ALMANYA’NIN DOĞU PENCERESİ ALMAN ORYANTALİZMİ BAĞLAMINDA MAX FREİHERR VON OPPENHEIM’IN HAYATI, FİKİRLERİ VE FAALİYETLERİ

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Mustafa Eroğlu

    Oryantalizmin Tanımı

    Oryantalizm kelimesinin kökü güneşin doğduğu yer anlamına gelen Latince orient kelimesine dayanmaktadır. Coğrafi olarak Orta Asya ve Ön Asya ülkelerini işaret etmek için  kullanılır. Bu kavram Almancaya Latincede “doğmak ve yükselmek anlamında kullanılan “oriri” fiilinden türemiş ve “Oriens” kelimesinden geçmiştir.[1] Ayrıca Alman literatüründe “Orient” sözcüğüne eş anlamı olarak yine Latinceden türeyen Morgenland ve Morgen terimleri 20.yüzyıla kadar kullanılmıştır.[2]

    Almancada Morgenland denildiğinde Doğu anlaşılmıştır. Bu terim 1889 yılına kadar kullanılmış olup, sonrasında ise Doğu dillerini, kültürlerini ve çalışmalarını tanımlayan Orientalistik kelimesi literatüre girmiştir. Türkçede Şarkiyatçılık yani Doğu bilimi anlamına gelen oryantalizm sözcüğü[3] geniş manası ile doğu toplumlarının dilleri, kültürleri, tarihlerini ve coğrafyaları hakkındaki akademik çalışmaları tarif etmiş aynı zamanda Doğu dünyasının resmini yapan Batılı ressamları ifade etmek için de kullanılmıştır.[4] Alman oryantalist Christine Schirrmacher’ın şu sözü oldukça önemlidir: “Hristiyan Avrupa’nın korkutucu üç mefhumu günümüze kadar yakın doğu ülkelerinde varlığını devam ettirmiştir. Bunlar, Haçlı Seferleri, misyonerlikle bağlantılı sömürgecilik ve oryantalizmdir.” Farklı bilim insanları kendi tarihsel şartları dolayısıyle farklı Oryantalizm tanımları yapmışlardır. Bu yüzden farklı tanımlar ve bu tanımlara yüklenen muhtelif anlamlar ortaya çıkmıştır.

    Alman Oryantalizmin tanımı ve kısa tarihçesi

    Alman literatüründe Orientalistik kavramı ilk kez 1889 yılında filolog-oryantalist Albert Socin[5] tarafından kullanılmıştır. O zamana kadar güneşin doğduğu tarafta olan ülkelerin bilimi anlamında morgenländische Wissenschaft kavramı kullanılmaktaydı.[6]

    İstanbul’un fethi ve I. Viyana Kuşatması genelde Avrupa’da, özelde ise Almanca konuşulan ülkelerde geniş bir tartışma zemini oluşturmuş ve Türk kavramı Müslümanlık ile muadil görülmüştür.[7] Bu tartışmaların neticesinde Türkengefahr (Türk tehlikesi) ve Türkenfurcht (Türk korkusu) kavramları ortaya çıkmıştır.[8] Bununla birlikte Avrupa sınırlarına yaklaşan düşmanı daha yakından tanıma ihtiyacı hâsıl olmuş ve edebiyatın yanısıra bilimsel çalışmalar ve tercüme faaliyetleri de çoğalmıştır.

    Almanya’da bilimsel olarak oryantalizm çalışmaları 1608 yılında Arap dili profesörü Jacob Christmann’ın Heidelberg Üniversitesinde Arapça dersleri vererek başladığı söylenebilir. Ancak 18. yüzyılın sonlarına gelindiğinde genel oryantalizm çalışmalarında Fransa ve İngiltere’nin Almanya’dan daha ileride olduğunu söyleyebiliriz. Zira Fransa ve İngiltere Almanya’ya kıyasla sömürgecilik faaliyetlerine erken dönemde başlamış, enstitü ve kurumlarında Doğu Çalışmaları için yeterli veri ve altyapıyı oluşturmuştu. Bu sebeple kurulan enstitüler de Avrupa ülkeleri için ilham kaynağı olmuştur.[9] Fransa’nın sömürgelerindeki çalışmaları, kurumlarında Doğu’ya ait malzeme zenginliğinin yanısıra bünyesindeki öğrencilere Doğu’ya seyahat ederek öğrendikleri dili pratiğe dökme avantajı sağlamıştır.[10] 19. yüzyılın başlarında Alman üniversitelerindeki Doğu çalışmalarında şüphesiz Alman prensliklerin etkisi büyüktür. Alman prenslikleri üniversitelerde Şarkiyat Araştırmaları kürsüleri kurmuş ve gelecek vadeden genç bilim adamları Paris’te Silvester de Sacy’den eğitim almak için gönderilmiştir.[11]

    1850’li yıllara gelindiğinde Alman oryantalizminde ihtisaslaşma artmış, Asuroloji bağımsız disiplin olmuş, sonrasında da Doğu dilleri Sami ve Hint-Avrupa olarak sınıflandırılmıştır.[12] O zamanlar Arabiyat ve İslamiyat uzmanlarının birçoğu, aynı zamanda genel anlamda Sami dilleri çalışan kişilerdi veya İncil incelemeleriyle tanınıyorlardı.  Nöldeke, Goldziher, Becker ve Wellhausen gibi ünlü oryantalistler bu alanda çalışmalar vermiştir.[13]

    Uygulamalı Oryantalizm (Angewandte Orientalistik)

    1871 yılında siyasi birliğini sağlayan Almanya, ilk şansölye Otto von Bismarck’ın liderliğinde güçlü bir şekilde tarih sahnesinde yerini almış ve Alman oryantalizminden de istifade etmiştir. 19. yüzyılda 45 milyondan 56 milyona yükselen nüfusuyla Almanya hammadde arayışlarına girmiş, yayılma politikalarıyla sömürge arayışına girmiştir. Bu gelişmeler ışığında artık oryantalistler tarafından üretilen bilgiler saf bilimsel bilgi olmaktan çıkmış siyasi bir malzemeye dönüşen stratejik bilgi hüviyeti kazanmıştır. Oryantalizmin, Batılı devletlerin menfaati doğrultusunda kullanılması, politik-siyasal gaye ve hedefleri bağlamında şekillenmesi Uygulamalı Oryantalizm olarak (Alm. angewandte, gegenwartsbezogene Orientalistik; İng. applied orientalism) bir bakımdan da Siyasal Oryantalizm olarak adlandırılmıştır.[14] Almanya’da Uygulamalı Oryantalizm evresine geçişte Martin Hartmann[15] ve C.H. Becker[16] bu alanın temsilcisi olacak kadar önemli rol oynamaktadır. Becker’in oryantalizmde İslam bilimlerini kültürle inşa etmesi, Hartmann’ın da sosyolojiyi oryantalizme dâhil etmesi Alman oryantalizm geleneğinde en keskin dönüşüm olarak değerlendirilmektedir.[17]

    Oryantalizmin pratikte uygulanabilirliğine ilk örnek olarak Napolyon’un 1798 Mısır seferini örnek gösterebiliriz. Zira Napolyon, Mısır’a sefere giderken beraberinde sadece askerleri değil dilbilimcileri, arkeologları, doğa bilimcileri ve sosyal bilimcilerden oluşan bir grubu da götürmüştür.[18] Mısır’da Fransa’nın misyonuna bilimsel zemin hazırlayacak olan Mission de l’Egypte (Mısır Misyonu) adlı bu grubun asli görevi Mısır halkının yaşam biçimlerini, hukuk sistemlerini, akrabalık ilişkilerini analiz etmek ve incelemek olmuştur.[19] Mısır’da hayata geçirilen bu yöntem daha sonra Cezayir’de de uygulanmıştır. Cezayir halkının Fransız işgaline karşı olduğu Fransız oryantalistlerin bu bölgelerde yapmış oldukları etnolojik çalışmalar sonucunda tespit edilebilmiştir.[20] Böylece Fransa, ilgili bilim adamlarını değerlendirerek sömürü sistemlerinin istikrarını sağlayacak atlyapıyı hazırlamıştır. Kalıcılığın sağlanması ancak oryantalizm çalışmalarıyla mümkün olabilirdi zira “artık teorik bilgi stratejik bir önem kazanmıştır.”[21]

    Fransa’da kullanılan bu tür oryantalist çalışmalar, İngiltere, Almanya ve tüm sömürgeci ülkelerde de uygulanmaya çalışılmıştır. İngiltere’nin Hindistan sömürgesinde içlerinde antropologlar olmak üzere birçok oryantalist, sömürge memuru olarak görev almıştır. Bu sebeple oryantalizm ile antropoloji birbirini besleyen iki disiplin olmuştur. Oryantalizm çalışmalarını siyasetle veya devlet poltikasıyla ilişkilendiren bir diğer isim de Hurgronje olmuştur. Haccın kökenleri üzere doktora çalışması bulunan Hurgronje Endonezya’da Hollanda’nın sömürge danışmanı olarak çalışmıştır. Hurgronje, sömürgede Müslüman halkla kurduğu iletişimle Hollanda’nın sömürge politikasında önemli yer teşkil etmektedir.[22]

    Almanya’nın diğer Batılı ülkelere kıyasla oryantalizmi dış politikada geç kullanmaya başlamasının sebebi o yıllarda Almanya’nın henüz siyasi birliğini sağlayamamasıdır. Almanya’nın birleşmesinden sonra adım adım Alman oryantalizm geleneği de kendi içerisinde dönüşerek siyasette daha etkin olmaya başlamıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar sömürgelerde görev yapan oryantalistler dolaylı olarak mensup oldukları devletlerin yayılma politikalarına hizmet etmişlerdir. Örneğin, Almanya’da ilk kez II. Wilhelm döneminde Kudüs Büyükelçisi olarak oryantalist Friedrich Rosen (1856-1935) görev yapmıştır.[23]

    Kurulan enstitüler, dergiler ve kürsüler Almanya’da oryantalizm çalışmalarının kurumsallaşmasını hızlandırmıştır. Böylelikle oryantalizm artık sadece salt doğu bilgisi aktaran değil, sömürgecilikle paralel bir şekilde Almanya’nın doğuda güçlü bir aktör olması için zemin hazırlayan bir bilim dalı hâline evrilmiştir. Böylece antropoloji, etnoloji, coğrafya ve botanik gibi bilimler de oryantalizm çalışmalarında etkin olmuştur. Almanya’nın İslam coğrafyalarında ve Afrika kıtasında sömürgeci olma isteği bu çalışmaları hızlandırmış ve Wissenschaftliche Kolonialismus (Sömürge Bilimi) kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Artık sömürge bilimi ve oryantalizm birbirinden istifade eden iki bilim dalı olarak Almanya’nın Platz an der Sonne (Güneşte bir yer) ve politikasına hizmet emiştir.

    Özellikle II. Kaiser Wilhelm’in doğrudan veya dolaylı olarak desteklediği kurumların çalışmaları dönemin Prusya dış politikasında yön verici mahiyette olmuştur. Bu kurumların başında 1845 yılında kurulan ve I. ve II. Dünya Savaşlarını yaşamasına rağmen yayınlarına ve çalışmalarına ara vermeyen Deutsche Morgenländische Gesellschaft (Alman Şarkiyat Araştırmaları Cemiyeti) gelmektedir. Dernek, aynı zamanda Alman İmparatorluğun ilk oryantalist derneği olma özelliğine sahiptir. DMG’nin kuruluşundan sonra 1887 yılında Friedrich-Wilhelms Üniversitesi bünyesinde Seminar für Orientalische Sprachen (Doğu Dilleri Enstitüsü) ve 1908 yılında ise Hamburger Kolonialinstitut (Hamburg Sömürge Enstitüsü) kurulmuştur.

    Almanya’nın Osmanlı topraklarında etkin olmasını önemli kılan bir diğer husus ise Almanların Osmanlı’da Anadolu ve Bağdat Demiryolu imtiyazlarını almasıdır. Bu imtiyazı neticesinde II. Wilhelm Hükümeti, arkeolog ve oryantalistleri sahada gerek kazı çalışması gerekse bilimsel faaliyetler yapma hususunda dolaylı yoldan teşvik etmiştir. 1886 Berlin’de kurulan Vorderasiatische Gesellschaft (Ön Asya Derneği) ve 1898 yılında kurulan Deutsche Orient Gesellschaft (Alman Doğu Cemiyeti) gibi kurumlar vasıtasıyla da Osmanlı topraklarına Asurolog ve arkeologların yaptıkları seyahatler sayesinde Doğu arkeolojisi canlanmıştır.

    Max Freiherr von Oppenheim

    Alman oryantalizminin tarihine kısa bir girişten sonra bu yazıda, meşhur Alman oryantalist Max Freiherr von Oppenheim’ı anlatmak istiyoruz. Oppenheim, Yahudi bir baba ve Katolik bir annenin evladı olarak 15 Temmuz 1860 yılında Köln’de doğmuştur. Almanya’nın önde gelen Yahudi ailelerinden birine mensup birisi olarak İslam’a ve Doğu’ya olan ilgisi çocukluk yaşlarından itibaren başlamıştır. Oppenheim, 1879 yılında Strasburg ve Berlin’de hukuk eğitimi almış daha sonraki yıllarda da Köln ve Göttingen’de bu alanda doktora yapmıştır. Kendisine küçük yaşlarda hediye edilen Binbir Gece Masalları adlı kitaptan etkilenen Oppenheim, babasının sahip olduğu Avrupa’nın en prestijli özel bankalarından Sal. Oppenheim Bank’a varis olmak yerine diplomat ve arkeolog olma yolunu tercih etmiştir. Hemen hemen yaşıtı olan II. Kaiser Wilhelm tahta geçtiğinde en önemli siyasi hedeflerinden olan Weltmachtpolilitik siyaseti doğrultusunda stratejik görevler üstlenmiştir.[24]

    Mısır Alman Konsolosluğunda Diplomatik Görev

    1889 yılında II. Wilhelm’in İstanbul’a gelmesi Almanya’nın yürütmek istediği siyasetin anlaşılmasına vesile olmuştur. Sultan II. Abdülhamit ise bu ziyareti emperyalist ülkelerin Osmanlı Devleti üzerindeki gayelerini bozmak ve Almanya’ya Osmanlı Devleti’nde alan açmak için kullanmıştır. Bu politikada Max von Oppenheim oldukça etkin rol oynamıştır. Zira Mısır’da bulunduğu yıllar arasında Alman devletine Müslüman halklarla ilgili, Osmanlı’nın genel durumu ve yaptığı keşif gezileriyle ilgili yazdığı raporlar Almanya’nın İslam ve Doğu siyasetinde stratejik önem kazanmıştır. Esasında Doğu veya oryantalizmle ilgili tahsili olmamasına rağmen Almanya’nın uygulamalı oryantalizm hedefleri doğrultusunda İslam dini ve doğu ile ilgili uzmanlaşmıştır. 1892 yılında Mısır’a giden Oppenheim, Kahire’de yerli halkı daha iyi tanımak için bir sıradan bir mahallede yaşamıştır. Zaman zaman El-Ezher Üniversitesindeki münazaraları takip ederek İslam’ı daha yakından tanımaya çalışmıştır. Bu tür faaliyetleriyle genelde doğuyu, özelde ise İslam’ı ve Müslümanları gözlemleyen Oppenheim, 1895 yılında İstanbul’da dönemin Osmanlı Devleti Sultanı II. Abdülhamit ile uzun bir görüşme yaparak Panislamizm hakkında fikir alışverişinde bulunmuştur. Alaylı bir arkeolog olarak Osmanlı topraklarının yanı sıra Tunus ve Cezayir gibi ülkelere de seyahat ederek birtakım araştırmalarda bulunmuştur. Arkeoloji alanında kendisine ün kazandıracak olan Tel Halef kazısını yapmıştır.[25]

    Almanya’nın Cihad Politikasının Şekillenmesi

    Almanya’nın önünde dünya gücü olma politikasına göre, İngiltere’nin Mısır ve Hindistan’daki hakimiyeti büyük bir engel olarak görülüyordu. Bunu kırmak için arayışlara giren Almanya, İslam’ı ve cihadı bir silah olarak kullanma yoluna gitmiştir. 1898 yılında II. Wilhelm’in Şam ziyareti kapsamında yaptığı konuşmada kendisini 300 milyon Müslümanın korucuyusu olarak ilan etmesi, Almanya’nın artık “İslam Stratejisi” izleyeceğini ortaya koymuştur. Oppenheim’ın “Denkschrift betreffend die Revolutinierung der islamischen Gebiete unserer Feinde” (Düşmanlarımızın İdaresindeki İslam Bölgelerinin Ayaklandırılması Hakkında Muhtıra) başlıklı yazısı Almanya’nın Birinci Dünya Savaşında stratejisini belirlemesinde önemli rol oynamıştır. Buna bağlı olarak uygulamalar Almanya’nın Birinci Dünya Savaşının bir kısmında başarılı olduğu söylenebilir. Daha Kahire’de genç bir diplomat iken kaleme aldığı raporda Almanya’nın İslam’ı bir koz olarak kullanabileceği, Avrupalı büyük devletlere karşı hilafet bayrağı altında milyonlarca Müslümanın birleşebileceği fikrini taşımıştır. [26]

    Alman Dışişleri Bakanlığına gönderdiği 136 sayfalık memorandumda Almanya’nın savaşta galip gelmesi için İslam’ı ve Müslümanları silah olarak kullanma yöntemini anlatan Oppenheim, İngiltere ve Fransa’nın hâkim olduğu coğrafyalardaki Müslümanların isyan ve ayaklanmaya teşvik edilmesi gerektiğini beyan etmiştir. En önemlisi ise Osmanlı Devleti’ne insan, para ve malzeme sağlanılması ve hiçbir masraftan da kaçınılmaması gerektiğini ifade etmiştir. Tüm Müslümanları ayaklandırmanın ve Osmanlı saflarında yer almanın en etkili yolunun “Cihad-ı Ekber” ilan etmek olduğunu savunmuştur. Burada önemli bir husus ise bu faaliyetlerin tümünün Almanlar tarafından sadece dostane bir tavsiye olarak lanse edilmesidir. Böylece Türkler bu faaliyetlerin asıl aktörleri olarak bilinecektir.

    Nachrichtenstelle für den Orient (NfO) – Doğu İstihbarat Birimi

    Yukarıda zikredilen SOS ve Hamburger Kolonienstitut (Hamburg Koloni Enstitüsü) gibi Almanya’nın sömürge politikaları için bilimsel zemin hazırlayan kurumlardan bir diğeri de Nachrichtenstelle für den Orient (Doğu İstihbarat Birimi) olmuştur. Berlin ve Hamburg’daki kurumlarda ders veren hocalar ve öğrenciler de NfO’da tercüman olarak görev almıştır.

    NfO’nun faaliyetlerinde çoğunluğu akademisyenlerden oluşacak olan isimlerle çalışılması öngörülmüştür. Tunus, Mısır, Cezayir, Arap, Türk, Hindistan, Tatar, Fas, Gürcü ve Çinli gibi oryantalistler NfO’da önemli katkılar sağlamıştır. Bu bağlamda Şark İstihbarat Biriminin faaliyetleri arasında Müslüman, Gürcü ve Hintliler için altı farklı dilde esir gazetelerin çıkarılması, savaş haberlerinin yedi dilde hazırlanması ve gönderilmesi aynı zamanda el ilanları ve bildirilerin de hazırlanması önemli faaliyetler arasında yer almıştır. Yayınlanan haber, gazete veya bildirileri Arapça, Türkçe, Farsça, Hintçe ve Doğu Afrika lehçelerinde hazırlanmıştır. Aynı şekilde Sebilürreşad, Cihan-ı İslam dergisi, El-Adl ve İkdam gazetelerde NfO kaynaklı makaleler yazılmıştır. NfO’nun İsviçre ve İstanbul olmak üzere iki ülkede şubesi bulunuyordu.[27]

    Müslüman Savaş Esirlerine Yönelik “Cihad” ve “Hilafet” Propagandası

    14 Kasım 1914 yılında Osmanlı Devleti dünya Müslümanlarını, İtilaf Devletlerine karşı savaşa çağıran Cihad-ı Ekber’i ilan etmiştir. Böylece özellikle İngiltere’nin hâkim olduğu Hindistan Müslümanlarının isyana kalkışması ve dünyadaki Müslümanların maddi manevi desteği beklenmiştir.[28]

    Doğu cephesinde Almanya yaklaşık 2,5 milyon kişiyi esir almıştır. Bu esirlerden Müslüman olanların özel muameleye tabi tutulmasına karar verilmiştir. Bu uygulamanın en büyük gayesi elbetteki Rusya, Fransa gibi ülkelerin saflarında savaşan Müslümanları Almanya saflarına geçmeye ikna etmekti. Nitekim bu ancak “Hilafet” ve “Cihad” propagandasıyla yapılabilirdi. Almanya’nın esir kamplarındaki propaganda faaliyetlerinin amacı Alman dostu bir zihniyet yapısı oluşturularak savaş sonrası Almanya’nın lehine ticari avantajları elde etmek olmuştur. Aynı zamanda Heiliger Krieg (Cihad)’da esir düşen Müslümanların Osmanlı saflarında hizmet etmesini sağlamak ve Almanya’nın dünya Müslümanlarının koruyucu olduğunu ilan etmektir. Bu kampın propagandacıların başında Şeyh Salih Tunusî gelmektedir. Zira Tunusî, çalışkan ve karizmatik yapısıyla propaganda içeriğini berlirlemede de etkili olmuştur. Aynı zamanda âlim bir şahsiyet olan Tunusî, Almanya’ya gelirken Cihad Hakikatleri (Die Wahrheit über den Glaubenskrieg) risalesini getirerek Almancaya tercüme ettirmiştir. Tunusî’nin yanı sıra Almanya, İstiklal Marşı yazarı ve panislamizm savunucularından olan Mehmet Akif Ersoy’dan da istifade etmiştir. Nitekim Mehmet Akif de bir dönem Berlin’e gelerek esir kamplarında gözlemlerde bulunmuş ve Berlin Hatıraları başlığında gözlemlerini kaleme almıştır. Rusya Müslümanlarının bulunduğu esirlerin bir kısmı Zossen şehrine yakın Weinberglager kampındadır ve dinî içerikli propagandalar aynı şekilde bu kampta da uygulanmıştır. Propaganda görevlileri arasında Hafız Ömer Efendi, Süleyman Sırrı Efendi gibi önemli şahsiyetler bulunmaktaydı. Kampın irşad propaganda sorumlusu Rusya Türklerinin ilk siyasi temsilcisi olan ve Japonya’nın başkenti Tokyo’da Tokyo Camiisi kurucularından Şeyh Abdülreşid İbrahim Efendi idi.[29]

    Propaganda Yayını Gazetesi el-Cihad

    NfO’nun en önemli faaliyetlerinden bir diğeri ise kamp gazetesi neşretmek olmuştur. Alman Dışişleri bakanlığının fikrî içerikli gazetesinin taslağını ise Oppenheim hazırlamıştır. Şeyh Salih Tunusî’nin teklifiyle gazetenin adı el-Cihad olarak kararlaştırılmıştır. Nitekim Arapça, Urduca, Hintçe, Türkçe ve Rusça dillerinde yayınlanmıştır. El-Cihad gazetesinde, özellikle İstanbul ve Hindistan gibi yerlerde yayınlanan islamcı gazetelerden alıntılar yapılmış ve savaş haberlerine de yer verilmiştir. Gazetenin ilk sayısı 5 Mart 1915’de çıkarken 1916 yılına kadar bütün dillerde toplam 8200 adet basılmış ve haftalık yayınlanmıştır. Mekke Emiri Şerif Hüseyin’nin Hicaz bölgesinde Osmanlı’ya ve Halifeye karşı ayaklanması, kurgulanan cihad stratejisinin geri planda kalmasına sebep olmuştur. Böylece cihad propaganda yayını el-Cihad’ın eski stratejisinin devam etmesine lüzum görülmemiştir.[30]

    Halbmondlager Camii

    Almanya’nın Birinci Dünya Savaşındaki İslam Stratejisinin en belirgin sonuçlarından birisi Wünsdorf kasabasında bulunan Halbmondlager’da (Hilal Kampı) ahşaptan yapılan camii ve Weinberglager’de inşa edilen cami olmuştur. Ramazan ayına yetiştirilmesi gayesiyle sadece beş haftada inşa edilen ahşap camiyi finanse eden Alman Dışişleri Bakanlığı, bunu imparatorluğun Müslümanların koruyucusu ve İngiltere ve Fransa’ya nazaran Müslümanların dostu olduğunu ilan etme gayesiyle yapmıştır. Aynı zamanda, Müslüman mahkûmlar arasında Reich’ın Weltmachtpolitik (Dünya Gücü olma Siyaseti) için saflarına yeni askerler kazanılacaktı. Hilal ve Weinberglager’deki Cuma namazlarını imamlar kıldırıyor, farklı dillerde hutbe irad ediliyordu. Özellikle Weinberglager’deki imamları Abdurreşid İbrahim Efendi tayin ediyordu. Yaklaşık 400 kişinin ibadet edebileceği Wünsdorf Camii gece gündüz esirlere açıktı ve sadece Cuma namazları ve bayramlar için değil, aynı zamanda dinî eğitim, Kur’an eğitimi ve cenazelerin yıkanması için de kullanılıyordu. Esir kamplarına gerek devlet gerekse ulema tarafından ziyaretler gerçekleştiriliyor ve burada hilafetin ve cihadın öneminden bahsedilerek Müslüman esirlerin Almanya-Osmanlı saflarında yer almaları sağlanıyordu. Kampta Müslümanlar özgür bir şekilde ibadetlerini ifa edebiliyor, Kurban bayramında İslami usullere göre hayvan kesimine de müsaade ediliyordu. Ayrıca istifadeye sunulan yiyeceklerde de İslami kurallara dikkat ediliyordu.[31]

    Alman Oryantalizmi, Alman Doğu politikası yukarıdaki tüm bilgilerden de görüleceği üzere Oppenheim’ın şahsı üzerinden takip edilebilir denilse yeridir. Doğu politikasının içeriğini, kurumların pratiklerini  ve bunların günümüze etkilerini önümüzdeki sayılarda ele almaya devam edeceğiz.

     

    [1]Bu makale, hazırlamakta olduğum “Alman Oryantalizmi Bağlamında Max Freiherr Von Oppenheim’ın Hayatı, Fikirleri ve Faaliyetleri” başlıklı yüksek lisans tezimden hareketle hazırlanmıştır.

    [2]Duden Deutsches Universales Wörterbuch, Günther Drosdowski, Mannheim, 1989, s. 1106.

    [3]Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1998, C.2, 2.1702

    [4] Rudi Paret, The Study of Arabic and İslam at German Universities, Wiesbaden 1968, s.7; M. Hamdi Zakzûk, Oryantalizm veya Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Plânı, (trc. Abdülaziz Hatip), İzmir 1993;

    [5]Sabine Mangold, Eine weltbürgerliche Wissenschaft: Die deutsche Orientalistik im 19. Jahrhundert, Franz Steiner Verlag, Stuttgart 2004, s.12

    [6]Sabine Mangold, a.g.e, s.11

    [7]Remzi Avcı, Kurgu ile Gerçeklik arasında Alman Oryantalizmi, İstanbul, 2021, s.10.

    [8] Almut Höfert, “Die “Türkengefahr” in der Frühen Neuzeit”, Islamfeindlichkeit: Wenn die Grenzen

    der Kritik verschwimmen, Ed. Thorsten Gerald Schneiders, VS Verlag für Sozialwissenschaften,

    Wiesbaden 2009, s. 61-63.

    [9] Remzi Avcı, a.g.e., s.51

    [10]Sabine Mangold, a.g.e, s.67

    [11]Johansen, “Şarkiyat Araştırmalarının Siyaset, Paradigma ve Gelişimi”, s.224

    [12]Remzi Avcı, a.g.e., s.61; Sabine Mangold, a.g.e, s.289

    [13] Prof. Dr. Mahmud Hamdi Zakzûk, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, çev. Doç. Dr. Abdulaziz Hatip; Yeni Akademi Yayınları, 2006, İstanbul, s.41

    [14] Peter Heine, “C. Snouck-Hurgronje Versus C. H. Becker. Ein beitrag zur Geschichte der angewandten Orientalistik“, in: Die Welt des İslams 23/4 (1984), s.387

    [15]Sabine Mangold, a.g.e, s.275

    [16]P. Heine, a. g. m, s.387

    [17]Avcı, a.g.e., s.77

    [18] Dr. Özcan Taşçı, “C.H. Becker (1876-1933) Örneğinde Uygulamalı Oryantalizm (Angewandte Orientalistik)

    Anlayışı Oryantalizm Çalışmalarının Siyasallaşma Süreci”, AÜYFD, 47, 2006, S. 2, s. 146.

    [19] Peter Heine, Ethnologie des Nahen und Mittleren Ostens, Berlin 1989, s.28

    [20]P. Heine, a. g. e., s. 2

    [21] Özcan Taşçı, a. g. m., s.146

    [22] Ulrike Freitag, “Der Orientalist und der Mufti: Kulturkontakt im Mekka des 19. Jahrhunderts”, Die

    Welt des Islams, New Series, vol. 43, Issue 1, 2003, s. 39-40.

    [23]Sabine Mangold, a.g.e, s.278

    [24]Gabriele Teichman u. Gisela Völger, ‚Faszination Orient: Max von Oppenheim, Forscher, Sammler, Diplomat‘, Max-Freiherr-von-Oppenheim-Stiftung, Köln, 2001,s.11-14

    [25]Kadir Kon, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın İslam Stratejisi, Küre Yayınları, 2001, İstanbul, s. 54-60

    [26]Kadir Kon, a.g.e., s.63

    [27]Kadir Kon, a.g.e., 75

    [28]Marc Hanisch, ‚Der Orient der Deutschen Max von Oppenheim und die Erfindung eines aussenpolitischen Raumes (1896-1909), Campus vrlg., Frankfurt, 2021, s. 179-202

    [29]Kadir Kon, a.g.e., s. 127-130

    [30]Kadir Kon, a.g.e., s. 170

    [31]Kadir Kon, a.g.e., s. 141-173