SOSYAL BİR GERÇEKLİK Mİ ÜYELERİNİ İSTİSMAR EDEN OLUŞUMLAR MI? SAHNE ÖNÜ VE SAHNE ARKASIYLA YENİ DİNÎ HAREKETLER


Süleyman Turan*
- Giriş Yerine: Modern İnsanın Anlam Arayışı ve Yeni Dinî Hareketler
Evrende yegâne sorumluluk sahibi varlık olan insan, yeryüzüne düşüşünden itibaren sürekli bir anlam arayışı içinde olmuştur. Nitekim anlam ve anlamlandırma insan gerçeğinin bir olgusudur; bilen, yapıp eden, tavır takınan, isteyen, özgür hareketleri olan, çalışan, eğiten ve eğitilen, inanan, konuşan vb. özellikleriyle insanoğlunun ortaya koyduğu bir bilinç durumudur. Bir diğer ifadeyle insanın anlam arayışı zaman ve mekânla sınırlanamayacak varoluşsal bir eğilimdir[1] ve Bülent Baloğlu’nun ifadesiyle insanın tarihi aynı zamanda arayışların tarihidir.[2] Eliade’nin işaret ettiği üzere, insanın dünyadaki uzun tarihi boyunca benimsediği kutsal (sacred) ve kutsal dışı (profane) olmak üzere iki varoluş tarzı söz konusudur.[3] Geleneksel süreçte her şeyin kutsallıkla ilişkilendirilip anlam kazandığı bir dünya var iken, modern dönemde yeni arayışlar içinde din dışı bir dünya var edilmeye çalışılmaktadır.[4]
Modern dünyada toplumdan el etek çekmesi beklenen dinin, farklı ve çoğulcu bir yapıya bürünerek varlığını devam ettirdiği, ancak geleneksel toplumlarda olduğu gibi kapsayıcı söylemlerini ve görünümünü önemli ölçüde kaybettiği ve çok parçalı bir tezahüre sahip olduğu dile getirilmektedir. Dahası dinin, kişisel bir tercih meselesi, ekonomik bir değer, pazarlanabilir bir meta ya da tüketilebilir bir nesne konumuna indirgendiği ya da dönüştürüldüğü de gözlemlenmektedir.[5] Batı kültürünün son elli yılına damgasını vuran “yeni dinî hareketler” [YDH] (new religious movements, NRMs) olarak isimlendirilen oluşumların varlığı ve başarısı dinin düşüşte görüldüğü bir çağda araştırmacıların en çok dikkat çektiği ve açıklamaya çalıştığı noktalardan biridir.[6] Eileen Barker, çeşitli kaynaklara atıfla Avrupa’da 2000, ABD’de 1000’in üzerinde; Japonya’da 800 ile birkaç bin arasında; Amerika, Asya, Afrika ve Pasifik’teki yerli kabileler arasında ise 10.000 civarında yeni dinî hareketin bulunduğuna dikkat çekmektedir.[7] Mormonlar, Yehova’nın Şahitleri, Sayentoloji, Branch Davidian, Adidam, Cennetin Kapısı, Moonculuk, Sathya Sai Baba, Raelyenler, Ananda Marga, Aum Shinrikyo, Falun Gong, Kazananlar Şapeli söz konusu oluşumlardan sadece birkaçıdır.
“Yeni dinî hareketler”, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkan ve senkretik ve eklektik özellikleriyle dikkati çeken geniş bir yelpazedeki dinsel grupları ifade etmek için kullanılan çerçeve bir isimlendirmedir. Söz konusu hareketler Batı’da ve ülkemizde “yeni dinler”, “sekt”, “kült”, “yıkıcı kültler”, “zararlı örgütler”, “yeni dindarlık biçimleri”, “yeni dinî akımlar”, “milenyum tarikatları”, “kült grupları”, “kıyamet tarikatları”, “Yeni Çağ dinleri” ve “gençlik dinleri” ya da “gençlik tarikatları” olarak da tanımlanmaktadır.[8] Bu kullanımlar arasında daha nesnel ve kuşatıcı bir nitelik arz ettiği için zaman içerisinde “yeni dinî hareketler” tabiri daha yaygın kabul görmüş ve kullanılagelmiştir.
Yeni dinî hareketlerin ortaya çıkışında modernizm, sekülerleşme, subjektivizm, kayıtsızlık, aşınmışlık, bireycilik, hazcılık, küreselleşme, çoğulculuk ve hızlı değişim gibi çeşitli faktörlerin değişen oranlarda etkisinden söz edilmektedir.[9] Söz konusu oluşumlar özellikle geleneksel dinlerin ya da dinî kurumların zayıfladığı, teolojik yenilenmeye ihtiyaç duyulan ve sosyo-politik iklimin dinî özgürlük ve ifadeyi desteklediği toplumlarda ortaya çıkıp gelişme göstermektedir. Kendilerini kapitalizmin küresel yayılımının yarattığı fırsatlar ve ihtiyaçlar içinde konumlandıran yeni dinî hareketler, kültürel çoğulculuğun yükselişi gibi durumların yarattığı memnuniyetsizliklere ve fırsatlara Peter Horsfield’in ifadesiyle “pazar odaklı” (market-oriented), “inanç renkli” (faith-colored) çözüm paketleri sunuyor görünmektedir. Horsfield, YDH’lerin sadece “kutsal” konularda değil, aynı zamanda sosyal, finansal, kültürel, siyasi ve ahlaki konularda insanlar için dinî malzeme ve ürünler üretmeye dayalı bir dinî ekonomi yaratarak küresel medya pazarının yarattığı fırsatlardan yararlandıklarına dikkat çekmektedir.[10]
Daha ziyade mutlak otoriteye sahip karizmatik bir lider ve belirli bir ideoloji etrafında toplanma özellikleriyle ön plana çıkan bu hareketler, tarih sahnesine çıkmaya başladıkları ilk andan itibaren, sahip oldukları sıra dışı inanç ve ritüeller, üye kazanmada kullandıkları yöntemler ve ayrıca kadınlara ve erkeklere biçtikleri rollerle yeni bir hayat tarzı oluşturmayı hedeflemiş ve bu doğrultuda faaliyet göstermek suretiyle geleneksel dinî anlayış ve kurumlara meydan okuyarak onların yerini almaya çalışmıştır.[11] Bundan dolayı söz konusu hareketler genellikle marjinal oluşumlar olarak dikkat çekmiştir. Her ne kadar marjinal kabul edilse de küreselleşen dünyada dinî alanda birtakım değişmelerin ve farklılaşmaların meydana gelmesinde etkili bir faktör olmaları[12] dolayısıyla yeni dinî hareketlerin pek çok açıdan sorgulandıkları görülmektedir.
II. Sosyal Bir Problem ya da Moderniteye Karşı Bir Protesto Olarak Yeni Dinî Hareketler ve Üyeler Açısından Anlamı
Akademik din araştırmalarında yeni dinî hareketler konusunun 1970’lerin sonlarında ve 1980’lerin başlarında “kült korkusu”yla belirginleşen tartışmaların sonucunda artan bir şekilde ele alınmaya başladığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki 1950’lerden itibaren dünya genelinde ve özelde ABD’de çok sayıda hareketin ortaya çıkması 1978’de Halkın Tapınağı hareketinin 914 üyesinin trajik toplu intiharlarıyla birleşince Amerika’da bu tür yeni oluşum ve kültlere karşı güçlü bir tepki ortaya çıkmıştır. Medyanın olumsuz tutumu, dinî muhalifler ve diğer sekülerlerle birlikte bu tür hareketlere katılan gençlerin ailelerinin organize ettikleri anti-kült hareketi, YDH’ler hakkında kamusal itirazlara neden olmuş ve araştırmacıları bu hareketleri incelemeye yönlendirmiştir.[13]
Ortaya çıkmaya başladıkları andan itibaren vergi, askerî hizmet, halk sağlığı, tıp, eğitim, çocuk bakımı, toprak kullanımı ve maddi kaynaklar hususunda hukuken yerleşik beklentileri karşılayamamaları nedeniyle YDH’lerin başının çoğunlukla belaya girdiği bir vakıadır. Bu alanların her birinde yerleşik düzenin dışına çıkılması, dolandırıcılığın ve kötü niyetin kanıtı olarak kabul edilmektedir. Dawson’ın ifadesiyle “YDH’ler hayatımızı ve toplumumuzu değiştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda YDH’ler toplumun geleneklerini aşmaya; hastalıkların tedavisine, yeme içmeye, giyinmeye, çocukların eğitimine, arkadaş bulmaya, âşık olmaya, yaşamaya ve insani ilgi alanlarına hizmet etmeye yönelik alternatif yollar önermeye eğilimlidir.”[14]
YDH’ler konusundaki literatüre bakıldığında çok çeşitli soruların gündeme getirildiği ve tartışıldığı görülmektedir. Kaldı ki yeni dinî hareketler hakkındaki tartışmaların yalnızca akademik çevrelerde sınırlı kalmayıp kamu alanı ve hukuk sahasına da bir şekilde yansıdığını ifade etmek gerekir. Yeni dinî hareketlerin, araştırmacıları temelde 4 ana gruba ayıracak şekilde tartışma kaynağı olduğu söylenebilir: 1) Bu hareketlere sosyal ve/veya psikolojik sapmalar olarak bakanlar, 2) bu hareketleri sosyal veya kültürel organizasyonlar olarak ele alanlar, 3) gerçek dinî ifadeler olarak inceleyenler ve 4) sahte inançlar ve/veya hakikat arayışına karıştırılmış şeytani yapılanmalar olarak ilan edenler.[15]
Yeni dinî hareketlerin, genel olarak yıkıcı örgütler olduğu, kişileri felakete sürüklediği ve kişiliklerini saptırdığına dair yaklaşımları destekleyen örnek ve deliller olmakla birlikte bunlar, bireyin yaşadığı sürecin sadece YDH’lerden kaynaklandığını elbette göstermez. Yani yeni bir dinî gruba katılmanın bir gereği olarak kişinin kendi hayatında radikal değişiklikler gerçekleştirmesi, onun doğrudan zararlı bir oluşuma katıldığını göstermez. Öte yandan yeni dinî hareketlerin olumlu taraflarına ya da terapi yönüne yönelik söylemler de genellikle bu inançlara mensup kişilerin iyimser tespitlerine dayanmaktadır. Neticede bütün yeni dinî hareketleri a priori olarak kötü ya da faydalı şeklinde değerlendirmenin doğru bir yaklaşım olmayacağı muhakkaktır.[16]
James R. Lewis, bir yeni dinî hareketi “kötü din” şeklinde niteleyebilmek için “erken uyarı işaretleri” olarak 6 özellikten söz etmektedir: 1. Hareket, kendisini yasaların üzerine koymaya isteklidir; bu muhtemelen en önemli özelliktir. 2. Lider(lik), kiminle evlenileceği ya da hangi okula gidileceği gibi, takipçilerin yaşamlarının önemli kişisel ayrıntılarını önermek yerine dikte eder. 3. Lider, üyelerin uyması gereken ancak liderin muaf olduğu etik yönergeler ortaya koyar. 4. Grup, diğer insanlara karşı gerçek, fiziksel bir Armageddon’a hazırlanır. 5. Lider, yanlış olduğunu bildiği veya grubun rutin olarak yabancıları veya her ikisini birden aldatma politikasına sahip olduğu konusunda düzenli olarak kamuoyuna iddialarda bulunur. 6. Son olarak, birçok iyi olarak nitelenen din, toplumdan yarı izole topluluklar oluştururken, sosyal olarak tehlikeli dinler, hemen hemen her zaman toplumdan büyük oranda izole ya da ayrıdır. Lewis, söz konusu özelliklerin bir veya ikisinden fazlasına sahip olan bir grubun daha yakından incelenmesi gerektiğine dikkat çekerken bu analiz çizgisinin bir sonucu olarak, yukarıdaki özelliklerin hiçbirine sahip olmayan inançları ise kamu politikası açısından neredeyse kesinlikle zararsız olarak niteler.[17]
İnsanların söz konusu oluşumlara niçin katıldıkları ve katılanların ne gibi kazanımlar elde ettikleri, diğer bir diğer ifadeyle üyeler açısından anlamı, yeni dinî hareketler bağlamında cevabı önem arz eden sorulardan biridir. John Lofland ve Rodney Stark bu konuda şu değerlendirmelerde bulunur: Bireyler, başlangıçta mevcut yaşamlarından memnun olmadıkları için dinî arayışa yatkın hâle gelirler. Bu gerilime; seküler terapiye girmek, yeni arkadaşlar edinmek veya yaşam tarzlarını değiştirmek gibi çeşitli şekillerde tepki verebilirler. Sorunu doğası gereği manevi olarak tanımlasalar da “dinî bir problem çözme perspektifi” benimserler. Sorunu dinî terimlerle tanımladıktan sonra mevcut dinî bağlarından memnun kalmazlarsa dinî bir arayışa yönelirler. Ayrıca, kendi dünya görüşleri ile karşılaştıkları grubun dünya görüşü arasında kültürel bir bağ algıladıklarında, o gruba üye olma olasılıkları daha da artmaktadır.[18]
Lewis, insanların yeni dinî hareketlere de tıpkı diğer dinlere olduğu gibi arkadaşlık ve tatmin edici bir inanç sistemi vb. katıldıklarını ifade eder. Bu ihtiyaçlar artık makul düzeyde karşılanmadığında ise, tıpkı mutsuz bir evliliği terk etmesi gibi, üyelerin gruptan ayrıldığını belirterek bu karşılıklı ilişkiye dikkat çeker.[19]
YDH’lere katılan insanların; uyuşturucu bağımlılığından kurtulma, değersizlik hissinin yerini saygınlığın alması, amaçsızlık dönemlerinde bir yön bulma ve toplumsal kısıtlamalardan sıyrılarak gelişim özgürlüğü kazanma gibi olumlu deneyimler aktardıkları belirtilmektedir. Araştırmacılar, bu hareketlerde uzun süre kaldıktan sonra ayrılan üyelerin önemli bir kısmının, gruptan ayrılmış olmalarına rağmen orada geçirdikleri zaman zarfında çok şey kazandıklarını ifade ettiklerine dikkat çekmektedir. Barker, konuya ilişkin yapılan araştırmalardan hareketle YDH’lerin potansiyel üyelere sunduğu veya sunduğu ileri sürülen katkıları; Kariyer Başarısı, Gelişmiş Sağlık, Topluluk Bilinci, Kişisel Gelişim ve Dinî Deneyimler başlıkları altında sıralamaktadır.[20]
III. Yeni Dinî Hareketlerin Karakteristikleri
Dünya genelinde on binlerce yeni dinî hareketin varlığı ve bunların son derece renkli bir çeşitlilik sergilediği dikkate alındığında, söz konusu oluşumları tanımlamanın neredeyse imkânsız bir çaba olduğu söylenebilir. Öte yandan, konuya ilişkin literatür incelendiğinde, tüm grupları kapsayıcı olmasa da YDH’lerin birtakım ortak özelliklerinden söz edildiği görülmektedir.[21] YDH’lerin ayırt edici karakteristiklerini temel başlıklar altında şu şekilde sıralamak mümkündür:
- Liderlik
- Hareketlerin zirvesinde, mutlak hakikati getirdiğine inanılan ve kimi zaman olağanüstü güçlere sahip olduğu düşünülen, sınırsız otoriteyle donanmış karizmatik bir lider yer alır.
- Liderler, istikrarsız dönemlerde ve mekânlarda ortaya çıkar; toplumsal gerilimleri sezer ve yerleşik kurumlara ile otoriteye meydan okurlar.
- Liderler, tipik olarak toplumun marjinal kesimlerinden ortaya çıkarlar.
- Yeni ya da gözden geçirilmiş doktrinler ve uygulamalar geliştirirler.
- Organizasyon
- Büyük ölçüde, geleneksel dinlerin yetersiz ve etkisiz kaldığı iddiasından beslenirler.
- Mevcut toplumsal düzenin iflas ettiği ve sürdürülemez bir hâl aldığı, büyük kurumların ve mevcut kiliselerin yozlaştığı ve ahlaksızlığın arttığı düşüncesini öne çıkarırlar.
- Yeni bir dünya dini ve yeni bir dünya düzeni tesis edecekleri fikriyle hareket ederler.
- Genellikle oldukça eklektik, çoğulcu ve senkretik bir görünüm arz ederler; inanç sistemlerinde farklı kaynaklardan gelen doktrinleri ve uygulamaları özgürce birleştirirler.
- Yeni dinî hareketler ile daha geniş toplum ve diğer dinî yapılar arasındaki düşmanlık ve şüphe, hepsinin olmasa da bazı YDH’lerin önemli özelliklerinden biridir. Bir anlamda “rakiplerin şeytanlaştırılması” söz konusudur.
- Çoğu zaman kendilerini ailenin ve diğer geleneksel sosyal kurumların yerine koyar, takipçilerinden mutlak bir sadakat ve bağlılık beklerler.
- Faaliyetlerini geleneksel olmayan yollarla; genellikle atölyeler, eğitim merkezleri, aileler, komünler, meclisler, topluluklar, projeler ve kutsal mekânlar gibi çeşitli sosyal yapılar bünyesinde düzenlerler.
- Üyelik ve Kimlik
- YDH’ler büyük oranda ilk nesil üyelerden oluşur; bu nedenle üyelerinin çoğunluğunu gençler teşkil eder.
- Katılımcılar başlangıçta gruplarla entelektüel, duygusal, mistik ya da deneyimsel düzeyde bağlantı kurarlar; üyelik ise birtakım fedakârlıklar (sözlü, cinsel veya deneme süreci gibi) ve taahhütler (emek, finansal destek, sadakat, grup öncelikleri) gerektirir.
- Üyeleri için yeni roller (statüler, taahhütler, sorumluluklar) ve kimlikler (yeni isimler, doğum tarihleri) inşa ederler.
- “Biz” (hareketin üyeleri) ve “Onlar” (üye olmayanlar veya inanmayanlar) arasında her zaman keskin bir ayrım yapılır.
- İnanç ve Pratikler
- YDH’ler genellikle daha dogmatik, kesin; sorgulamaya ve değişime daha kapalı bir “hakikat” anlayışı benimserler.
- Birçoğunun ortak noktası, her şeyi yaratan bir Tanrı’nın varlığını inkâr etmeleridir.
- Neredeyse bütün yeni dinî hareketlerin, içinde doğdukları ana dinin kutsal kitaplarına eş değer, hatta daha üstün saydıkları kendilerine özgü kutsal metinleri bulunmaktadır. Bazı hareketler ise hâlihazırda var olan literatürü kullanır.
- Çoğunda kıyametin yaklaştığı beklentisi hâkimdir. Nitekim söz konusu hareketlerin önemli bir kısmı, dünyanın hızla sona yaklaştığını vurgulayarak kıyamet öncesinde gerçekleşecek çeşitli senaryolar üzerine odaklanır.
- Hâlihazırda geldiği kabul edilen ya da geleceğine inanılan bir mesih anlayışı söz konusudur. Bu inanç doğrultusunde üyelerin bir “altın çağ” nesli olarak yüceltildiği görülmektedir.
- Genellikle kurtuluşun son derece güç olduğuna ve ancak kendi sundukları reçetelerin dünyevi ve uhrevi kurtuluşu garanti altına aldığına inanırlar.
- Kendi mitolojik sistemlerinin gerçekliğini doğrulayan ritüeller geliştirirler.
- Bireyselcilik ve bireysel kutsallığın merkeze alındığı bir anlayış dikkat çekmektedir. Nitekim yeni dinî hareketlerin çoğu; iç huzur, ruhsal esenlik, tatmin edici deneyimler ve maddi başarı vaadiyle bireyleri cezbeder.
- Yeni Dinî Hareketler Üyelerini İstismar mı Etmektedir?
Yeni dinî hareketler ve istismar ilişkisi bağlamında istismarın iki boyutundan söz edilebilir. Bunlardan ilki, dinî değer ve kavramların istismar edilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada en uç örnekler, bazı YDH liderlerinin kendilerini Tanrı’nın enkarnasyonu olarak sunması, peygamber ya da mesih olduklarını, Tanrı ile görüştüklerini ve vahiy aldıklarını iddia etmeleridir. Daha basit düzeyde ise içinden çıktıkları dine ya da senkretik olarak yararlandıkları dinî inançlara ait bazı olgu ve kavramlara yeni anlamlar yükleyerek kullanmaları bu bağlamda örnek gösterilebilir. YDH’lerde istismarın ikinci boyutunun ise bütünüyle dinle ilintili olmadığı görülmektedir. Burada din, belli ölçüde istifade edilen bir araç olmakla birlikte, asıl odaklanılan yön din dışıdır. Şöyle ki YDH’lerin, hedef kitlelerinin dinî ve kültürel yapıları içerisinde kabul görebilmek adına zaman zaman itikadi yönlerini arka plana ittikleri; insan potansiyelini geliştirme, bilinç düzeyini yükseltme ve sağlıklı yaşamı destekleme gibi seküler vurgularla taraftar toplamaya çalıştıkları bilinmektedir.
Resmî internet siteleri ve söylemleri incelendiğinde, bazı YDH’lerin dinî ve manevi unsurları birer kamuflaj olarak kullandığı, temelde ise siyasi, ekonomik ya da farklı çıkarlar peşinde koştuğu anlaşılmaktadır. Nitekim Giriş bölümünde de belirttiğimiz üzere, konuya dair çalışmalar yürüten araştırmacıların bir kısmı bu hareketleri sosyal veya psikolojik sapmalar, bir kısmı da sahte inançlar olarak ele almakta; aile fertlerinden biri bu hareketlere katılan kişiler de söz konusu oluşumları genellikle zararlı ve yıkıcı yapılar olarak nitelendirmektedir.
YDH’lerin, üyelerini i) fiziksel, ii) duygusal ve psikolojik, iii) cinsel, iv) ekonomik ve v) siyasi alanlarda istismar ettiğine işaret eden pek çok örnek göstermek mümkündür. Ancak bu çalışmanın kapsamı dikkate alındığında, konunun detaylarına girmek yerine aşağıdaki temel tespitlerle yetinilecektir:
YDH’lerin birçoğu, başlangıçta kendileriyle ilgilenme potansiyeli bulunan kişilerle; yoga dersleri, meditasyon seansları, halka açık konuşmalar, şifa dağıtma ve kişisel meditasyon gibi ilgilerini çekebilecek hizmetler sunarak temasa geçmektedir.
YDH’ler, sundukları hizmetlere potansiyel olarak ilgi duyan bireylere, onları müşteri olarak görerek yaklaşmaktadır.
YDH’lerde üyeler, harekete katılım aşamasından itibaren hem maddi hem de manevi açıdan çeşitli şekillerde istismara maruz kalabilmektedir.
İstismar sürecinde başrolü, karizmatik liderler ve onların oluşturduğu öğretiler oynamaktadır.
Başlangıçta sunulan aile ortamı, üyelerin istismara açık hâle gelmesinde önemli bir etkendir.
YDH’ler içinde doğan ya da aileleri vasıtasıyla bu hareketlere katılan çocukların, yanlarında birer otorite figürü olarak anne babaları bulunmadığı için karizmatik liderleri örnek aldıkları ve oluşan otorite boşluğunun da bu liderler tarafından kolayca doldurulduğu görülmektedir.
Üyelerin dış dünya ve yakın çevreleriyle olan bağlarının koparılması, istismarı kolaylaştıran temel faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özgürlük, bu hareketlerin pek çoğunun propaganda ve tanıtım faaliyetlerinde öne çıkardığı en temel değerlerden biri olmasına karşın; YDH’ler incelendiğinde, bu yapıların üyelerinden sarsılmaz bir bağlılık talep ettiği ve onları yalnızca kendi inanç sistemleriyle ya da iman kardeşleriyle iletişim kurmaya yönlendirdiği görülmektedir.
YDH’lerin temel ibadet ve ritüel adı altında gerçekleştirdikleri birtakım uygulamalar, üyeleri hem maddi hem de manevi açıdan istismara açık hâle getirmektedir.
Grubun işleyişine yönelik içsel tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla YDH’lerin apokaliptik söylemleri öne çıkardığı görülmektedir.
Üyeleri kontrol altında tutabilmek için neredeyse tüm zamanları, boş kalmalarına izin vermeyecek şekilde çeşitli ritüel ve uygulamalarla doldurulmaktadır.
YDH üyeleri istismardan farklı şekillerde etkilenmektedir. Örneğin harekete ekonomik anlamda katkı sağlayamayan üyeler bunun bedelini hem ağır fiziksel işlerde çalışarak hem de cinsel ve psikolojik istismara maruz kalarak öderken; ekonomik açıdan harekete ciddi katkı sunan üyeler diğerlerinden ayrı tutulmakta ve kendilerine çeşitli ayrıcalıklar tanınabilmektedir.
Faaliyetlerine siyaseti de dâhil etmeleri, bazı hareketlerin işleyişini kolaylaştırıp etki alanını genişletirken, bazılarının taraftar kitleleri üzerinde olumsuz bir etki yaratarak gruptan kopmalara yol açmaktadır.
Üyelerin maruz kaldığı istismar eylemleri zaman zaman artıp azalabilmektedir. Söz konusu uygulamalar, bazı üyelerce günahlarının cezası, bazılarınca ise kurtuluşa giden yol olarak kabul edilebilmektedir.
YDH’lerde genellikle hareketin devamlılığı için her yolun mubah sayılması, üyeleri uzun vadede ne tür istismarların beklediğini öngörmeyi zorlaştırmaktadır.[22]
* Prof. Dr. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Dinler Tarihi Öğretim Üyesi.
[1] Bkz. İhsan Çapcıoğlu – Tuğrul Yörük, “Modern Dünyada İnsanın Anlam Arayışına Teolojik Katkı: Hz. İbrahim Kıssası Örneği”, Bidder: Sosyal Bilimler Dergisi 1/2 (2010), 23-24; Fatih Kurt, “Editörden: İnsanın Anlam Arayışı”, İnsanın Anlam Arayışı, ed. Fatih Kurt (Ankara: DİB Yayınları, 2019), 9.
[2] Adnan Bülent Baloğlu, Kayıp Kimliklerin Bilinç Tıkanması (Ankara: DİB Yayınları, 2020), 29.
[3]Mircea Eliade, Kutsal ve Kutsal-Dışı: Dinin Doğası (İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım, 2015), 18.
[4]Bkz. İbrahim Hakkı Kaynak, “İnsanın Anlam Arayışında Din ve Mitlerin Rolü”, Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi 1/1 (2012), 675.
[5] Gamze Gürbüz – Hasan Hüseyin Aygül, “Arayıştan Uyanışa, Şifadan Estetiğe Yeni Çağ İnançları”, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 23/43 (2021), 24.
[6] Örneğin bkz. Geoffrey K. Nelson, Cults, New Religions and Religious Creativity (London: Routledge, 1987), 89-104.
[7] Eileen Barker, “New Religious Movements: Their Incidence And Significance”, New Religious Movements: Challenge and Response, ed. Bryan Wilson – Jamie Cresswell (New York: Routledge, 1999), 16.
Lorne L. Dawson, “Introduction”, Cults and New Religious Movements, ed. Lorne L. Dawson (Oxford: Blackwell Publishing, 2003), 1-2; Ali Rafet Özkan, Kıyamet Tarikatları (İstanbul: IQ Kültânat Yayıncılık, 2006); Mehmet Ali Kirman, “Yeni Dinî Hareketler: Tanım ve Kapsam”, Nedenleri ve Niçinleriyle Yeni Dinî Hareketler, ed. Süleyman Turan – Faruk Sancar (İstanbul: Okur Akademi, 2018).[8]
[9] Bkz. Özkan, Kıyamet Tarikatları, 31-52; Ali Köse, Milenyum Tarikatları: Batıda Yeni Dinî Hareketler (İstanbul: Timaş Yayınları, 2014), 13-15.
[10] Peter Horsfield, “New Religious Prosperity Movements and Their Social and Economic Implications”, Media, Communication and Democracy: Global and National Environments, Conference in Melbourne (1-2 September 2011).
[11] Süleyman Turan – Emine Battal, “Yeni Dinî Hareketler”, Dinler Tarihi (İstanbul: Lisans Yayıncılık, 2020), 508.
[12] Kirman, “Yeni Dinî Hareketler: Tanım ve Kapsam”, 13.
Dawson, “Yeni Dinî Hareketlerin Anlamı ve Önemi”, 49.[13]
Dawson, “Yeni Dinî Hareketlerin Anlamı ve Önemi”, 51.[14]
[15] John A. Saliba, “Yeni Dinî Hareketlere Disipliner Yaklaşımlar”, Nedenleri ve Niçinleriyle Yeni Dinî Hareketler, ed. Süleyman Turan – Faruk Sancar (İstanbul: Okur Akademi, 2018), 81.
[16] James R. Lewis, Cults (California: ABC Clio, 2005), 54.
[17] Lewis, Cults, 57-58.
Lofland-Stark, “Becoming a World-Saver”, 862.[18]
[19] Lewis, Cults, 49.
[20] Barker, New Religious Movements, 26-31.
John Saliba, Understanding New Religious Movements (Walnut Creek, CA: AltaMira Press, 2003), 14-15; David G. Bromley, “Characteristics of New Religious Movements”, Erişim: 25.09.2022; E. Burke Rochford, “Yeni Dinî Hareketlerin Organizasyonu ve Liderliği”, çev. Merve Seyis, Nedenleri ve Niçinleriyle Yeni Dinî Hareketler, ed. Süleyman Turan-Faruk Sancar (İstanbul: Okur Akademi, 2018), 107-140.[21]http://www.people.vcu.edu/~dbromley/undergraduate/spiritualCommunity/Characteristics%20of%20NRMs.html
[22] Yeni dinî hareketlerde istismarın 5 n 1 k’sı için bkz. Süleyman Turan, Abusionem: Yeni Dinî Hareketlerin İstismar Dünyası (İstanbul: Okur Akademi, II. Baskı 2024).