HZ. HAMZA VE EBÛ MÜSLİM VE CÜMLE GÂZÎYÂN VE ŞEHÎDÂN AŞKINA: OKUYALIM YÂ HÛ!

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Yazar: Elif Sezer-Aydınlı*

    Hikâye kahramanlarının ruhuna Fatiha okumak caiz midir? Bu kuşkusuz provokatif bir soru ve bildiğim kadarıyla konuyu aydınlatacak bir fetva da yok. Ancak 18. ve 19. yüzyılda dolaşımda olan hikâye elyazmaları üzerindeki yüzlerce okuyucu notuna binaen, kıraat meclislerinde edilen dualar –hatta beddualar – ve bu duaların toplumsal hafıza ile ilgili bize neler söylediği kafa yormaya değer bir mesele gibi duruyor.

    Hz. Peygamberin amcası Hz. Hamza’nın, Abbâsilerin kurucu lideri olduğu kabul edilen Ebû Müslim’in, bir derviş-savaşçı figürü olarak karşımıza çıkan Ahmed-i Zemcî’nin ve Firdevsî’nin Şahnâme’sinden devşirilen Anternâme ya da Fîrûzşâh gibi hikâyelerin Arapça, Urduca, Farsça, Arapça ve Java dillerindeki yazılı versiyonlarıyla 9. yüzyıldan itibaren karşılaşıyoruz. Osmanlı toplumunda ise gerek nüsha sayılarına, gerek nüshalar üzerindeki okuyucu notlarındaki bolluğa bakarak, bu hikâyelerin popüler versiyonlarının bilhassa 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul’da çok sevilerek okunduğunu söyleyebiliriz. “Hamzanâme ve Anternâme deyu ma‘rûf ve meşhûr olan efsâne-i kazîbeye mübtelā olanları Hakk Teâlâ kurtarsın” diyen Süleyman Fâîk11 Süleyman Fâîk Efendi, Mecmu’a, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar 3472, 93b. ; ya da bu kitapların okurlarını “hazret-i Kur’ânı ve risâleyi ve sâir Tevârîh-i Tâberî okumayup Şahnâme ve Hamzanâme okıyan kezzâblar”22 Risâle-i Garîbe XVIII. Yüzyıl İstanbul Hayatına Dair, ed. Hayati Develi (İstanbul: Kitabevi Yayınevi 2001), 32.diye yerin dibine sokan Risâle-i Garîbe yazarı gibi “üstten” seslere rağmen, bu hikâyeler yüzyıllarca her kesimden insana seslenerek popülerliğini korumuştur. Osmanlı son döneminde olduğu gibi günümüzde dahi, bu kahramanların hikâyeleri popüler romanlar şeklinde yazılmaya ve okunmaya devam etmiş, hatta filmleri dahi çekilmiştir.33 Bkz. Corci Zeydan, Ebu Müslim-i Horasanî, çev. Zeki Magamez (Dersaadet: Kanaat Matbaası, 1330), Muharrem Zeki Korgunal, Ebu Müslim Horasani ve Nasr-ı Sayyad Savaşı/ Ebu Müslim Horasani ve Mervan-I Hımar Savaşı (İstanbul: Bolayır Yayınevi, 1973), Faik Bulut, Ebu Müslim Horasani: ...weiter lesen

    Bu kitaplar, bireysel okumaların yanı sıra, çoğunlukla kamusal mekânda, tekkelerde, konaklarda, sokak köşelerinde, devlet dairelerinde ama en çok kahvehanelerde bir kişinin bir grup dinleyici karşısında metni seslendirmesi yoluyla okunmuştur. 17. yüzyılda, İstanbul’da bulunan Antoine Galland cilt cilt uzayan kahramanlık hikâyelerinin Ramazan’ın ve kış gecelerinin en büyük eğlencelerinden biri olduğunu yazmıştır.44 Antoine Galland, Journal d’Antoine Galland pendant son séjour à Constantinople (1672-1673), ed. Charles Schefer, Tome Premier (Paris: Ernest Léroux, 1888), 242. Bu okuma seanslarını müteakip, yazmalar üzerine kitabın nerede, kim tarafından okunduğunu (mesleği, lakabı ve memleketiyle beraber) tarih de vererek not etme, dönemin okurları/dinleyicileri arasında alışkanlık hâline gelmiş hatta bence kendi başına bir Osmanlı geleneğine dönüşmüştür. Bu yazılı ve görsel notlar, kültür-sanat tarihi, şehir araştırmaları, sosyal tarih, toplumsal hafıza çalışmaları, askerî tarih, edebiyat ve gündelik yaşam ile “küçük insan” tarihine ilgi duyan birçok alandaki araştırmacı için bugün âdeta bir laboratuvar niteliğindedir.

    Bu hikâyelere duyulan sevginin temelinde hikâyede bahsi geçen tarihsel-dinî kahramanlara duyulan muhabbetin yattığını söyleyebiliriz. Bu muhabbet bazen öyle düzeylere varır ki dinleyiciler arasında farklı kahramanları tutan kişilerin çok heyecanlandıkları ve farklı tarafların kavgaya giriştikleri görülür. Örneğin, bir Süleymannâme cildi üzerinde dinleyiciler arasından on iki kişinin Ecâbez’i, sekiz kişinin Kâhir’i, dört kişinin Rüstem’i tutmasından mütevellit, taraflar arasında kavga çıktığı, terzinin oğlu Ahmed’in kitabı yırtmaya yeltendiği ancak dinleyiciler arasında bulunan Münir Molla’dan çekinerek vazgeçtiği söylenir.55 Süleymanname, London British Library, Or. 14944, v. 91a. Kaynak: Tülün Değirmenci, “Bir Kitabı Kaç Kişi Okur?: Osmanlı’da Okurlar ve Okuma Biçimleri Üzerine Bazı Gözlemler,” Tarih ve Toplum 13 (Güz, 2011), 26. 16. yüzyıl ediplerinden Latîfî, dinleyicilerden Bedî’i destekleyenlerin Kâsım’ı galip getireceğine inandıkları kıssahana saldırdıklarını yazmıştır.66 Latîfî, Evsâf-ı İstanbul, haz. Nermin Suner (Pekin) (İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti, 1977), 51.

    Kahramanlara yönelik muhabbetin ve düşmanlığın bir başka tezahürünü de kenar notlarındaki dua ve beddualar aracılığıyla görüyoruz. Bu notlarda, bazen okuyana ve dinleyenlere dualar edilirken; bazen kitabı seslendiren kişi kendi ruhu için ya da dinleyiciler toplu olarak sonraki okurlardan/dinleyicilerden dua istiyorlardı. Örneğin, dönemin mahkûmları arasında da okunduğunu bildiğimiz bu yazmalardan birinde, Tophane’deki mahkûmlar için dua istendiğini görüyoruz: “İşbu kitabı i’câd idene[yazana] Mevlâ rahmet eyle. Okuyan, dinleyen, okudanların, ölmüşlerin, göçmüşlerin cemi’i cümlesinin rûhuna rahm eyle, âmin […] Ali Ömer Efendi berisinde mahbusdur [mahkumdur], dua idiniz kurtulsun. Tobhâne mahbuslarına [mahkûmlarına] Mevlâ imdâd eyle, âmin, 16 teşrinievvel 203.”77 Dâstân-ı Eba Müslim, Millî Kütüphane, Yazmalar 8504/16, 15a. Duaların ekserisi ise aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi, gelmiş geçmiş tüm gazi ve şehitlerin ruhlarına ve bunların bir timsali olarak Hz. Hamza ve Ebû Müslim gibi kahramanların ruhu için okunuyordu. Bu minvalde, Millî Kütüphane Yazmalar kataloğunda bulunan Zemcînâme’nin 35. cildi üzerindeki notlar dikkate şayandır. Aşağıda verilen örneklerde, bu cildin, zamanında Kadırga Limanı’nda var olan Büyük Kahve isimli bir kahvehanede, Rasim Ağa’nın Eski Ali Paşa Mahallesi yakınlarında bulunan kahvehanesinde, ve Nalbur Osman Ağa’nın Mimar Sinan Mahallesi’nde bulunan kahvehanesinde okunduğunu, bu toplu okumalardan sonra da Hamza ve Ebû Müslim dâhil olmak üzere tüm gazi ve şehitlerin ruhuna dualar okunduğunu görüyoruz:

    “Kadırga Limanı’nda, Büyük Kahve’de kırâ’at olunub gâzîler ervâhları [ruhları] içün fâtihâ ile yâd olunmuşdur, 261.”88 Dâstân-ı Eba Müslim, Millî Kütüphane, Yazmalar 8504/30, 52b.

    “İşbu Zemcinâme, Eski Ali Paşa kurbunda [civarında], Râsim Ağa’nın kahvesinde kırâ’at olub cümle cema’at hazz itmişdir ve cümle gâzîlere bir fâtihâ üç ihlâs-ı şerîf okuyub rûh-ı şerîflerine hediye itmişlerdir.”99 A.g.e, 53b.

    “İşbu Ebû Müslim Zemcinâme’yi bin iki yüz toksan iki senesi saferü’l-hayrın [Safer ayının] yigirmi birinci bazar [Pazar] gicesi, Mîmâr Sinan Mahallesi’nde, Nalbur Osman Ağa’nın Kahvesi’nde, defterhâne hâkânı bendelerinden Hâfız Nezîr Efendi kırâ’at idüb ahbâb-ı yârân safâyâb olub gâzîyânın ve şühedânın ruhlarına bir fâtihâ ile üç ihlâs-ı şerîf okuyub ihdâ [hediye] eyleyüb Cenâb-ı Hakk cümlesinin şefa’âtlerinden mahrûm eylemeye, âmin, 27 Saferü’l-hayr 1292.”1010 A.g.e., 5b.

    Aşağıdaki örnekte ise divan kaleminden bir okuyucunun serinin birinci cildinden başlayıp otuz beşinci cildine kadar seslendirdiğini ve yazmanın üzerine tüm şehitler, gaziler ve kahramanlar için dualar yazdığını görüyoruz:

    “İşbu Müslim ve Zemcînâme’yi dîvân kalemi ketebesinden [ofisinden] atûfetlü [şefkatli]… Efendi bu birinci cildinden beda’ iderek [başlayarak], işbu otuz beşinci cilde gelinceye kırâ’at idüb […] Eba Müslim ve Ahmed-i Zemcî ve kitablarda isimleri mezkâr [zikredilen] sâîr [diğer] mübârizân ve serverân ve şâh ve şehîdân ve sâhibkırân ve pehlivânân ve gâzîyân ve cemî şehîd ü şühedânın makamların ruhuna Cenâb rahmet eyleyüb Hakk Te’âlâ cümlemizi şefâatleriyle mesrûr eyleye [sevindire], âmin yâ mü’mîn, 15 muharrem 1260.”1111 A.g.e., 53a.

    Duayı yazan kişiler çoğu zaman kendi duasıyla yetinmeyip sonraki okuyucuları ve dinleyicileri de kahramanların ve cümle gazilerle şehitlerin ruhuna dua etmeye çağırıyordu. Bu çağrıya uydukları takdirde de iki cihan saadetine ermelerini ve Peygamber’in şefaatine mazhar olmalarını diliyorlardı:

    “Ancak bundan böyle bu kitabları kıra’at idecek zevât-ı kirâm [cömert kimseler] kıra’at idüb tamâm eyledikde işbu kitabında ve sâîrinde mevcûd gerek Eba Müslim ve gerek Ahmed Zemcî ve sair mübârizân ve pehlivân ve gâzâyân ve şehîd-i şühedânın rûh-ı sa’adetlerine üç ihlâs ve bir fâtihâ-yı şerîf okuyub cümlesinin ruhlarına ihdâ [hediye] eyledikde Cenab-ı vâcibü’l-vücûd hazretleri anları iki cihanda mesrûr eyleyüb şefa’atlerinden mahrûm itmeye.”1212 A.g.e., 53a.

    Beddua olmadan duanın hükmü kalmaz mucibince, bazı okurlar kötülüğün timsali hâline gelmiş olan Yezîd gibi düşmanlara, diğer bir deyişle hikâyenin antagonistlerine beddua etmekten de geri durmuyorlardı. Dua ederken olduğu gibi, lanet ederken de dinleyicilerin bir hayli cevelana geldiklerini şu nottan okuyoruz:

    “At Meydanı’nda, Arabacı Hanı kahvesinde, Togatlı Rıza Efendi kıra’at eylemişdir. Üç defa kahvede olan müşterî Abdülcabbar’a la‘net olsun diyü haykurmuşdur.”1313 Dâstân-ı Eba Müslim, Ankara, Milli Kütüphane, MS Yazmalar 8504/29, 24b.

    Bazı okurlar, kendi beddualarıyla yetinmeyip başkalarını da beddua etmeye çağırıyorlardı. Aşağıdaki örnekte, katip Hayreddin Efendi ve oğulları tarafından Küçük Ayasofya’daki Çıngıraklı Kahvehanesi’nde kitabın seslendirildiğini ve ardından da tüm kahramanların ruhlarına salavatlar getirirken Abdülcabbar, Tağlu, Mervan ve Yezid’e lanetler edildiğini okuyoruz. Notun sonunda –muhtemelen – Hayreddin Efendi, kitabı okuyacak tüm “ahbablara” sesleniyor ve herkesten hikâyenin “kötü adamlarına” lanet etmesini diliyordu:

    “İşbu kitabı, Küçük Ayasofya Çardaklı Hamam’ı karşusunda, Çıngıraklı Kahve dimekle ma’rûf olan [bilinen] Kahveci Dursun Ağa’nın kahvehânesinde, Evkâf-ı Hümâyûn Mekâtib-i Umûmiyye kalemi ketebesinden Hayreddin Efendi ve oğulları kıra’at eyleyüb Eba Müslim ve Ahmed-i Zemcî ve Fîrûz ve Mızrâb ve sâire serverlerin mübârek rûh-ı şerîflerine salavât-ı şerîf getürdüm. Ey bu kitabı okuyan ahbâb! Sizler dahî çok salavât-ı şerîf getürün ve Abdülcabbar’a ve Tağlu’ya ve Mervân-ı Hummâra ve kâfirlere ve Yezîdlere la’net idün.”1414 54b.

    Bir başka notta mektep hocası Hafız İbrahim Efendi, Ebû Müslim’e Fatiha, Mervân’a lanet edilmesini talep ediyor:

    “Beşiktaş’da, Kılıç Ali Paşa Mahallesi’nde, Kahveci Edhem Ağa’nın kahvesinde, ulemâdan mehteb hocası Hâfız İbrahim Efendi, işbu kitabı kıra’at eylemiş ve Mervân-ı Hummâr’a la’net idüb ve Ebû Müslim Hazretleri’ne fâtihâ isnâd eyleyin efendim.”1515 Dâstân-ı Eba Müslim, Ankara, Milli Kütüphane, MS Yazmalar 8504/14, 77b.

    Hz. Hamza, Ebû Müslim, Anter, Ahmed-i Zemcî, Firuz Şah gibi şahsiyetler İslamiyet öncesi ve sonrası birçok değişken ve sabit kahramanlık unsurunu bünyelerinde toplayarak Doğu ve/veya Müslüman toplumların hafızasında hatırı sayılır bir yer tutmuşlardır. “Toplumsal hafıza” terimi (la mémoire collective), bireysel hafızadan ziyade bir de sosyal bağlam tarafından şekillenen kolektif bir hafıza olduğunu iddia eden Maurice Halbwachs’ın icat ettiği bir terimdir.1616 Maurice Halbwachs, La Mémoire Collective (Paris: Presses Universitaires de France, 1950). Edebiyat metinlerini, bilhassa bu yazıda bahsi geçen topluca okunan ve sevilen hikâyeler ya da masallar düşünüldüğünde, toplumsal hafızanın sevgi ve merhamet beslediği, küçümsediği ve dışladığı, tasvip ettiği veya etmediği “şeyleri” anlamak üzere değerlendirebiliriz.

    İşte bu noktada, mevzubahis dualar ve beddualar asırlar boyunca varlığını korumuş kahramanlık kültlerinin 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı’sında hâlâ canlı olduğunu gösterirken, koca bir toplumun onayladığı/onaylamadığı “karakteristik” özellikler ile sevdiği ve nefret ettiği karakterleri yeniden üretiyor. Kimin “kahraman” (protagonist) ve kimin “düşman” (antagonist) olduğunu devamlı hatırlatıyor ve hatta bu hatırlamayı dayatıyor, bu bakımdan kolektif hafızanın mekânları hâline geliyorlar.

    Kolektif hafızanın bir diğer özelliği onun bazı semboller, mekânlar ve anlar üzerinden varlığını sürdürmesidir ki bu da anlaşılır bir durumdur çünkü gerçek mekânlar artık geçmişte kalmıştır ve hiçbir zaman tam anlamıyla yeniden canlandırılamazlar. Fransız tarihçi Pierre Nora, bu gerçek-dışı sembol, mekân ve anları hafıza mekânları (les lieux de mémoire) olarak adlandırır. Örneğin Fransız Devrimi’nin itici gücü sol cenaha ait kırmızı bayrak, Fransız Marienne gibi semboller, figürler ve anıtlar üzerinden güçlü bir kolektif hafıza oluşturmaktaki başarısıdır. 1717 Pierre Nora, “Entre Mémoire et Histoire,” in Les Lieux de Mémoire, vol 1 (Paris: Gallimard, 1984): XVII-XLII.

    Hafıza mekânları olgusunu milliyetçilik ve modernite öncesi toplumlar üzerinde düşünmenin bazı riskleri olsa da Hamzaname, Ebumüslimname gibi metinlere kolektif hafız mekânlarını anlamak üzere bakmak başta tarihsel sosyoloji olmak üzere birçok alanda ufuk açıcı sonuçlar doğurabilir. Hafıza mekânlarının illa siyasi bir amaca hizmet etmek zorunda olmadığını, geleneklerin icadının (invented traditions, bkz. Eric Hobsbawn) illa sakil ve amaçlı değil, bir toplumun ve hafızasının devamı için biraz da zaruri olduğunu iddia edebiliriz. Aksi takdirde, her kesimden insanın bir mahalle kahvesinde toplaşıp, aynı hikâyeleri aynı heyecanla dinlemelerini, heyecanlanmalarını, aynı kahramanların ruhuna dua edip, aynı düşmanları lanetlemelerini nasıl anlayabiliriz?

    *Doktora Öğrencisi, Freie Universität Berlin



       [ + ]

    1. 1 Süleyman Fâîk Efendi, Mecmu’a, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar 3472, 93b.
    2. 2 Risâle-i Garîbe XVIII. Yüzyıl İstanbul Hayatına Dair, ed. Hayati Develi (İstanbul: Kitabevi Yayınevi 2001), 32.
    3. 3 Bkz. Corci Zeydan, Ebu Müslim-i Horasanî, çev. Zeki Magamez (Dersaadet: Kanaat Matbaası, 1330), Muharrem Zeki Korgunal, Ebu Müslim Horasani ve Nasr-ı Sayyad Savaşı/ Ebu Müslim Horasani ve Mervan-I Hımar Savaşı (İstanbul: Bolayır Yayınevi, 1973), Faik Bulut, Ebu Müslim Horasani: Bir İhtilalcinin Hikâyesi (İstanbul: Berfin Yayınları, 2014. Başrolünü Tamer Yiğit’in oynadığı Ebu Müslim-I Horasani filmi 1969 yılında Yılmaz Atadeniz tarafından çekilmiştir.
    4. 4 Antoine Galland, Journal d’Antoine Galland pendant son séjour à Constantinople (1672-1673), ed. Charles Schefer, Tome Premier (Paris: Ernest Léroux, 1888), 242.
    5. 5 Süleymanname, London British Library, Or. 14944, v. 91a. Kaynak: Tülün Değirmenci, “Bir Kitabı Kaç Kişi Okur?: Osmanlı’da Okurlar ve Okuma Biçimleri Üzerine Bazı Gözlemler,” Tarih ve Toplum 13 (Güz, 2011), 26.
    6. 6 Latîfî, Evsâf-ı İstanbul, haz. Nermin Suner (Pekin) (İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti, 1977), 51.
    7. 7 Dâstân-ı Eba Müslim, Millî Kütüphane, Yazmalar 8504/16, 15a.
    8. 8 Dâstân-ı Eba Müslim, Millî Kütüphane, Yazmalar 8504/30, 52b.
    9. 9 A.g.e, 53b.
    10. 10 A.g.e., 5b.
    11. 11 A.g.e., 53a.
    12. 12 A.g.e., 53a.
    13. 13 Dâstân-ı Eba Müslim, Ankara, Milli Kütüphane, MS Yazmalar 8504/29, 24b.
    14. 14 54b.
    15. 15 Dâstân-ı Eba Müslim, Ankara, Milli Kütüphane, MS Yazmalar 8504/14, 77b.
    16. 16 Maurice Halbwachs, La Mémoire Collective (Paris: Presses Universitaires de France, 1950).
    17. 17 Pierre Nora, “Entre Mémoire et Histoire,” in Les Lieux de Mémoire, vol 1 (Paris: Gallimard, 1984): XVII-XLII.