İKİ FİLOZOF DOST OLUNCA: HENRİ BERGSON VE WILLIAM JAMES MEKTUPLAŞMALARI

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Yazar: Adem Beyaz*

    Alman-Fransız geleneğinin temsil ettiği Kıta Felsefesi ile İngiliz-Amerikan geleneğinin temsil ettiği Analitik Felsefe arasındaki çatışma, rekabet, zıtlık ve hatta husumet, felsefeyle ilgilenen çoğu insanın bildiği bir durum. Son dönemde bu durum büyük ölçüde aşılmış olsa da 20. yüzyılın başlarında iki taraf arasındaki uçurum gözle görülür bir hâle gelmeye başlamıştı. Fakat o yıllarda iki geleneğin en büyük temsilcilerinden ikisi sanki böyle bir ikilik yokmuş gibi birbirine yakındı.

    Fransız filozof Henri-Louis Bergson (1859-1941) ve Amerikan filozof ve psikolog William James (1842-1910) tabuları yıkıyor ve yakınlaşmanın mümkün olduğunu gösteriyorlardı. Elbette niyetleri doğrudan tabu yıkmak değildi. İkisi de özgün filozoflardı, eğitimleri ve kariyerleri bakımından kendi geleneklerinin son figürleriydi ve kendi felsefelerini üretiyorlardı ama düşünce sistemleri birçok noktada kesişiyordu. Bergson ve James’in düşünceleri arasındaki benzerlikler o zamanki entelektüellerin de dikkatini çekmişti. Bergson, bu benzerlikleri dile getiren Fransa’nın ilk deneysel psikoloji kuramcısı Théodule-Armand Ribot’ya (1839-1916) 10 Temmuz 1905’te yazdığı mektupta şunları diyordu:

    “Mösyö William James konusuna gelecek olursak kendisine nasıl bir sevgi duyduğumu ve ne kadar hayran olduğumu anlatamam. Onun Psikolojinin İlkeleri isimli eseri 1891 yılında çıktı. Ben ise Bilincin Doğrudan Verileri Üzerine Deneme başlıklı çalışmamı 1883-1887 arasında yazıp 1889 yılında tamamladım. O zamanlar James’i sadece çaba ve his üzerine iki güzel makalesinden tanıyordum. 1884 yılında Mind dergisinde yayınlanan ve ‘düşünce silsilesi’ üzerine bir bölüm içeren makalesinden haberim yoktu. Dolayısıyla benim Deneme içindeki düşüncelerim James’in psikolojisinden türeyemez. Ama şunu da ekleyeyim; Deneme içinde geliştirdiğim ‘gerçek süre’ kavrayışı, James’in ‘düşünce silsilesi’ kavrayışıyla birçok noktada uyuşuyor. İşte bu sebeple bazen derslerimde bu iki kavrayışı bir arada sunuyorum ve kendi fikirlerimi doğrulamak için James’in fikirlerini kullanıyorum”.

    Bergson ve James arasındaki ilk karşılaşma 28 Mayıs 1905’te Paris’te gerçekleşti. James o zaman 66 yaşındaydı, Bergson da 46. 1902’den beri yazışsalar da birbirlerini sadece kitaplarından tanıyorlardı. Yukarıdaki mektupta da belirtildiği üzere Bergson, 1889 yılında James’i sadece iki makalesinden biliyordu. James ise Psikolojinin İlkeleri eserinde sadece bir yerde Bergson’un bir makalesini anar.1 Madde ve Bellek 1896’da yayınlandığında Bergson, James’e bir nüsha gönderir, James hemen kitabı okur, özgünlüğünü fark eder ama önemini tam kavramış değildir, o yüzden eseri ikinci kez okur. 1902 yılında esere tekrar eğilir ve Deneme ile birlikte okur. 14 Aralık 1902 yılında yazışmaları başlatan mektubunda James, Bergson’a övgüler yağdırır:

    Henri Bergson’a
    CAMBRIDGE, 14 Aralık 1902

    Canım Beyefendi,
    Nezaket gösterip bana gönderdiğiniz Madde ve Bellek eserinizi elime geçer geçmez okumuştum, müthiş özgünlüğünü gördüm ama fikirleriniz benim için o kadar yeni ve muazzamdı ki tam anladığımdan emin değildim—kim bilir, tarzı da çok açıktır belki. Bu yüzden kitabı ikinci kez okumak üzere kenara bıraktım, Deneme ile birlikte yavaş yavaş ve çok dikkatli biçimde okumayı nihayet bitirdim.

    Sisteminizin ana hatlarını sanırım şimdi tam manasıyla anladım—gerçi kitapta işlemediğiniz tecrübe veçheleriyle ilişkilerini henüz tespit edebilmiş değilim. Bunu tam manasıyla kavramak için etik, kozmoloji ve kozmogoni, psikojenez vesaire doğrultusunda çok fazla genişletmeye ihtiyaç var. Dört yıl önceki okumama nispetle fikirlerinizi bu kez daha kolay kavramam, 60 yaşını geçmiş bir adamın zihninin hâlâ gelişebildiğini gösteriyor.

    Eseriniz enfes bir deha ürünü. Berkeley’in İlkeler ya da Kant’ın Eleştiri eseri gibi bir tür Kopernik devrimi vadediyor, ve muhtemelen çok daha iyi bilindikçe yeni bir felsefi tartışma sahası açacak gibi görünüyor. Tabii bir de zihnimi her tür yeni soru ve hipotezle dolduruyor. Bu sebeple size en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

    Benim bu eserden edindiğim ana fikir, algıdaki nesne ve özne ikiliğini kati şekilde yıkmış olmanız. Bence nesnenin “aşkınlığı” sizin incelemenizin elinden kurtulamaz, genel anlayışımızda farklılıklar olsa da son yıllarda aynı doğrultuda çalışan biri olarak kendi fikirlerimin de pekiştiğini hissediyorum. Sağlığım gittikçe kötüleşiyor, bu yüzden pek çalışamıyorum, ama eğer yaşarsam genel bir metafizik sistemi yazacağım, genel fikirlerimi orada açıklayacağım. Ortaya koyduğunuz bu çalışmayla bana nasıl bir ilham ve cesaret verdiğinizi hayal edemezsiniz. Ayrıntısına şimdi çok girmeyeyim ama umarım kitabı bir gün size gönderirim.2

    Bazen sadece tüm köhne kategorilerden kurtulmak, miadı dolmuş inançları reddetmek, her şeyi sıfırdan inşa etmek, sınır hatlarını yeni yerler üzerinden çizmek o kadar güzel ki!

    Ölümsüzlük üzerine verdiğim kamuya açık bir küçük konferans metnini gönderiyorum size, pozitif bir teori sunmuyorum, beynin ruhani yaşam için bir süzme organı olduğunu söylüyordunuz, metinde buna benzer ifadeler görmek hoşunuza gidebilir. Bunun yanında Dinsel Deneyim Çeşitleri kitabımı da gönderiyorum, sizi ara ara cezbedebilir.

    Sevgili Profesör Bergson
    Hayranlığımı ve saygılarımı sunuyorum size.
    WM. JAMES.

    Bergson’un cevabı çok gecikmez:

    Villa Montmorency, 6 Ocak 1903
    Sevgili meslektaşım,

    Bana gönderdiğiniz Dinsel Deneyim Çeşitleri kitabınızı okumayı tamamladım. Bu okumanın üzerimde bıraktığı derin etkiyi size anlatamam. Kitap en az on gündür elimde ve ilk günden beri başka bir şey düşünemiyorum. Baştan sona tutkuyla yazılmış bu kitaba kendimi kaptırmış durumdayım. Bana kalırsa, dinsel duygunun özünü ortaya çıkarmayı başarmışsınız. Bu duygunun hem kendine özgü bir haz hem de yüce bir güçle birleşmenin bilinci olduğunu kuşkusuz hepimiz biliyoruz, ama bu hazzın yapısı nedir, bu birleşmenin doğası nedir gibi sorular ne analiz edilebilir ne de ifade edilebilir; buna karşın, tamamen yeni bir yöntem kullanarak analiz ve ifade etmeyi başarmışsınız. Açtığınız bu yolda belli ki sizi başka birçok kişi izleyecek, ama siz öyle yol almışsınız ki sizi aşmayı bırakın, ulaşmak bile gayet zor görünüyor.

    […] Madde ve Bellek kitabım hakkında söyledikleriniz benim için şimdiye kadar duyduklarımın hepsinden çok daha kıymetli.

    Ben bu çalışmamda, beyin fizyolojisine dair elde edilmiş sonuçların hiçbirini feda etmeden, şunu göstermeye çalıştım: Bilincin beyin faaliyetiyle ilişkisi, fizyologların ve filozofların sandıklarından çok daha farklı bir şeydir: Görüyorum ki bu noktada da benzer ve hatta muhtemelen çakışan yollar takip ediyoruz. En azından, bana gönderdiğiniz “Ölümsüzlük” üzerine çok ilginç konferansınızdan okuyup çıkardığım şey bu. Sorun üzerine düşündükçe yaşamın baştan aşağı bir dikkat fenomeni olduğuna daha çok ikna oluyorum. Beyin, bu dikkatin bizzat doğrultusudur: Psikolojik kısıtlamaları belirler, sınırlar ve ölçer ve bu, eylem için zorunludur; nihayetinde, bilinçli yaşamın ne taklidi ne de aygıtıdır, aksine, nihai ucudur, olaylara dâhil olan kısımdır, hani okyanusu yarmak için daralan geminin pruvası gibi. Ama sizin de belirttiğiniz üzere, beynin zihinle ilişkisine dair bu kavrayış, ruh ve beden ikiliğini muhafaza etmemizi gerektiriyor, tabii eski düalizmi de aşıyoruz, bu sayede alışkın olduğumuz düşünce çerçevelerinin çoğunu kırıyoruz.

    […]

    En içten saygılarımla.
    Henri Bergson

    Bergson’un Dinsel Deneyim Çeşitleri için söyledikleri lafta kalmaz. Kitabı Fransızcaya tercüme eden Frank Abauzit ile iletişime geçer. 26 Mayıs 1905 tarihli mektubunda, bu kitabı çevirmeye giriştiği için Abauzit’in cesaretini takdir eder, bu kitaba ne kadar hayran olduğunu, eğer James ile birlikte uygun görürlerse kitaba bir önsöz yazabileceğini, böylece okurların bu muazzam eseri çok daha iyi anlayabileceğini söyler. James ve Abauzit bu fikre onay verir, fakat 14 Haziran 1905 tarihli mektubunda, Abauzit’in ortaya koyduğu işin bir izah, bir özet, bir yorum gibi nitelenebileceğini ama o günkü anlamıyla asla bir çeviri olmadığını söyler ve bir sonraki mektubunda niyetinden vazgeçtiğini bildirir, çünkü James’in fikirlerinin ana unsurları çeviri eserde görünmediği gibi çoğu değiştirilmiştir.

    İki filozof arasındaki ilişki o zamanlar böylece bir üst aşamaya geçemez ama birbirlerine çalışmalarını göndermeye devam ederler, birbirlerinin kitaplarını okurlar, kendi düşüncesini diğerininkiyle uzlaştırmaktan, diğerinin kavramlarını kendi sistemi dâhilinde açıklamaktan vazgeçmezler.

    1907 yılında Bergson’un Yaratıcı Evrim ve James’in Pragmatizm eserlerinin eş zamanlı yayınlanması iki filozofun birbirine karşı duyduğu heyecanı iyice artırır. 14 gün arayla gönderilen mektuplar bu heyecana şahit olmamıza yeter:

    Henri Bergson’a
    CHOCORUA, 13 Haziran, 1907

    Ah canım Bergson, siz bir sihirbazsınız, kitabınız bir harika, felsefe tarihinde gerçek bir mucize, eğer yanılmıyorsam, madde hususunda tamamen yeni bir çağ başlatıyor, fakat muğlak ve berbat ve anlaşılmaz yazan “aşkıncı” hareketin deha eserlerine hiç benzemiyor, biçim açısından da saf bir klasik. Size komik gelebilir ama kitabı bitirdiğimde Madam Bovary’yi bitirirken kalan tat kaldı damağımda, ne azgınlaşan ne de cılızlaşan verimli bir nehir gibi, yatağını kararında ve bir düzen içinde dolduruyor. Sonra, yerinde örnekleriniz, çerçeveyi ne aşıyor ne de boş bırakıyor, düşünceyi basit yoldan kavramamıza imkân veriyor. Hiç tereddüdüm yok, siz bir sihirbazsınız! Önceki iki kitabınızın yanında bu kitabınız büyük bir ilerleme olduğunu kanıtlayacak ve isminiz muhakkak felsefedeki en yaratıcı isimler arasına yazılacak.

    […]

    Kitabın içeriğine gelecek olursak, şu an için kesin bir tepki verecek durumda değilim. Tamamen yeni o kadar çok şey sunuyorsunuz ki çağdaşlarınızın onu özümsemesi çok fazla vakit alacak, ayrıntıların çoğu da sanırım daha genç insanlarca geliştirilecek, zira sizin fikirleriniz ansızın onların parıldamalarına vesile olmuş olacak. Bana göre kitabın hayati başarısı, entelektüalizm üzerinde kapanmayacak bir ölüm yarası açması. Bir daha asla belini doğrultamaz. Ama kolay kolay da canı çıkmayacak, çünkü geçmişin tüm uyuşukluğu onun içinde. Meslekî zihniyet ve bilgiçliğin yanı sıra mantıken ayrı ama yine mantıken bağlı kategorilerle uğraşmanın verdiği estetik-entelektüel lezzet, umutsuz bir savunma için bir araya gelecek. […] Bu mektupla birlikte benim küçük Pragmatizm kitabım da size gelecek. Sizin büyük sisteminizle mukayese edildiğinde ne kadar kuvvetsiz ve önemsiz bir girişim! Ancak sisteminizin bazı kısımlarıyla çok uyumlu, oradaki boşluklara çok güzel oturuyor, benim neden bu kadar heyecanlandığımı böylece anlayabilirsiniz. Nihayetinde aynı mücadeleyi verdiğimizi düşünüyorum, siz bir komutan, bense bir subay. Savunduğumuz mevzi ise “rastlantıcılık” ve gerçekten büyüyen bir dünya. Fakat ben şimdiye kadar varlığın ayrık unsurlarının kendiliğinden eklenmesi ya da çıkarılmasını teyit etmekten başka rastlantıcılığı savunacak daha iyi bir yol bulamadım, ve bu bakımdan entelektüalizmin silahlarıyla oyunu oynadım, fakat siz sürekli yaratıcı gerçeklik doğasına dair temel kavrayışınızla her şeyi tek hamlede hizaya sokuyorsunuz. Bu kitapta gerçeklik anlayışınız arka planda gizlenip duruyor, öyle ki burada somut hâlde daha fazla geliştiremez miydiniz diye merak ediyorum, bilemem belki de bu geliştirmeleri bir sonraki cilde sakladınız. Bu fikirler muhakkak zihninize çakacak ve yeni bir kitap ortaya çıkacak, ve sizin fikirlerinizin geleneksel fikirlerle çarpışması öyle kıvılcımlar yaratacak ki karanlık bölgelerin hepsini aydınlatacak ve çok sayıda yeni tasavvurun ortaya çıkmasına vesile olacak. Fakat süreç yavaş olabilir, çünkü fikirler çok devrimci. Eğer kitap sizin elinizden çıkmamış olsaydı, yüz yıl boyunca kimsenin dikkatini çekmezdi, fakat yazım tarzınız o kadar güçlü ki teorilerinizin hemen dikkate alınmasını sağlıyor.

    Çalışmanızda eleştirebileceğimi hissettiğim tek kısım, hiçlik fikri üzerine tartışma. Çok detaylı anlatılmasına rağmen sanki konu hakkında son sözün söylenmediğine dair bir his bıraktı bende. Fakat bütün bu fikirleri yavaş yavaş sindirdiğime emin olabilirsiniz. Gördüğüm kadarıyla, rüzgâr sizden yana döndüğünde felsefedeki bütün eğilimler “Şimdiye kadar mücadelesini verdiğimiz şey işte bu!” diye haykırmaya başlayacaklar. Schopenhauer’deki kör irade, Hartmann’daki bilinçdışı, Fichte’deki asıl özgürlük, bunların hepsi üstünlük iddia edecek ama nafile!

    Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. İlk tepkilerim böyle. İki gün önce şöyle demiştim: “Çok şükür bu vakte kadar yaşadım, hem tarihin hem düşüncenin iki büyük modern dönüm noktasına—Rus-Japon Savaşına ve Bergson’un yeni kitabının çıkışına—şahitlik ettim.”

    Size tebriklerimi ve en içten dileklerimi sunuyorum.
    WM. JAMES.

    Bergson da şöyle karşılık verir:

    Villa Montmorency, 27 Haziran 1907
    Sevgili Profesör James,

    Mektubunuz bende öyle büyük bir sevinç yarattı ki hemen teşekkür etmem icap etti. Haklısınız, felsefe övgüyü sever ve bu bakımdan ölümlüler topluluğuna benzer; ama lütfen şunu söylememe izin verin, beni onaylayan kişi yeni nesillerin ruhunu yeniden modellemeye en ciddi katkıyı sunan ve eseri bende çok derin bir hayranlık uyandıran kişidir.
    Pragmatizm eserinizi posta bana ulaşır ulaşmaz okumaya başladım ve sonuna gelmeden de elimden bırakamadım. Bu kitap geleceğin felsefesinin yol haritasıdır, programıdır. Çok çeşitli tasavvur dizilerinden daima aynı merkeze çıkmayı bilmeniz ve somut nedenler vasıtasıyla sunduğunuz öneriler, entelektüalizmin yerini almaya yazgılı kıvrak ve esnek bir felsefe fikrini ve hatta duygusunu veriyor bize. “Pragmatizm ve Hümanizm” başlıklı bölümü okurken bakış açılarımız arasındaki benzerliğin hiç olmadığı kadar farkına vardım. “Rasyonalizm için gerçeklik hazır ve eksiksizdir, pragmatizm için ise hâlâ yapım aşamasındadır.” dediğinizde vardığımızı düşündüğüm bir metafizik formülünü sunmuş oluyorsunuz—Platoncu idealizmin büyüsü altında kalmasaydık belki uzun zaman önce varmıştık. Sizinle birlikte “Hakikat değişkendir.” demeye kadar varır mıydım ben? Bana kalırsa hakikat değil de gerçeklik değişkendir. Gerçekliğin hareketliliği hususunda sezgi yetimizi düzenleyebilseydik, bu düzenleme sabit bir şey olmayacak mıydı, ve hakikat—belki de bizzat bu düzenleme olan hakikat—bu sabitlikten pay almayacak mıydı? Fakat buraya varmadan önce elbette deneme yanılma gerekir. Sevgili Profesör James, size tekrar teşekkür ederim, derin bir etki uyandıracak yeni eseriniz için de tebriklerimi lütfen kabul edin.
    En içten saygılarımla.
    Henri Bergson

    İki filozofun birbiri için yaptıkları birbirlerinin eserlerini okumakla ve övgüler göndermekle sınırlı kalmaz. Her iki filozof da Atlantik’in bir yanında diğerinin düşüncesini yaymak için büyük çaba harcar. Bergson, James’in Fransız Akademisine yabancı üye olarak seçilmesi için çok uğraşmıştır. Her ikisi de birbiri üzerine makaleler yazmış ve kendi eserinde diğerinin eseri karşısındaki mevzilenmesini anlatmıştır. James, 1908 Mayıs ayında Oxford’da verdiği konferansı Bergson’a adamıştır. Bu konferans, “Bergson ve Onun Entelektüalizm Eleştirisi” başlığı altında A Pluralistic Universe [Çoğulcu Bir Evren] eserinde yayınlanmıştır. James bu konferansta doğrudan Bergson’un düşüncelerini aktarmış ve metni yayınlamadan önce de ona okutmuştur. Bergson’un Dinsel Deneyim Çeşitleri için niyetlendiği önsöz akamete uğramış olsa da James’in vefatından kısa bir süre sonra Pragmatizm önsözüne dönüşmüştür. Bu önsözden anladığımız kadarıyla Bergson, James’in eserlerini satır satır hazmederek ve sistematik bir şekilde okumuş ve farklı eserleri arasındaki bağları örmüştür.

    Entelektüalizme karşı mücadele amacıyla kendiliğinden kurulan entelektüel yakınlık tabii ki dostluk ilişkisinden mahrum kalmadı. Aradaki dev mesafelere, meşguliyetlere ve sağlık sorunlarına karşın iki filozof nadir de olsa bir araya geldiler ve birbirlerinden çok etkilendiler. James’in günlüğünde 28 Mayıs 1905 tarihli ilk karşılaşmalarının anısını görürüz: “Güzel Bergson beni ziyaret etti”.3 Bergson ise şu hatırayı anlatır: “Birbirimize zar zor ‘Merhaba!’ dedik. Sonra bir müddet sessizlik oldu, ardından bana dinî sorunlarla nasıl baş ettiğimi sordu. O gün uzun uzun konuştuk, sonra başka görüşmelerimiz de oldu. Ampère’in dostu Bredin hakkında sanırım konuşurken ya da yazarken söylediği şeyi tekrar edebiliriz: ‘Bizim aramızda sadece ebedî şeyler cereyan eder’”. 4 Ekim 1908’de, James’in Oxford’da vereceği bir konferans münasebetiyle ikili Londra’da ikinci kez görüşür, bundan hemen önceki mektuplar dostluğun samimiyetini gösterir, James 28 Temmuz 1908 tarihli mektubuna şöyle başlar: “Sevgili Bergson, birbirimize profesör diye hitap etmeyi bıraksak mı artık? Rabıtadan yoksun iki insan birbirine böyle hitap eder, bizimse güçlü rabıtalarımız var, öyle değil mi? Üstelik hem kişisel hem de entelektüel ilişkimiz var”. Bergson da samimiyetini artırır ve mektuplarına artık “Sevgili Profesör James” değil de “Sevgili James” diyerek başlar. 5 – 17 Mayıs 1910 esnasında iki kez daha görüşürler. James, ölümünden üç ay önce, Bergson sayesinde, Ahlak ve Siyaset Bilimleri Akademisine kabul edilir. 30 civarı mektup veya telgraf, iki ya da üç makale, dört görüşme ve sadece birkaç saatlik sohbet, Bergson’un çalışma odasında James’in portresini ilelebet saklamasına yeter.

    Bergson ve James arasındaki irtibat, Amerikan filozofun 1910 yılında vefat ettiği vakte kadar devam etti. Bu sekiz sene zarfında örnek bir entelektüel dostluk gözlenir; her iki filozof, kendi özgünlüğünü kaybetmeden, diğerinin düşüncesine her daim saygısını sunar, fikirler birbirine yaklaşır ama asla rekabet hissi yaşanmaz; aksine, başta pragmatizm olmak üzere yeni düşünce tarzlarına şahitlik etmenin ve bunları değerlendirmenin hazzını yaşarlar.

    * Çevirmen, editör.

    1 “De la simulation inconsciente dans l’état d’hypnotisme”, Revue philosophique, XXII, Kasım 1886, s. 525-531.
    2 “Bergson’un kitaplarını tekrar tekrar okuyorum, son zamanlarda okuduğum hiçbir şey beni bu kadar heyecanlandırıp zihnimi tahrik etmemişti. Yıllar önce onu anlayamamıştım, ama gücünü hissetmiştim. Bu felsefenin geleceğinin parlak olduğuna eminim. Eski sınırları ortadan kaldırıyor ve mevcut sorunlara yeni bir çözüm getiriyor” (27 Ocak 1902 tarihli Théodore Flournoy’a Mektup).
    3 R. B. Perry, The thought and character of William James: as revealed in unpublished correspondence and notes, together with his published writings, 1. Cilt, Vanderbilt University Press, 1996, Londra, s. 345.