BİR YOLCULUK HİKÂYESİ: SELMÂN-I FÂRİSÎ

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Yazar: Mehmet Cemâl Öztürk*

    Asıl adı Mâhbe b. Bûzehmeşân b. Mürselân b. Yehbûzân olan Selmân-ı Fârisî (v. 36/656 [?]) Müslüman olduktan sonra Selmân İbnü’l-İslâm diye tanınmış, Selmân el-Hayr, Selmân-ı Pâk veya Selmân el-Hakîm diye de anılmıştı.

    Selmân-ı Fârisî, İran’ın İsfahan şehrine bağlı “Cey” köyünde Zerdüşt bir ailede dünyaya geldi. Babası Zerdüşt din adamı, köyün dihkanı ve bölgenin imtiyazlı insanlarından biriydi. Mecûsî tapınağında kutsal ateşin sönmemesini sağlamakla görevli idi. Bu makamda bulunan Mecûsîlerin kadı ve müftülerine “Herabut” ismi verilmektedir. Babası ölünce yerine Selmân-ı Fârisî geçecekti. Selmân’ın diğer çocuklar gibi oyuna ve tembelliğe meyletmesinden korkan babası onu çok sevmekte ve evde tutmaktadır. Selmân-ı Fârisî’nin Beşir isimli bir kardeşi vardır.

    Selmân-ı Fârisî’nin babası, sahip olduğu büyük çiftliğine her gün gitmektedir. Ancak bir gün evinde inşaat işiyle uğraşmak zorunda kalınca yerine oğlunu göndermiştir. Selmân-ı Fârisî, çiftliğe giderken yolu üzerinde bulunan bir kilisenin yanından geçmiştir. Kilisede dua ve ibadet eden insanların sesini duymuş ve bu çok hoşuna gitmiştir. Bu dini, kendi dininden daha güzel bulmuştur. Akşama kadar onların yanında kalmış, oradakilere bu dinin aslı nerede diye sormuş ve Şam diyarında olduğunu öğrenmiştir. Selmân-ı Fârisî akşam olup eve dönünce, babasına başından geçenleri anlatmıştır. Daha sonra babasıyla din konusunda konuşmuş, babası kendi dinlerinin, Hristiyanlık dininden hayırlı olduğunu söylemişse de Selmân-ı Fârisî ikna olmamıştır. Babası bunun üzerine Selmân’ın ayağına bukağı vurmuş ve eve hapsetmiştir. Selmân-ı Fârisî, bölgelerinde yaşayan Hristiyanlara, Şam tarafından Hristiyan tüccarlar geldiğinde kendisine haber vermelerini istemiştir. Selmân’a beklediği haber gelince, evden kaçıp, Hristiyan tüccarlarla birlikte Şam diyarına gitmiştir.

    Orada o dinin en ileri gelenini öğrenip yanına gitmiş, dinlerini kabul ettiğini, kendisine hizmet etmek ve beraber ibadet etmek istediğini söylemiştir. Böylece Hristiyanların büyüğü olan Üskûf’un yanında kalmıştır. Üskûf ihtiyaç sahiplerine vermek için topladığı altın ve gümüş paraları, kendisi için alıp saklamakta olduğunu gören Selmân’ın içinde Üskûf’a karşı kızgınlık oluşmuştur. Üskûf vefat edince, Hristiyanlar onu defnetmek için toplanmışlardır. Selmân-ı Fârisî, Üskûf’un sakladığı altın ve gümüş paraların yerini Hristiyanlara göstermiştir. Akabinde onlar da Üskûf’un sakladığı yedi küp altın ve gümüş parayı çıkarmışlar ve Üskûf’un cesedini asıp, taşlamışlardır. Hristiyanlar Üskûf’un yerine yeni bir rahip getirmişlerdir. Bu rahip dünyaya önem vermeyen, ibadete çok düşkün bir kimse olduğu için, Selmân-ı Fârisî, onu çok sevmiş ve orada kalmıştır. Selmân-ı Fârisî, yeni rahibin vefatı yaklaşınca ona, bundan sonra kimin yanına gitmesini tavsiye edeceğini sormuştur. O rahip de: “Evlat, bugün ortalık girdab-ı helak içinde. Hak dini tebdil, emir ve nehiylerinin çoğu terk edildi. Yalnız Musul’da filan vardır. Benim tuttuğum meslek onda da var. Ona git.” demiştir. Onun tavsiyesi üzerine Musul’a giderek hâlini arz etmiş, “Yanımda dur.” cevabı üzerine orada kalmıştır. Kısa bir müddet sonra bu zat rahatsızlanınca, Selmân-ı Fârisî ona da kimi tavsiye edeceğini sormuştur. Nusaybin’deki bir zatı haber vermiş. Selmân-ı Fârisî bu sefer Nusaybin’e gitmiş ve diğer iki zat gibi oradaki zatı da salih biri olarak bulmuştur. Az zaman sonra o da vefat etmiştir. Vefatından önce Ammûriyye’deki (Amorium)1XIX. Yüzyılda Seyyah Hamilton’nun araştırmaları sonucunda, Ammûriye’nin, iç batı Anadolu’da, İstanbul’dan Çukurova’ya giden eski Bizans askeri yolu üzerinde, bugün de harabeleri bulunan, Afyon-Emirdağ’ın 12 km. doğusunda Hamzalı ve Hisar köylerinin yakınında bir … Continue reading bir zatı kendisine tavsiye etmiş, Selmân-ı Fârisî de oraya gitmiştir. Oradaki zata da hizmet eden Selmân-ı Fârisî, ufak bir sürü ve mal edinmiştir. O zatın vefatı esnasında kime gitmesini tavsiye edeceğini sormuş, o da: “Oğlum, dünyada artık bizim mesleğimiz [mezhebimiz] üzerine hiçbir kimseyi tanımıyorum ki, ona git diyeyim. Lakin din-i İbrahim ile gönderilecek Peygamber’in zuhuru pek yaklaşmıştır. O Peygamber Arap toprağında zuhur edecek ve iki taşlık arasındaki bir yere hicret edecektir. Bu iki taşlığın arası hurmalıktır. O Peygamber’in de bazı alametleri vardır. Bunlar; hediyeden yer, sadakadan yemez ve iki küreği [kemiği] arasında hatem-i nübüvvet [nübüvvet mührü] vardır. Çaresini bulur, o diyara gidebilirsen git.” dedi. Selmân-ı Fârisî’nin Ankara’daki Hacı Bayram Camisinin bitişiğinde bulunan, meşhur Hristiyan mabedine kadar gittiği de ifade edilmektedir.

    Daha sonra Medine’den Benî Kelb kabilesinden bazı tüccarlarla karşılaşınca onlara, kendi memleketlerine götürmeleri karşılığında hayvanlarını vermeyi teklif etmiştir. Tüccarlar, Selmân-ı Fârisî’nin teklifini kabul etmişler ancak Vâdi’l-Kurâ’ya gelince onu bir Yahudi’ye köle diye satmışlardır. Vâdi’l-Kurâ’daki Yahudi’den sonra Selmân’ı, Benî Kureyzalı bir Yahudi satın alıp, Medine’ye getirmiştir. Son Peygamber hakkındaki bilgileri, üç görüşmenin ardından teyit olmasıyla, kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmuştur.

    Selmân-ı Fârisî, esir olduğu için Bedir ve Uhud gazvelerine katılamamıştır. Hz. Peygamberin “Selmân, hürriyetin için efendinle anlaşma yap” emri üzerine sahibiyle 300 (başka bir rivayette 500) hurma ağacı dikmek ve 40 okka altın mukabilinde anlaştı. Bağışlarla o kadar hurma fidanı tedarik edildi. Bunun üzerine Hz. Peygamber o kadar fidan için çukur kazmasını istedi. Kazma işi bitince de bizzat Hz. Peygamber fidanları diktiler ve bir gazve dönüşü elde edilen ganimetten de 40 okkalık altın borcunun ödenmesi için yumurta büyüklüğünde altın verdiler. Böylece borç ödendi ve Selmân-ı Fârisî 625 yılında azat oldu. Ashab-ı Suffa’ya dâhil olan Selmân-ı Fârisî’yi Hz. Peygamber Ebu’d-Derda ile kardeş yaptı. Hendek (627) dâhil bütün gazvelere katıldı. Selmân’ın Taif’in fethi sırasında mancınık ve başka bir savaş aleti olan debbabe kullanılmasını tavsiye ettiği ve bunların yapımını bizzat gerçekleştirdiği belirtilmektedir.

    Kadisiye Muharebesi (636)’ne, Medâin, Celûlâ ve Belencer fetihlerine katıldı. Kufe şehrinin 638’de kuruluşunda katkıları olan Selmân-ı Fârisî’yi Hz. Ömer Medâin’e vali tayin etti. Hz. Osman’ın hilafetinin sonlarına kadar yaklaşık 20 yıl valilik görevine devam eden Hz. Selmân’ın bu sırada vefat ettiği belirtilmektedir. Hz. Selmân’ın IV. Murad tarafından yeniden yaptırılan türbesi, Bağdat yakınlarında onun kabri etrafında oluştuğu belirtilen, bugün Selmân-ı Pâk diye bilinen kasabadadır.

    Hadis-i şeriflerde; “Selmân ehl-i beyttendir.”, “Selmân ilme doyuruldu.” buyurulmuştur. Hz. Ali onun hakkında; “Ona evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi verilmiştir. Onda bulunan bu ilme ulaşılamaz.” demiştir. Başka bir zaman da: “O bizim ehl-i beytimizdendir. Aranızdaki konumu Lokman Hekim gibidir. İlk ve son kitabı okumuştur. Sonu olmayan bir denizdir.” demiştir. Muaz kendisine gelenlere ilmi, aralarında Selmân’ın da bulunduğu dört kişiden talep etmelerini söylemiştir.

    Selmân’ın Rumca ve İbranice öğrendiği, Farsların, Romalıların, Yahudi ve Hristiyanların kutsal kitaplarını okuduğu rivayet edilmektedir. Bu sebeple onun hakkında “sâhibü’l-kitâbeyn” (iki kitabı, Kur’ân-ı Kerîm-i ve Kitâb-ı Mukaddes’i iyi bilen) veya “önceki ve sonrakilerin ilmini öğrenmiş bitmez tükenmez bir umman” ifadeleri kullanılmıştır. Selmân’ın Fâtiha suresini Farsçaya tercüme ettiği ve Hz. Peygamberin bunu men etmediği kaydedilmektedir. Kendilerinden 60 kadar hadis-i şerif nakledilmiştir. Selmân, sık saçlı, uzun boylu bir kimseydi. Zengin ve itibarlı bir aileye mensup olan Selmân-ı Fârisî, biri Kindeli olan, diğeri vefatı sırasında başucunda bulunan Bukayre isimli iki hanımla evlenmiştir. Abdullah adlı bir oğlu ile biri İsfahan’da, diğerleri Mısır’da yaşayan üç kızından bahsedilmektedir. Hz. Selmân’ın kaç yıl yaşadığı konusunda ihtilaf edilmiştir. Ancak Zehebî, bir rivayete istinaden Hz. Selmân’ın seksenli yaşlara varmadan öldüğünü, muhtemelen kırklı yaşlarda iken Hicaz’a geldiğini ifade etmiştir.

    Hz. Peygamber’in saçlarını tıraş etmesi sebebiyle berberlerin pîri sayılan Selmân böylece fütüvvet teşkilatının gelişmesinde önemli rol oynamış, aynı zamanda pek çok tasavvufi silsilenin içinde yer almıştır.

    Selmân-ı Fârisî’nin, Müslüman olduktan sonra başından geçenleri Hz. Peygambere anlatması, onun son peygamber olduğuna dair delillerden biri olarak görülebilir. Zira Selmân-ı Fârisî, gençliğinden Müslüman oluşuna kadar din konusunda en doğrusuna ulaşabilmek için uğraşmıştı ve bunun için yolculuklara çıkmıştı. Süleyman et-Temîmî, Ebu Osman el-Hindî’den rivayet ederek Selmân-ı Fârisî’nin hak dini araştırması esnasında on kadar üstat değiştirdiğini söyler. Son peygamberin geleceği İncil’de haber verilmiş ve bazı özellikleri bildirilmiştir. Yahudiler ve Hristiyanlar da İncil’deki bilgilere göre son peygamberin özelliklerini ve onun geleceği bölgeyi iyi tanıyorlardı. İşte Selmân-ı Farisî, Ammûriye’de en son bulunduğu rahibin tavsiyesi ile Hz. Peygamber’in geleceği Hicaz bölgesine gitmiştir. Hristiyanlara göre Selmân-ı Fârisî için söz konusu olan bu durum, bir Yahudi bilgini olan ve Tevrat’taki bilgiye dayanarak Hz. Peygamber’in huzurunda Müslüman olan Abdullah b. Selâm için de geçerlidir.

    Ancak, Selmân-ı Fârisî’nin gittiği kiliselerin/manastırların hangi mezhebe bağlı olabileceği hakkında araştırmalara pek rastlanılmamaktadır. Selmân-ı Fârisî’yi Medine’ye beklenen son peygambere yollayan Amuriye’deki rahip, Şam-Musul ve Nusaybin’deki rahiplerin, Hz. Îsâ’ya iman eden tevhit ehli oldukları düşünülmektedir.

    *Araştırmacı, yazar.

    Yararlanılan Kaynaklar:
    Faruk Sümer, Dihkân, DİA, IX/289-290, İstanbul, 1994.
    Halis Demir; Recep Tayyip Gedikli; Mikail Şeker; (2018), “İslam Tarihindeki Bir Vakanın Yorum Kritiği: Rahip Bahira Olayı”, Ağrı İslâmi İlimler Dergisi (AGİİD), 2018 (2), xx-xx.
    Turhan Kaçar, Ebioniteler’den Arius’a: Eskiçağ Doğu Hristiyanlığında İsa Teolojisi Tartışmaları, http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D00001/2003_C44_2/2003_44_2_KACART.pdf
    Zebîdî, Zeynü’d-Din, Ahmed b. Ahmed b. Abdi’l-Lâtifi’z-Zebîdî (H.893/M.1488), Sahîh-i Buhârî Muhtasarı, Tecrîd-i Sarîh, Terc: Ahmed Naim, D.İ.B., Yay., Ankara, 1984.
    Doç. Dr. Arif Aytekin, “Delâilü’n-Nübüvve’ye Konu Teşkil Eden İki Sahâbî: Selmân-ı Farisî ve Abdullah b. Selâm”, Düzce Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, c: I, sayı: I, 2017, sh: 27-40, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/230611,
    Abdulkadir Yılmaz, Selman el-Farisi’nin Hayatı, İslam Tarihindeki Yeri ve Tesirleri, Selçuk Üniversitesi S.B.E. İslam Tarihi ve Sanatları A.B.D., İslam Tarihi Bilim Dalı, (Basılmamış Y.L.Tezi) Konya-2009
    İbrahim Hatiboğlu, “Selmân-ı Fârisî [r.a.]”, DİA, XXXVI/441-443, İstanbul, 2009.

    1 XIX. Yüzyılda Seyyah Hamilton’nun araştırmaları sonucunda, Ammûriye’nin, iç batı Anadolu’da, İstanbul’dan Çukurova’ya giden eski Bizans askeri yolu üzerinde, bugün de harabeleri bulunan, Afyon-Emirdağ’ın 12 km. doğusunda Hamzalı ve Hisar köylerinin yakınında bir şehir olduğu tespit edilmiştir (Ammûriye, DİA.III/79, İstanbul, 1991).



    1 XIX. Yüzyılda Seyyah Hamilton’nun araştırmaları sonucunda, Ammûriye’nin, iç batı Anadolu’da, İstanbul’dan Çukurova’ya giden eski Bizans askeri yolu üzerinde, bugün de harabeleri bulunan, Afyon-Emirdağ’ın 12 km. doğusunda Hamzalı ve Hisar köylerinin yakınında bir şehir olduğu tespit edilmiştir (Ammûriye, DİA.III/79, İstanbul, 1991).