DİNÎ SOSYALLEŞME SÜRECİNDE DİJİTAL MEDYANIN ÜÇ YÜZÜ


Betül Erken*
2010 yılından sonra internetin telefon, tablet ve laptop gibi taşınabilir cihazlara entegre edilmesiyle ekranlar/dijital medya araçları günlük hayatı baştan aşağı değiştiren yeni bir döneme geçişi beraberinde getirmiştir. Bu durum hem bireysel hem de toplumsal yaşamda önemli değişikliklere yol açmıştır. Bu yazıda, telefon, tablet gibi ekranların günlük hayatımızda dinî sosyalleşme süreçlerini nasıl bir değiştirdiğini ele alacağım. Ancak dinî sosyalleşmenin ekranlarla nasıl bir etkileşim içine girdiği konusuna geçmeden önce sosyalleşmenin ne olduğu üzerinde durmakta fayda var.
Sosyalleşme terimi, çocuğun içinde büyüdüğü topluma uyum sağlaması için gereken beceri, davranış kalıpları ve kültürün öğretildiği süreçleri ifade eder (Maccoby, 2015). Bir çocuğun, doğduğu andan itibaren fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanında sosyal ilişkilerin gerçekleşmesi için, içine doğduğu ailenin davranış, düşünce, inanç ve kültürel birikimlerine uyumlanmayı öğrenmesi gerekir. Bu uyumlanma sürecinin sağlanması sosyalleşmenin de başarılı bir şekilde gerçekleştiği anlamına gelir. Ancak sosyalleşme özellikle çocukluk döneminde önemli olsa da aslında hayat boyunca devam eden bir süreçtir. İnsanlar kuşaktan kuşağa birbirinden etkilenir, birbirinden öğrenir. Böylece her kuşak, kendinden öncekiyle birleşip yeni bir harman oluşturur. Sosyalleşmenin alt başlıklarından biri olan dinî sosyalleşme ise bireylerin, dinî inanç ve yaklaşımlarını sosyal çevre ile şekillendiren, yaşanılan deneyimlerin dinî inançlarını yönlendiren dinî anlatım, gözlem ve tecrübe yolu öğrenilen bir süreç olarak tanımlanır (Sherkat, 2013). Çocuklar, yetişkinlerin dinî inanç ve geleneklere dayalı davranışları ile yönlendirmeleri üzerinden dinî deneyimler kazanmakta; tekrar tekrar karşılaştıkları dinî pratik ve anlayışları zamanla içselleştirip benimsemeye başlamaktadırlar. Bir ailede sıcak bir ortam hâkim olduğunda dinî sosyalleşme sürecinin başarılı bir şekilde gerçekleşme imkânı da artmaktadır. Dolayısıyla aile içi ilişkiler ve evdeki atmosfer çocukların tekrar tekrar karşılaştıkları davranışlarla ve pratiklerle dinî yaklaşımlarını çoğunlukla belirlemektedir. Ancak daha önce de ifade ettiğim gibi günümüzde yaygın olarak kullanılan dijital araçlar, insanların günlük pratiklerini değiştirmekte ve bu ekranlar dinî sosyalleşme süreçlerini dönüştürmektedir.
Dijital medya araçlarının bireylerin dinî pratiklerini ve dinî değerleri kişisel kimliklerine entegre etme biçimleri de bu dönüşümden etkilenmektedir (McClure, 2020). Din günlük yaşamı kaplamakta, ekranlar da hayatın her alanına nüfuz etmekte; dolayısıyla din ve ekranlar birçok alanda kesişmektedirler. Bu nedenle dinî sosyalleşme sürecini anlamak açısından din ile dijital araçların hangi alanda birbirlerini destekledikleri hangi noktada birbirinin yolunu kestikleri üzerinden bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç vardır. Ben yazının devamında dinî sosyalleşme ile ekran kullanımının kesiştiği üç alanı ele alacağım; “dijital din”, “seküler içerik” ve “ekran süresi”.
Dijital “Din”
Papirüs gibi en eski iletişim araçlarından akıllı telefon gibi modern dijital araçlara kadar hemen hemen tüm iletişim yöntemleri, insanların din, inanç ve düşüncelerini başka toplumlara aktarmasında bir araç olarak kullanılmıştır. Bu nedenle, medya ile dinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği söylenebilir (Haberli, 2019). Öncelikle din ile ekran ilişkisine baktığımızda karşımıza şunlar çıkmaktadır; insanlar internette dinî videolar üretmekte, hocaların videoları ya da yazıları takip edilmekte, dinî bilgi edinilmekte, manevi ihtiyaçları karşılanmakta ve çevrim içi ortamlarda dinî cemaatler oluşturulmaktadır. Youtube, Facebook veya Instagram gibi platformlarda bir bireye dinî rehberlik etme, kaynak sağlama veya vaaz verme konusunda motivasyon sağlanmaktadır (Bunt, 2009). Buradan ekranların özellikle yetişkinler için sadece günlük kullanım aracı olmakla kalmayıp dinle ilgili bilgi edinme ve dinî sosyalleşmelerini online olarak sürdürdükleri bir alan hâline geldiği görülür. Yetişkinlere baktığımızda, genellikle farklı inanç ve arayışlar için bu araçları kullanmadıkları görülmektedir. Çoğu zaten benimsedikleri dine uygun içerikler sunan online kanalları takip etmekte ve bu ortamlarda sosyalleşmektedirler. Ekranların genç yetişkinlere dinî bilgi ve içerik sunan temel kaynaklardan biri olduğu, geleneksel sosyalleşme araçlarının tamamlayıcısı olarak kullanıldığı yönünde araştırmalar vardır (Moberg vd., 2019). Dijital araçların hayatın her alanında kullanılan araçlar olması “kullanım amacına bağlı olarak” dinî sosyalleşmenin azaldığını değil biçim değiştirdiğini gösterir. Bunun yanında dinî yayınların takibinin sosyal medya ve diğer popüler içeriklerin yanında daha zayıf kaldığı söylenebilir.
Gençler ve çocuklar açısından konuya bakıldığında medya içeriklerinin çocukların dinî sosyalleşme süreçlerini besleyecek ve popüler içeriklerle rekabet edebilecek alternatifler sunamadıkları görülmektedir. Popüler medya içeriklerinin son derece “eğlenceli” ve “absürtlük” seviyesinin yüksek olması gençlerin ve çocukların tercihlerini bu yönde kullanmalarına neden olmaktadır. Örneğin gençler ve çocuklar yaygın olarak Youtube’da oyun videoları izlemekte, shorts’ları kaydırmakta, Netflix’te dizi veya çizgi film izlemektedirler. Dolayısıyla gençler ve çocuklar açısından dinî sosyalleşme süreçlerinin dijital medya araçları üzerinden destekleyici bir araç ve alan olarak değerlendirilemediği söylenebilir. Dinî sosyalleşmede aile ve yakın çevrede gerçekleşen ev içi dinî atmosfer ve pratikler önceliğini korumaya devam etmektedir.
Seküler İçerik
Ekranların devamlı kullanılması amacıyla eğlence, hız ve aksiyon gibi dikkat çeken unsurların dozu her geçen gün yükseltilmektedir. Bu artışın temel nedeni, daha fazla izlenme alıp reklam gelirlerini yükseltme isteğidir. Eğlence kültürünün yaygınlaşması, medyada faydalı ve eğitici içeriklerin tercih edilmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle sosyal medya ve dijital oyunlar her geçen gün daha fazla çekici hâle gelerek insanların günlük ekran kullanımını belirlemektedir. Bu süreçte medyanın çoğunlukla seküler içerikleri öne çıkarması dikkat çekmektedir. Seküler içerikler; haz, hız, bireysellik ve tüketime dayalı yaşam biçimlerini normalleştirirken, dinî ve manevi değerleri arka plana itmektedir. Böylece medya, toplumsal değerlerin aktarımında giderek daha seküler bir çerçeve sunmakta dolayısıyla dinî anlatıların görünürlüğü azalmaktadır.
Seküler içeriklerin doğrudan dinî sosyalleşmeyi olumsuz etkilediğini söylemek her zaman mümkün olmasa da günlük hayatta sürekli eğlence, haz, tüketim ve bireyselliği öne çıkaran içeriklerle vakit geçirmek, özellikle dindar kişiler için bu yaşam tarzının zamanla normalleşmesine yol açabilmektedir. Dijital medyada sıkça karşılaşılan bu içerikler, kişinin fark etmeden din merkezli bir yaşamdan uzaklaşmasına neden olabilir. Bu durum, dinî uygulamaları günlük hayatta daha az görünür hâle gelmesine ortam hazırlayabilir. Uzun vadede ise dinî değerlerin toplumsal hafızadaki yerinin zayıflamasına zemin hazırlamaktadır.
Medya ortamında eğlenceye ve farklı yaşam tarzlarına ağırlık verilmesi, dinin anlamı ve görünürlüğü açısından bazı riskler barındırır. Çocuklar bu durumdan yetişkinlere kıyasla daha fazla etkilenir. Yetişkinler izledikleri içerikleri daha rahat değerlendirebilmekte ve inançlarıyla ters düşen durumlarda ayrım yapabilmektedir. Buna karşılık, özellikle küçük yaştaki çocukların henüz eleştirel düşünme becerileri tam olarak gelişmediği için ekranda gördüklerini kolayca gerçek ve doğru kabul edebilmektedirler.
Çocuklar doğal olarak eğlenceli, hareketli, gerilimli veya mizaha dayalı içeriklere yönelmekte; buna karşın eğitici, değer odaklı ya da dinî içerikleri daha az tercih etmektedir. Youtube gibi çocukların en çok kullandığı platformlarda en popüler videolara bakıldığında, absürt sahneler, şiddet, dövüş, öldürme ve cinsellik gibi uygunsuz içerikler öne çıkmaktadır. Temsili örnek olarak milyonlarca çocuk tarafından izlenen Skibidi Toilet, Tung Tung Sahur ve Troom Troom gibi kanallarda bu tür uygunsuzluklar sıkça görülmektedir. Bu videolar hem absürtlük hem şiddet hem de cinsellik yönünden dikkat çekmekte ve çocuklar için zararlı hâle gelmektedir. Dinî açıdan değerlendirildiğinde ise dinî değerlere aykırı temsilleri daha cazip hâle getirerek çocukların dikkatini çekmekte ve normalleştirmektedir. Sonuç olarak ekranlar bu tür içeriklerle, çocukların değer dünyasını şekillendirirken, dinî mesajların ve uygulamaların görünürlüğünü azaltmakta ve dinî yönelimin güçlenmesini destekleyen öğeleri geri plana itmektedir.
Ekran Süresi
Birçok alanda zaman ve mekân giderek daha fazla dijital medya araçları tarafından kuşatılmaktadır (Delfanti & Arvidsson, 2019). Dinî sosyalleşme bağlamında ekran süresinin üstünde durulmasının nedeni ise, geçirilen vakte bağlı olarak dinî sosyalleşme biçimlerinin değişmesiyle ilgilidir. Ekran süresi arttıkça dijital ortamlarda gerçekleşen online sosyalleşme eğilimi güçlenmektedir. Buna karşılık ekran süresi azaldıkça yüz yüze ilişkiler ve geleneksel sosyalleşme biçimleri daha fazla öne çıkmaktadır. Bu durum, “zamanın” nasıl ve nerede geçirildiğinin dinî sosyalleşme süreçlerini belirleyici bir şekilde etkilediğini ortaya koymaktadır.
Medya araçlarıyla ilgili yapılan tartışmalardan biri içerikten bağımsız olarak ekran başında geçirilen sürenin kendisi oluşturmaktadır. Ekran karşısında geçirilen vaktin artması, ekran dışı deneyimlerin ve yüz yüze etkileşimlerin azalması anlamına gelmektedir. Zira ekranla meşgul olunan süre boyunca, ekran olmadığı takdirde gerçekleşebilecek olan sohbetler, temaslar, jestler, gözlemler ve spontane etkileşimler meydana gelememektedir (Winn, 2011). Nitekim ekran süresinin gün içerisinde ortalama 4-5 saate ulaşması, bireylerin yüz yüze sosyalleşme için ayırdığı zamanın niteliğini ve derinliğini azaltmaktadır. Bu durum sıcak ilişkilerin ve sosyal bağların güçlenmesi açısından kayıplara yol açmaktadır. Dinî sosyalleşme açısından değerlendirildiğinde ise ekran başında geçirilen sürenin artması dinî aktarımın gerçekleştiği doğal sosyal ortamların zayıflamasına neden olmaktadır.
Aile içi sohbetler, birlikte yapılan dinî pratikler ve günlük hayatta kendiliğinden yaşanan dinî davranışlar, çocukların dinî sosyalleşmesinin önemli parçalarıdır. Ancak ekran karşısında geçirilen zaman arttıkça bu deneyimler doğal olarak azalmakta ve sınırlanmaktadır. Bu durum, dinî davranışların görünürlüğünü düşürmekte ve dinî bağlılığın derinliğini zayıflatabilmektedir. Günlük hayatta ebeveynin bir işe başlamadan önce “Besmele” çekmesi, namazını kılması veya artan yemeği israf etmemek için değerlendirmesi gibi küçük ama etkili dinî örneklikler, ekran başında vakit geçiren çocuk tarafından fark edilmemektedir. Ekran süresi uzadıkça çocukların bu tür davranışlara tanıklık etme oranı da düşmektedir. Bu da bize dinî sosyalleşmenin sadece izlenen içeriklerle değil, zamanın kimlerle ve nasıl geçirildiğiyle yakından ilgili olduğunu göstermektedir.
Ekranın dinî sosyalleşme üzerindeki etkileri, yukarıda ele alınan üç başlıkla birlikte değerlendirildiğinde tek yönlü ve kesin sonuçlarla açıklanamaz. Ekranlar, bir yandan dinî bilgiye ulaşmayı kolaylaştırarak dinî sosyalleşmeye katkı sunar diğer yandan seküler yapılarıyla bireyleri dinî pratik ve bağlılıktan uzaklaştırma potansiyeli taşır. Bu ikili etkinin özellikle yaş gruplarına göre farklılaştığı görülmektedir. Yetişkinler görece medya içeriklerini daha seçici, bilinçli ve eleştirel bir gözle takip edebilmektedir. Ancak buna rağmen çoğunlukla uzun süre ekran başında kısa videolar “kaydırırken” kendi kullanımlarından da rahatsız olabilmekte ve bundan dolayı sorunlar yaşamaktadırlar. Diğer yandan genç ve çocuklar, eğlence odaklı ve hızlı tüketime dayalı içeriklerin cazibesine kolayca kapılarak dinî değerlerin aktarımında ekranlardan olumsuz etkilenebilmektedirler. Bu nedenle, çocukların dinî sosyalleşme süreçlerinde özellikle ailenin aktif rol alması, ekran süresi, içeriklerin seçimi ve kullanımında yönlendirici bir tutum sergilemesi önem taşımaktadır. Ancak bunu yapabilmek için ebeveynlerin öncelikle kendi ekran kullanımını sağlıklı bir şekilde düzenlemesi gerekmektedir. Çünkü çocuklar, ebeveynlerin davranışlarını taklit ettikleri gibi ekran kullanım alışkanlıklarını da aynen kopyalamaktadır. Sonuç olarak, dijital medya araçlarının günlük yaşamın merkezine yerleştikçe dinî sosyalleşme süreçleri de yeni bir boyut kazanmakta ve bu nedenle bilinçli kullanımın alışkanlık hâline gelmesi önem kazanmaktadır.
Kaynakça:
Bunt, R. G. (2009). Imuslims; Rewiring the House of Islam. NC: The University of North Carolina Press.
Haberli, M. (2019). Dijital Çağda Din ve Dindarlığın Dönüşümü. Medya ve Din Araştırmaları Dergisi, 2(2), 307-315.
Maccoby, E. E. (2015). Historical Overview of Socialization Research and Theory. İçinde E. J. Grusec & D. P. Hastings (Ed.), Handbook of Socialization Theory and Research (Second Edition). The Guilford Press.
McClure, P. K. (2020). The buffered, technological self: Finding associations between Internet use and religiosity. Social Compass, 67(3), 461-478. https://doi.org/10.1177/0037768620922128
Moberg, M., Sjö, S., Golo, B.-W. K., Erdiş Gökçe, H., Hart, R. F., Cardenas, S. C., Benyah, F., & Jó, M. J. V. (2019). From socialization to self-socialization? Exploring the role of digital media in the religious lives of young adults in Ghana, Turkey, and Peru. Religion, https://doi.org/10.1080/0048721X.2019.1584353 49(2), 240-261.
Sherkat, E. D. (2013). Dinî Sosyalleşme: Etki Kaynakları ve Araçların Etkileri (Ö. Güngör, Çev.). Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 8/3, 279-297.
Winn, M. (2011). Çocuğumu Fişte Unuttum—Çocuğunu Tv’den ve İnternetten Daha Çok Sevenler İçin (İ. Kapaklıkaya, Çev.). İstanbul: Ufuk Kitapları.