurg’a ulaşmak için yola çıkarken aşk ile yola çıkılması gerektiğini âşık olanın canından endişe etmeyeceğini ve ondan vazgeçeceğini ifade eder. Can yoluna set olursa gerektiğinde canından vazgeçebilecektir. Sana imanından vazgeç denildiğinde tereddüt etmeden vazgeçmeli, zira aşk küfürden de imandan da üstündür. Âşık harmanı ateşe verir. Başına testere ile kesseler teslim olur. Aşk için dert, gözyaşı ve kan gereklidir.

    Aşkın bir zerresi külli kâinattan evladır, derdin bir zerresi bütün âşıklardan evladır. Attar hikâyeyi anlatmadan önce aşkın tanımını ve aşkın insan üzerindeki etkisinden bahsetmeye devam eder. Aşkta sabit-kadem olan küfürden de İslam’dan da geçer. Aşk fakirliğe açılan bir kapı fakirlik de küfre açılan bir yoldur. Küfür ve iman ortadan kalkarsa bedenin de canın da kaybolur.

    Yola çıkmak için yiğit gibi korkmadan adım atmalı, küfürden de imandan da korkmamalı! Daha ne kadar korkacaksın çocukluğu bırak da aslanlar gibi yola koyul!

    Attar Şeyh San’an kıssasına başlamadan önceki son beyitte bütün hikâyenin özetini veriyor aslında.

    Bu yola koyulduğunda önüne ansızın yüz tane akbe/engel çıksa da korkma

    Şeyh San’an Nasıl bir Şeyh İdi?

    Şeyh San’an’ın aşk macerasına girmeden önce nasıl bir şeyh olduğunu Attar şu şekilde anlatıyor:

    Kendi döneminin piriydi, öyle bir kemale ermişti ki tarifi imkânsızdı. Elli yıl Kâbe’de şeyhlik yapmıştı. Kemal sahibi dört yüz müridi vardı. Bu dört yüz müridin hepsi gece gündüz ibadet ve taat ile meşgul oluyorlardı. İlimde de amelde de ona eşlik ediyorlar ve sırları da keşifleri de birlikte tecrübe ediyorlardı. Yaklaşık elli kez hac yapmıştı, ömrü boyunca da fırsat buldukça umre yapmıştı. Namaz ve oruç konusunda hiç tembellik göstermez, hiçbir sünneti terk etmezdi. Başla şeyhler onun huzuruna geldikleri zaman kendilerinden geçerlerdi. Bu manevi makamlara erişmiş olan adam keramet sahibi olmuş ve güçlü makamlara ulaşmıştı. Hastalara ve güçsüzleri okuyup üfleyerek iyileştirirdi. İyi günde de kötü günde de halkın yanındaydı, alemde parmakla gösterilen bir kimse olmuştu.

    Buraya kadar anlatılanlar Şeyh San’an’ın ibadetlerinde bir kusur göstermeyen, herkesin ona hayran kaldığı müritlerinin bile ilimde ve amelde örnek gösterilen kimseler olduğunu gösteriyor. Yani eksiksiz kâmil bir şeyh portresi çiziyor bize Attar.

    Rüya ile Gelen Mesajlar?

    Şeyhin hayatını değiştiren, daha doğru bir ifade ile alt üst eden olaylar yaşanmadan önce birkaç gece üst üste rüyasında Rum diyarına gittiğini ve bir puta secde ettiğini görür. Bu rüyanın birkaç gece tekrarlanması şeyhin huzurunu kaçırır. Burada şeyhin karşılaştığı durum kendi dilinden önüne sarp geçit / engel / akabe olarak tanımlanır. Attar devamında “yeryüzünde hiç kimsenin böyle bir engelle / akabe ile karşılaşmadığını” ifade eder.

    Şeyh San’an kıssasının en can alıcı mesajı burada saklıdır. Kâbe’ye mücavir, ibadetlerinde hiçbir eksiklik bulunmayan, azami özen ve dikkati gösteren, gündüzleri oruçla, geceleri namazla geçiren, etrafında seyrüsülûkte ilerlemiş dört yüz müridi olan bir şeyhin önüne çıkan engeller sebebiyle her şeyini terk edip aşk yolunda nam u nengi önemsemeden aşkının peşine düşmesidir. Bu önüne çıkan sarp geçidi bir yolunu bulup aşması gerekmektedir.

    Rum Diyarına Yolculuk Ve Aşkın İtirafı

    Şeyh birkaç gece aynı rüyayı tekrar tekrar görünce Rum diyarına doğru yola çıkmaya karar verir. Konuyu müritleri ile de konuştuktan sonra hep birlikte yola koyulurlar. O gün aralarında bulunmayan müritlerden birisi bu yolculukta şeyhine eşlik edemez. Bu yolculuktan geri kalan mürit kıssanın sonunda farklı bir rol ifa eder.

    Rum diyarına doğru yola çıkan şeyh ile müritler bütün Rum diyarını dolaşırlar ve şeyhin gördüğü rüyadaki mesajı bulmaya ve rüyayı anlamaya çalışırlar. Hep birlikte yürürlerken şeyhin gözü bir anda bir konağın terasındaki Hristiyan kıza takılır, kız yüzündeki peçeyi indirdiğinde şeyhin bütün hücrelerine kadar âdeta ateşler içinde yanar. Şeyh dinini imanını her şeyini bir anda kaybeder. Namaz, oruç, ibadet, taat, hac, Kâbe her şeyi unutur. Gece gündüz kızın mahallesinde dolaşıp durur. Müritler şeyhlerinin düştüğü bu duruma hayret ederler ve ona nasihatlerle düştüğü bu durumdan vazgeçirmeye çalışırlar. Ancak kâr etmez.

    Şeyh yaklaşık bir ay bu ahval ile ah u nale ile kızın evinin etrafından gözyaşları dökerek dolaşır. Şeyhin hâlinden ve kendisine âşık olduğundan haberdar olan kız bilmezden gelerek “senin gibi abid bir şeyhin Hristiyanların mekânında ne işi var?” diye sorar. Şeyh içinde bulunduğu durumu, içine düştüğü acziyeti, derdi, kederi ve aşkını kıza aşikâr eder.

     

    Âşıklığın Şartları

    Hristiyan kız şeyhin ona olan aşkının gerçek olup olmadığını anlamak veya onu küçük düşürmek maksadıyla bazı şartlar öne sürer ve şeyhin bunları yapmasını ister. Bunları yerine getirmesi hâlinde onunla evleneceğini söyler. Kızın şeyhten yapmasını istedikleri şunlardır:

    • Puta secde etmesi
    • Kur’ân-ı Kerîm’i yakması
    • Şarap içmesi
    • İmandan vazgeçmesi.

     

    Şeyh kızın isteklerini sırasıyla yerine getirir. Önce şarap içmeyi kabul eder, kız İslam’ı terk edip kafir olmasını ister. Şeyh ona da tamam der. Kız şeyhi alıp meyhaneye götürüp kendi elleri ile şarap kadehini şeyhin eline verir. Şeyh sarhoş olduktan sonra elini kızın boynuna atmak ister ama kız buna izin vermez ve gerçekten “kafir” olduğuna kendisini inandırması gerektiğini söyler. Zira “maslahat” ile âşıklık bir arada bulunmamalıydı. Artık ayrılığa takati kalmayan şeyh her şeyi kabul ettiğini hatta Mushaf’ı bile yakabileceğini söyler. Böylece Hristiyan kız şeyhin ona gerçekten âşık olduğuna ikna olur.

    Yaşanan bu hadiseler şehrin büyüklerinin kulağına gidince onu kiliseye davet ederler. Kilisede “zahitlik hırkasını” çıkarıp Hristiyan alameti olarak kabul edilen “zünnar” bağlar ve şeyhliği de Kâbe’yi de unutur. Artık vuslata ermek için hiçbir engel kalmadığını düşünür ancak maşuk mehir talep etmektedir. Dünyalık hiçbir şeyi olmayan şeyh mehire karşılık olarak bir yıl domuz çobanlığı yapmayı kabul eder.

    Müritler Nasıl bir Yol İzlemeli?

    Şeyh San’an kıssası Attar sonrası edebiyat ve tasavvuf edebiyatında yaygın bir imge hâline gelmiş ve şairler hem müstakil Şayh San’an kıssaları telif etmişler hem de şiirlerinde Şeyh San’an kıssasına atıf yapmışlardır. Şiirinde bu kıssaya atıf yapan şairlerden biri olan Hafız-ı Şirazî’dir. Hafız şiirinde Şeyhin mescitten meyhaneye yüz çevirdiğini ve müritlerin yaşadığı şaşkınlığı veciz bir şekilde anlatır.

    Dûş ez mescid sû-yi meyhâne âmed pîr-i mâ

    Çîst yâran-ı tarikat ba’d ez in tedbir-i mâ

    [Pirimiz dün gece mescitten meyhane tarafına doğru gitti bundan sonra biz nasıl bir tedbir alacağız ey tarikat yoldaşları.]

    Gerçekten de müritler şaşkınlık içerisinde kalmışlardır, bir taraftan şeyhlerinin içinde bulunduğu hâle üzülürken bir taraftan da onu bırakıp gitme konusunda bir karar verememişlerdir. Bütün süreçleri yakından takip eden müritler artık şeyhin tekrar geri dönme ihtimali kalmadığını anlayınca içlerinden birini temsilci olarak gönderip Kâbe’ye dönme niyetleri olduğunu şeyhe arz eder ve şeyhin ne konu hakkındaki düşüncelerin sorarlar. Şeyh müritlere geri dönmelerini ve burada artık işlerinin kalmadığını ifade ederek gitmelerini buyurur. Müritler elden bir şey gelmeyeceğini anladıktan sonra feryat u figan içinde Kâbe’ye doğru yola koyulurlar.

    Şeyhin müritlerle birlikte Rum diyarına yöneldiği zaman onların yanında olmayan ama olaylardan bir şekilde haberdar olan “sadık mürit”, müritlerin şeyhlerini bırakıp döndüklerini görünce onları kınar, şeyh zünnar bağladıysa onların da şeyhe tabi olup zünnar bağlamaları gerektiğini söyler ve bu vefasızlık ve utancı gidermek için Rum diyarına gitmeleri gerektiğini söyler ve hep beraber Rum diyarına doğru yola çıkarlar. Müritler Rum diyarına geldiklerinde şeyhten habersiz itikafa girerek kırk gün kırk gece yemeden, içmeden, uyumadan dua, istiğfar ve yakarışla Allah Teâlâ’dan şeyhlerinin karşı karşıya kaldığı bu dert ve ıstıraptan kurtulması için talep ederler.

    Kurtuluş Müjdesi

    Kıssanın önemli noktalarından birisi de şüphesiz müritlerin şeyhlerinin içine düştüğü girdaptan kurtulması için Allah’a yakarışıdır. Kırk günün sonunda müritlerin duaları Hafız’ın tabiriyle “dua okları” hedefe ulaşır. Burada yine rüya ile verilen bir müjde olduğunu görüyoruz. Müritlerin yeniden şeyhin yanına dönmelerini söyleyen mürit rüyasında Peygamber Efendimizi kendisine doğru gülümseyen bir hâlde geldiğini görür. Mürit ayağa kalkarak “Ey Allah’ın resulü şeyhimiz gümrah oldu!” der. Peygamber Aleyhisselam da onun şefaatinin Hakk’ın divanında kabul edildiğini ve şeyhin düştüğü tuzaktan kurtulacağının müjdesini verir. Mürit sevinçten çığlık atar ve diğer dostlarına gördüğü rüyayı ve kendisine verilen müjdeyi haber verir. Hep beraber şeyhin huzuruna doğru yönelirler. Bu sırada tam da Peygamberin müjde verdiği gibi üzerindeki Hristiyanlık alametlerini kaldırmış, zünnarı belinden koparıp bir kenara atmış ve Hristiyanlığı gönlünden koparmış bir hâlde görürler. Büyük bir sevinçle Allah’a şükrederler. Şeyh gusül abdesti alır, yeniden dervişlik hırkasını giyer ve müritleri ile Kâbe’ye doğru yönelirler.

    Hristiyan Kızın Rüyası

    Şeyh San’an kıssasının kahramanlarını yönlendiren üçüncü rüyayı şeyhin maşuku olan kız görür. Kendisine âşık olan şeyhin aşkının hakiki aşk olup olmadığını anlamak için onu dininden döndüren, şeyhliğini rüsvalığa çeviren, şarap içiren, domuz çobanlığı yaptıran kız sonunda şeyhin aşkının gerçek olduğunu görmüş ve onunla evlenmeye razı olmuştu. Şimdi imtihan sırası kıza gelmişti. Şeyh müritlerinin duası ile yeniden İslam’a dönmüş ve Kâbe’ye yönelmişti. Şeyhin Rum diyarını terk etmeye azmettiği kıza rüyasında ayan olmuştu âdeta. Rüyasında güneşin yanından yere düştüğünü ve güneşin ona dönerek “şeyhin peşinden git ve onun dinine gir” dediğini görür. Kız uykudan nara atarak uyanır ve şeyhin peşinden koşar. Şeyhin gönlüne kızın kendi dininden döndüğü bir şekilde aşikâr olur. Şeyh âdeta bir rüzgâr gibi geri döner. Müritler şeyhin başına gelenin tekrarlanacağını düşünerek içlerine bir korku düşer. Şeyh kızın eski dininden vazgeçmiş olduğunu söyleyince bütün müritler şeyh ile birlikte kıza doğru yönelirler. Kızı, ayak yalın başı kabak, elbiseleri parçalanmış bir hâlde bir ceset gibi düşmüş görürler. Kızın başına geldiklerinde, kız şeyhi görür görmez bayılıp düşer tekrar. Şeyhin gözlerinden dökülen yaşlar kızı kendine getirir. Şeyh kıza İslam’ı tebliğ ve telkin eder. Kız takatinin kalmadığını, kendisini affetmesini ister ve vedalaştıktan sonra gözlerini kapatır.

    Attar Ne Anlatmak İstedi?

    Eserleri kıssa ve hikâyelerle dolu olan Attar’ın en meşhur ve en can alıcı ve etkileyici kıssalarından biri şüphesiz Şeyh San’an kıssasıdır. Kıssanın başında şair birkaç kez akabe / engel / sarp geçit kelimesini kullanarak şeyhin önüne zorluklar çıkarıldığını dile getirir. Allah sevdiği kulları sınamak için onlara dert ve acılarla sınar düsturunca şeyh acıların en büyüğü olan aşk acısı ile imtihan olmuştur. Zira bir hadis-i şerifte “Allah kim için hayır dilerse ona musibet verir” buyrulmuştur. Attar da bize seysüsülûk boyunca talibin çeşitli musibet ve tehlikelerle karşı karşıya kalacağını göstermiştir.

    Kıssada dikkat çeken bir başka husus şeyhin yaptığı ibadetlerin bir bir anlatılması, akla şeyhin riyakâr bir hâl almış olabileceğini getirmesi ve Allah’ın kulunu bu riyakârlıktan kurtarmak amacıyla başına böyle bir musibet gelmiş olabileceğini düşündürmesidir. İbadet ve taatin verdiği gurura kapılıp kibir tuzağına düşmemek gerekmektedir.

    Kıssada aşkın insan üzerindeki etkisi, aşkının peşinde koşan şeyhin rüsva olmayı göze alarak dinini, imanını, şeyhliğini, bir tarafa atarak zünnar bağlayıp puta tapabileceğini ve domuz çobanlığı yapabileceğini etkileyici bir dille aktarmıştır.

    Bir başka önemli olan husus da müritlerin her ne pahasına olursa olsun şeyhlerinin peşini bırakmaması gerektiğidir. Şeyhin dört yüz müridi arasından sadece birinin bu konuda ısrarcı olması ve diğerlerini geri dönmeleri için ikna etmiş olması şeyh-mürit ilişkisinin nasıl olması gerektiğini göstermektedir.

    Bir diğer dikkat çekilmesi gereken mesele duanın etkisi ile şeyhin tövbe ederek İslam’a yeniden dönmesidir.

     

    Sonuç

    Attar’ın Mantıku’t-tayr adlı meşhur eserinin en önemli bölümlerinden olan Şeyh San’an kıssasını ele alan bu yazı, seyrüsülûk yolundaki bir talibin karşılaşabileceği manevi engelleri, kibrin ve riyanın tehlikeleri ile hakiki aşkın dönüştürücü gücünü ele almaktadır. Attar, kusursuz görünen bir zâhidin rüsva oluşu ve ardından gelen arınma süreciyle, ibadete güvenip gurura kapılmamak gerektiğine ve samimi duanın tesirine dikkat çeker. Sonuç olarak kıssa; hakikate ulaşma yolunda gerektiğinde benlikten ve görünürdeki ünvanlardan vazgeçmeyi zorunlu kılan, mürşit ile mürit arasındaki sadakati sorgulayan ve ilahi sınavların derinliğini vurgulayan tasavvufi bir temsildir.