YAŞAM YAŞAYAN VARLIK ORGANİZMA

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Yazar: Spyridon A. Koutroufinis

    1. Antientropik Bir Oluş Olarak Yaşam11 Yazar, burada sunulan düşünceleri şu kitaplarda tafsilatıyla geliştirmiştir: Organismus als Prozess–Begründung einer neuen Biophilosophie [Süreç Olarak Organizma – Yeni Bir Biyofelsefenin Temellendirilmesi], München/Freiburg: Verlag Karl Alber, 2019; Life and Process–Towards a New Biophilosophy, Berlin/Boston: De Gruyter, 2014; Prozesse des Lebendigen–Zur Aktualität der Naturphilosophie A.N. Whiteheads [Yaşıyor Olanın Süreçleri – A. N. Whitehead’in Doğa Felsefesinin Güncelliğine Dair], München/Freiburg: Verlag Karl Alber, 2007.
    “Yaşam” kavramı, birçok bilimsel-akademik ve sair tartışmalarda taşıdığı anlamlarının yanı sıra merkezî bir biyo-bilimsel temel anlatım olarak işlev görüyor. Modern biyologlar bu kavramı, örneğin “gen” gibi sözde açık biyolojik kavramlara indirgenemeyeceğini düşündükleri bir bağlamda kullanırlar. Ancak biyolojik teori ve araştırmaların temelinde, kökü yaşamakta olan her kişinin en deriniyle tanış olduğu gündelik pratik tecrübelere uzanan birbirinden tamamen farklı yaşam dünyalarındaki etkinlik alanlarında öğrenilmiş bir konuşma yatmakta. Şayet, “Bu beden yaşamakta.” veya “Bu, yaşayan bir bedendir.” dediğimiz zaman, anlaşılacağımızı hesaba katabiliriz. Nitekim, bizim kendi yaşamımızın kımıltıları olarak bize tanıdık gelen bu bedendeki kımıltılara işaret edebiliriz.22 Janich, P.; Weingerten, M.: Wissenschaftstheorie der Biologie [Biyolojinin Bilim Teorisi], München: Wilhelm Fink, 1999, s. 127. Başka bir değişle: Biz “yaşam” ifadesini, kendimiz yaşamakta olduğumuz için, kendi tensel bedenselliğimizle tanış olduğumuz için anlamaktayız. Bu kendi yaşamımızdan edindiğimiz ön anlayış, biyolojik araştırmaların da temelinde yatmaktadır. Nitekim öncelikle bu sayede bir şeyin yaşıyor olması ve böylelikle biyolojinin muhtemel bir nesnesi olarak kabul edilmesi sağlanmaktadır. Yaşam ve tensellik arasındaki sıkı ilişki, fenomenologlar nezdinde merkezî bir konudur. Onların nazarında, Ben’in tanımlı bedenselliğinden belirli mekânsal-zamansal nesneleri ten olarak algılamaya doğru geçişi sağlayan ve böylelikle onları salt bedenselliğe karşı tanımlamaya davet eden şey, kendi öz tenlerinin tecrübe edinimidir.

    “Yaşam” kavramı biyolojide farklı anlamlarla doludur.33 Toepfer, G.: “Der Begriff des Lebens” [“Yaşam Kavramı”]; in: Krohs, U.; Toepfer, G. (y. h.): Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], Frankfurt/M.: Suhrkamp, 2005, s. 158 (s. 157-174); Mahner, M.; Bunge, M.: Philosophische Grundlagen der Biologie [Biyolojinin Felsefi Temelleri]; Berlin, Heidelberg, New York: Springer, 2000, s. 138. Bu kavram, bir yandan “organizma” veya “yaşayan varlık” olarak nitelendirilen somut bir fiziksel entitelerde cereyan eden veya onun tarafından icra edilen süreçlerin tümüyle bağlantılıdır, diğer yandan bu kavram böylesi entitelerin niceliği ile ilişkilendirilir. Nitekim “yaşam” sözcüğünden sıkça, aynı türden bir grup organizma (örn. bir hayvan kolonisi) veya bir eko sistemde birbiriyle karşılaşan türlerin veya hatta tamamı ile bir biyosfer bağlamında söz edilir. Son örneğin durumunda “yaşam” kavramının anlamı, o an mevcut olan yaşayan varlıkların yekûnu ile sınırlı kalabilir veya kadim dünyada tezahür eden ilk organizmadan başlayarak oluşan bütün yaşayan varlıklara genişleyebilir. Bazı araştırmacılar ve özellikle biyo-etikçilere göre yaşam kavramı gelecekteki bütün yaşayan varlıklarla da ilişkilendirilmelidir. Yaşam kavramının bağlamı giderek daha da sıkça dünyevi evrimin mekânsal-zamansal sınırlarının ötesine genişletilmektedir. Mantıksal ve fenomenolojik olarak söylemek gerekirse, şöyledir: “Yaşam” kavramının düşünülebilir en kapsamlı referansı, evrenin hâlihazırda mevcut, geçmiş ve gelecek tüm tenlerinin sayısını kapsamasıdır. Teolojik-inançsal gelenek ve diskurlardan farklı olarak biyolojik bilimler “yaşam” kavramını daima bedensellikle – daha doğrusu: tensellikle ilişkilendirirler.

    “Yaşam” kavramının ne şekilde tanımlanmaya çalışıldığından ve bunun hangi sınırlar dâhilinde vuku bulduğundan bağımsız olarak kavramın anlamında belirli bir belirsizlik geri kalıyor, zira görünene göre bu onun için özseldir. Nitekim yaşam konsepti, biyoloji için önemli olan dâhil etme işlevini, kıyılarının, net bir şekilde tahdit edilmiş ve nihai olan tek bir tanımı imkânsız kılan belirsizliğinden devşiriyormuş gibi görünüyor. Kavramın tam da biyoloji dâhilinde ve ötesindeki açıklığı, onun özsel olarak işlevine aittir: Kavram bir yandan doğa bilimsel araştırmalara bağlantılanma ihtimalini vadediyor ve diğer yandan da konunun bütünselliğini ve kavranamazlığını vurguluyor.44 “Der Begriff des Lebens” [“Yaşam Kavramı”], a.g.e., s. 159.
    Dolayısıyla biyolojik olan yaşam kavramına özsel olarak bir belirsizlik dâhildir. Nitekim, onun anlamının altına düşen farklı nesneler – yani yaşayan olarak nitelenebilecek tüm varlıklar – teorik veya deneysel erişimden tamamı ile kendilerini geri çekerler.55 Niels Bohr’un öne çıkardığı gibi deneysel geri çekimin özel, ama kesinlikle yegâne olmayan ifadesi, her yaşayan varlığın tümüyle kendi fiziksel bileşiminin oldukça kesin bir ölçümüyle belirli bir anda öldürüldüğü gerçeğidir: Bohr, N.: “Licht und Leben” [“Işık ve Yaşam]: Küppers, B. O. (y. h.): Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?]; München, Zürich: Piper, 1990, s. 44 (S. 35-47). Bknz. ayrıca: Heitler, W.: “Über die Komplementarität von lebloser und lebender Materie” [Yaşayan ve Yaşamayan Maddenin Birbirini Tamamlayıcılığı Üzerine]: Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?], a.g.e., s. 201ff. (S. 189-210); Elsasser, W.: “Eine Kritik am Reduktionismus” [“İndirgemecilik Hakkında Bir Eleştiri”]: Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?], a.g.e. s. 227 (s. 211-236); Heisenberg, W.: “Das organische Leben” [“Organik Yaşam”]: Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?], a.g.e., s. 58 vd.. (s. 49-72).
    Ayrıca, kendilerini neden geri çektikleri bir yana dursun nasıl geri çektiklerinin bilimsel, felsefi veya teolojik meta diskurlar çerçevesinde nihai olarak açıklığa kavuşturulmasının mümkün olmaması da bu kavranamazlığın öz çekirdeğine aittir – bu, onu tam da belirlemektedir. Dolayısıyla görünene göre yaşam kavramına özünde, yaşam dünyasının aracılığı ile sağlanan anlaşılabilirliğe kutupsal olarak indirgenmesi mümkün olmayan bir açıklanamazlık dâhildir.

    Yaşam kavramının tüm müphemliğine ve onun referans nesnelerinin erişilmezliğine rağmen bunların ortak bir özelliği – daha çok: doğa bilimleri açısından hepsini karakterize eden bir çekirdek yeti – tespit edilebilir. Bunların en büyük ortak yönleri, kendi kuvvetlerinden hareketle, yani kendilerini düzenleyici olarak, çevrelerinin gerçekliğini, örneğin besini, termodinamiğin ikinci yasasına aykırı düşmeden onun etrafında dolaşarak seçici bir şekilde kendi iç olmaklıklarına dâhil etmekten oluşuyor. Bu yasa tüm fiziksel süreçlere dair, entropinin mümkün olan asgari değerine ulaşana kadar durmaksızın üretilmesini açıklıyor. Entropi, fiziksel nesnelerin düzensizliğine dair, yani yapılandırılmamışlığına ve homojenliğine dair bir ölçüdür. Hem tüm yaşayanların metabolizmasının ayakta tutulmasının, hem morf ve embriyo oluşumunun, hem de türlerin evriminin ve birbirlerine dair olan ilişkilerinin bir büyük ortak yönü vardır: Tüm bu süreçlerin karakteristiği kendini nesnelerin iç düzeninin artırılmasında, yani yapılarının heterojenleştirilmesinde veya farklılaştırılmasında, veya en azından erişilen yapılaştırılma seviyesinin ayakta tutulmasında – yani kısaca: mümkün olan en asgari entropi durumuna karşı sahip olunan mesafenin artırılmasında veya ayakta tutulmasında gösteriyor. Dolayısıyla organizmik öz-muhafaza, embriyonun genetik oluşum ve aynı şekilde her türün ve biyosferin evrimi de bilhassa keskin antientropik birer süreçtir.

    2. “Organizma” ve “Yaşayan Varlık” Kavramlarına Dair
    Moleküler biyologların henüz birkaç yıl öncesine kadar organizma kavramının sonunu öngörmelerine rağmen “yaşam” kavramının yanı sıra “organizma” (Organismus) ve “yaşayan varlık” (Lebewesen) kavramları da biyolojik temel kavramlardır. Sıkça, genom araştırmalarının onu gereksiz hâle getireceğinden bahsedilirdi. Ancak bu gerçekleşmedi. Aksine, ontojeni, bilişsellik ve davranış araştırmalarının yeni sonuçları onu yine dikkatlerin merkezine çektiği gibi, bazı evrim biyologları da sadece popülasyon ve türlerden bahsetmezler, aynı zamanda çevrenin belirli çeşitlenmesinin faktörleri olarak organizmalardan da bahsederler. Dolayısıyla bu kavramın bir Rönesans yaşadığı kaydedilebilir.66 Lewontin, R.: Die Dreifachhelix [Üçlü Sarmal], Berlin, Heidelberg, New York: Springer, 2002; Gutmann, W. F.: Die Evolution hydraulischer Konstruktionen [Hidrolik Yapıların Evrimi], Frankfurt/M.: Waldemar Kramer, 1989; Gutmann, W. F.(y. h.): Die Konstruktion der Organismen I [Organizmaların Yapısı I], Frankfurt/M.: Waldemar Kramer, 1991; Gutmann, W. F.(y. h.): Die Konstruktion der Organismen II [Organizmaların Yapısı II], Frankfurt/M.: Waldemar Kramer, 1992; Laubichler, M.: “Systemtheoretische Organismuskonzeptionen” [“Sistem Teorisinde Organizma Konseptleri”]: Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], a.g.e. (s. 109-124); Stotz, K.: “Organismen als Entwicklungssysteme” [“Gelişim Sistemleri Olarak Organizmalar]: Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], a.g.e., s. 133; Wissenschaftstheorie der Biologie [Biyolojinin Bilim Teorisi], a.g.e., s. 115. Organizmaların yaşamın temel unsurları olduklarına dair eski anlayış, bastırıldığı yerden yavaş yavaş tekrar gün yüzüne çıkıyor.

    Dolayısıyla bu bağlamda, hemen hemen her Almanca felsefe sözlüğünde yaşam kavramının yanı sıra organizma kavramına da büyük önem atfedilmesi şaşırtıcı değildir. Fakat “Lebewesen” [“yaşayan varlık”] ifadesinin anlamını sözlüklerde aramak nafile. Bunun sebebi, bu kavramın diğer ikisi ile ve özellikle organizma kavramı ile tamamı ile örtüştüğüne dair yaygın bir ön yargı ile bağlantılı olabilir. Fakat “organizma”ya dair konuşma, yaşayan bireye dair önbilimsel ve yaşam dünyası aracılığı ile sağlanan bir ön anlayış olmaksızın düşünülemezdir. Bu ön anlayış kendini yaşayan varlık kavramında gösteriyor. Bu iki kavramın akrabalığını ve aralarındaki hassas farkı şu şekilde özetlemek mümkündür: Bu iki tabirle daima aynı fiziksel entitelere atıfta bulunmamıza rağmen, ikisi de farklı anlamlarla yüklüdür. Yaşayan varlık kavramı en başta, kendilerine bedensel bütünlük atfedilen ve kendimiz yaşamın içinde durduğumuz surette yaşıyor olduklarını idrak ettiğimiz ferdî varlıklara isnat eder. Organizma kavramı, birincil olarak yaşayan varlıkların bedenlerinin yapı ve tertibinin spesifik biçimine bağlamlıdır.77 Schark, M.: “Lebewesen als ontologische Kategorie” [“Ontolojik Kategori Olarak Yaşayan Varlıklar]: Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], a.g.e., s. 175 (s. 175-192). Dolayısıyla yaşam dünyasından hareketle kazanılan yaşayan varlık kavramı organizma kavramından daha temeldir, zira sonuncusu bilimsel bir kavram olmasına “karşın öteki, gelişimlerini, davranışlarını ve yapılarını biyoloji biliminin araştırdığı varlıkların kategorilerini belirten önbilimsel bir kavramdır”.

    Yaşıyor olanın doğasına dair eşit şekilde metafizik, biyolojik ve fenomenolojik perspektifleri dikkate alan bu sunduğumuz yazının amaçları doğrultusunda, bu iki kavramın arasında bulunan ayrımı öne çıkarmaya gerek yoktur. Dolayısıyla “organizma” ve “yaşayan varlık” kavramları makalenin devamında eş anlamlı olarak kullanılmıştır.

    Benim için daha çok, organizma kavramının keskince tahdit edilmiş biyolojik bir tanımını arayan herkesin pek çabuk hayal kırıklığına uğrayacak olması önem arz etmektedir. Bu kavramın belirsizliği, yaşıyor olanın temelde erişilemezliğine ve bunun biyo bilimlerdeki bütün temel ifadelerine olan etkisinden başka bir şeyi yansıtmıyor.

    3. Organizmaların Özellikleri
    Bu kavramın tüm belirsizliğine rağmen, modern biyoloji nezdinde fiziksel bir entite ilk olarak, birçok özelliğe ortak olarak sahip olduğu zaman “yaşayan varlık” veya da “organizma” olarak adlandırılabildiği yaklaşık olarak söylemek mümkündür, zira onlardan bazıları, hatta bazen birbirleri ile kombine edilmiş olarak, anorganik entitelerde de bulunabilirdir. Organizma kavramının özellik listeleri aracılığı ile tarif edilmesi Aristoteles’e dayanmaktadır ve günümüzde hâlen de oldukça yaygındır. Bu geleneği takip etme suretiyle makalenin devamında bütün yaşıyor olanların, bunları sınırlandırmak ve ayırt etmek üzere öncelikle olgusal özelliklerinde öncellikle genel bir çözümlemesi denenecektir. Günümüzün bakış açısıyla şu vasıflar, yaşayan varlıklar için esas olarak telakki edilebilir:

    3.1. Öz-Muhafaza ve Öz Üretim
    Bu özelliğin şu unsurlarını ayırt etmek mümkündür:

    3.1.1 Metabolizma veya Yapım Yıkım
    Her yaşayan varlık, çevresinden amaçlı bir şekilde madde ve enerji ithal etmeye muhtaçtır, zira bunların yıkımı aracılığı ile kendi hususi unsurlarını sentetize etmektedir. Yaşayan bir varlığın metabolizmasına, onun açısından artık daha fazla değerlendirilemeyen madde ve enerjilerin çevreye atılması da aittir. Birçok biyolog ve filozof, metabolizmayı tüm organizmaların çekirdek vasfı olarak görmektedir.

    3.1.2 Mekânsal Öz Sınırlandırmalar
    Madde ve enerjinin kasıtlı alıntı ve atılması, mecburi olarak yüksek derecede spesifik bir şekilde geçişken olan ve aynı zamanda iç organik süreçlere mekân ve çevreye karşı lazım olan ayrımı sunan bir çerçevenin varlığına bağlıdır. Böylesi iki istikamete doğru da seçici bir şekilde geçişken olan sınırı, yaşayan varlıkların kendileri sağlamaktadır ve bu sınırın geçişkenliğini de kendileri düzenlemektedir. Ancak yaşayabilme yetisi, organizmik dış sınırların büyüklüğünün hareket etmesine müsaade olan alanın kısıtlanmasını da talep etmektedir. Çevresel maddelerin alıntılanması ve işlenmesi, organizmanın asgari bir boyutunu ön şart olarak koşmaktadır, bu en küçük bakterilerde 10-8m boyutlarındadır. Diğer yandan bilinen en büyük yaşayan varlıkların, sekoya ağaçların, üst büyüme sınırı 85 m civarındadır.

    3.1.3 Düzenli Hareketlilik ve Biçim Değişimi
    Metabolizmanın ayakta tutulması, bütün yaşayan varlıklarda en asgari ölçüde bir iç ve dış organizmik hareketliliği ön şart olarak koşar ve bitkilerde dahi mekân içinde yönün değişimine sebebiyet verir. Hücre içi hareketlilik, hücrelerin bölünmesini mümkün kılmaktadır ve onların metabolizması için vazgeçilmezdir, nitekim metabolizmanın hücre içinde yönlendirilmiş bir madde nakline ihtiyacı vardır. Çok hücreli yaşayan varlıklar, yetişkin organizmaya doğru bir olgunlaşma fazı geçirmektedir. Bu faza, her şeyden önce hayvanlarda, embriyonal hücrelerin yoğunca yönlendirilmiş hareketlerine dayanan yoğun bir biçim değişimi eşlik eder.

    3.1.4 Yaralanabilirlik ve Yenilenme
    Yaşayan varlıklar, yaralanabilirdirler – salt bir tene değil, bilakis sadece bir bedene isnat edilebilen bir özellik. Yaşayan varlıklar, dış ve iç organizmik etkileşimleri sebebiyle, çoğu zaman çok ince de olsa, mütemadiyen yaralanmalara maruz kalırlar ve kendi metabolizmalarının gücüyle öz-denetimsel bir şekilde kendilerini yenilemeye muktedir olmasalardı, telef olurlardı.

    3.2 Çoğalma
    Bütün yaşayan varlıklar, üreme yetisine sahip olmayanlar da, çoğalma ile ilgili bir alakaları vardır. Bakteriler bölünme yoluyla çoğalırlar ve kompleks yapıları bakteriler dünyasınınkini aşmış olan birçok türler, cinsel üreme yoluyla çoğalma yetisine sahiptirler. Her bir yüksek organizmada, bütün yaşamı süresince daima daha az bir düzeyde farklılaşmış ve çoğalma yeteneğine sahip hücreler mevcuttur. Nihai olarak hayvanların embriyo oluşumu kendini, farklı hücre türlerinin mütemadiyen karşılıklı birbirini denetimleyen çoğalması yoluyla farklılaşmanın bir senfonisi olarak sunuyor.

    3.3 Diğer Organizmalarla İlişki ve Evrilme Yetisi
    Her yaşayan varlık, çoğu zaman kendine düşmanca bir ilişkiye sahip olan diğer yaşayan varlıklara karşı farklı bağlantılar içindedir. Bu durum, bir türün mütemadiyen yeni temsilcilerinin üretimiyle bağlantılı olarak, uzun vadede sonuncusunun evrimsel dönüşümüne yol açmaktadır, öyle ki, bugün mevcut olan her organizma, hemen hemen dört milyar yıllık süregitmekte olan bir evrimin neticesidir. Türün muhafazasına dair olumlu bir katkı için gerekli olan şart, organizmanın kendi çevresine uyumlanması değil, bilakis belirli bir değişkenlik genişliğine müsaade eden çevreye dair salt bir uyumdur.

    3.4 Sinirlilik veya Uyarılabilirlik
    Organizmalar, özel dışsal ve içsel olgular tarafından uyarılabilme yetisine sahiptirler. Sinirlilik sadece, ihtiyaç olunan maddelerin veya enerjilerin odaklanmış bir arayışı ve alıntılanması için vazgeçilmez değildir, bilakis öz muhafazanın, büyümenin ve embriyo oluşumunun düzenlenmesinin dayandığı iç organizmik, yani çok hücrelilerde hücreler arası iletişim için de vazgeçilmezdir. Organizmalar, dış ve iç dünyalarının özel ve çoğu zaman oldukça zayıf olan olgularını sinyal olarak teşhis etmeye, kendi öz oluşumlarına entegre etmeye ve bir ihtimal onlara, kendi yoğunluklarına nispeten, özellikle kuvvetli bir etki sağlamaya muktedirlerdir. Dolayısıyla onlar yüksek derecede verimli güçlendiricilerdir – hem ayıklanan şeyin güçlendirilmesine yönelik, hem de güçlendirmenin ulaştığı boyutlara nispeten böyledirler. Bu minvalde birçok insan sadece üç fotondan hareketle optik bir algı gerçekleştirmeye muktedirdir.

    3.5 Özel Maddi Bileşenler
    Bütün yaşayan varlıklar, günümüz bakış açısıyla, her şeyden önce proteinlerden, nükleik asitlerden, karbon hidratlardan, yağlardan ve sudan oluşurlar. Şayet dünya dışı yaşamlar arayan ekso-biyologlar, sadece salt hayalî olmayan bir alanı bulmakta başarılı olursalar, bu durum gelecekte revize edilebilir.

    3.6 Bazı Yaşayan Varlıkların Zamansal Öz Kısıtlaması: Ölüm
    Çok hücreli yaşayan varlıklar bir bütün olarak ölürler ve bireysel hücreler de bunu “apoptosis” diye adlandırılan süreçte yaparlar. Apoptosis, embriyo oluşumuna ve yetişkin organizmanın muhafaza edilmesine hizmet ederken, çok hücrelinin ölümü, kendi türünün ve bununla birlikte dolaylı olarak başka türlerin de evrimine hizmet eder, nitekim bu şekilde yeni ve değişmiş bireyler için yer açar ve kendilerini kanıtlamaları için kaynaklar sağlar. İçsel koşullu ölüm ilk olarak takriben bir buçuk milyar yıl önce, yani önemli ölçüde iki milyar yıldan fazla bir evrim sürecinden sonra, cinsel üremenin gelişimiyle bağlantılı olarak oluşmuştur ve bakteri ile ilgili organizmalara ilişkin değildir.88 Margulis ve Sagan’a göre yaşlanma ve ölüm ilk olarak cinsel olarak üremeye başlayan kadim organizmalarda oluşmaya başlamıştır. Bknz.: Margulis, L.; Sagan, D.: Leben. Vom Ursprung zur Vielfalt, [Yaşam. Kökenden Çeşitliliğe] Heidelberg, Berlin: Spektrum Akademischer Verlag, 1999, s. 110.

    4. Organizmaların Özüne Dair
    Organizmaların varlıklarına dair az evvel tarif edilen vasıflardan hareketle, tüm bu özelliklerden, kendi olarak organizmaların veya yani yaşayan varlıkların özünü belirleyen ve böylelikle onların karıştırılamazlığının altını çizen o ortak bir şeyi soyutlama teşebbüsüne girişilebilir. Organizmik varlığın yukarıda tarif edilen tüm özelliklerini veya yani yetilerini belirleyen şey, süregiden uyumdur. Organizma kavramı, ilişkileri bütünlüğün bağlılığına sebep olan ve ortaklaşa etki eden parçaların çok çeşitliliğinden oluşan dinamik bir şekilde düzenlenmiş bir bütünlüğün eş anlamlısıdır. Bu sebepten dolayı psikolojik, sanatsal, sosyal, ekonomik, bilimsel ve felsefi yapılar da mecazi bir anlamda organizmalar olarak görülebilir. Ancak biyolojik organizmalar, bize duyusal olarak sunulmuş olan entiteler arasında en yüksek derecede uyuma sahip olanlardır, nitekim onlar mekânsal ve zamansal olarak birbiriyle en yakın bir şekilde bağlantılı yapılara sahiptirler. Teknik bir sistemden tamamen farklı olarak organizmalar daima bir bütün olarak bir şey yaparlar.99 Wissenschaftstheorie der Biologie [Biyolojinin Bilim Teorisi], a.g.e., s. 139.
    Bir organizmanın içerisinde belirli bir zamanda güncel olarak gerçekleştirilmiş olunan işlevlerin ve vuku bulan süreçlerin, makinelerdekinden tamamen farklı olarak, birbirinden ayırt edilmesi mümkün değildir – bilimde buna çoğu zaman bu şekilde bakılsa bile.

    Makineler için tipik olan bazı ayırmaların aşılması, organizmik uyumun özel bir ifadesidir. Organizmanın maddesel yapısı ve madde ve enerji kazanımı, dönüştürümü ve iletimi birbirinden ayrılmaz bir şekilde birbiriyle örgülü hâldedir. Bu sebepten dolayı sebep olan ve sebep olunan süreçler arasında kesin bir ayrım yapmak mümkün değildir, nitekim her organizma içi sürecin nihai sonucu, yani onun çıktısı, başka süreçler için girdi olarak, yani sebep olarak işlev görmektedir.1010 “Der Begriff des Lebens” [“Yaşam Kavramı], a.g.e., s. 48. Her yaşayan varlık yüksek derecede karmaşıktır, nitekim sebep ve etkilerin aşırı düzeyde birbirine geçişmiş bir ağını teşkil etmektedir. Bu sebepten dolayı da bir organizmanın içinde, onun organize olma biçiminin ve dinamiğinin merkezî ve büyük bir sebebini bulmak mümkün değildir.1111 “Organismen als Entwicklungssysteme” [“Gelişim Sistemleri Olarak Organizmalar], a.g.e., S. 127. Giderek artan bir sayıda biyologlar, geride kalan yaşayan varlığın organizasyonunu düzenleyen genoma bir programın rolünü tahsis eden eski tasavvuru terk ediyor. Genlerin doğasına ve onların gen olarak tesis edilmeleri ve aktif hâle getirilmeleri için geri kalan organizmaya yüksek derecede muhtaç olmalarına dair yeni bulgular, organizmalarda donanım ve yazılım gibi bir ayrımı gören eski kabullerin artık yaşıyor olana dair anlayışlara aykırı durduklarını belgeliyor. Organizmik uyumun anlaşılır bir örnek vermek gerekirse, bir hayvan, bir aracın tekerler tarafından harekete sokulduğu gibi bacakları tarafından harekete geçirilmez, nitekim ondaki hareketi destekleyen şey, organizmanın tamamıdır. Bu ise bir bisiklet için veya hatta yürüyen bir robot için geçerli değildir, zira bu her iki teknik sistem de birçok hareketsiz parçalardan oluşmaktadır. Bütün organizmik süreçlerin yüksek derecede uyumlu birbirine örgülü oluşunun neticesi, makineler ve fiziğe ait birçok sistem için tipik olan dinamik ile yapı arasındaki ayrımın aşılmasıdır. Gerçi organizmik dinamik maddi yapı olmaksızın mümkün olmasa da, yapının kendisi de dinamiğin bir neticesidir, nitekim organizmalar, kendi dinamikleri aracılığı ile durmaksızın yenilenmek zorunda olan istikrarsız bütünlerdir. Dinamik ve yapının ayrılmaz birbirine örgülü oluşunun doğrudan neticesi, organizmaların açılır-kapatılır olmamalarıdır. Burada dinamiğin devamlılığı, maddi varlığı devam ettirmenin gerekli şartıdır.

    Organizmik uyumun bir başka ifadesi, yaşayanların, çoğu zaman “otonomi” olarak adlandırılan içsel olarak ayarlanmış düzenlemeler temelinde yüksek derecede öz-muhafazanın ve öz-değişimin yetisi olarak kendilerini göstermeleridir. Çevrenin yaşayan varlıkların öz süreçlerine dâhil edilmesinin tür ve biçimi, yaşayan varlıkların kendileri tarafından düzenlenmektedir. Yaşayan varlığın maddi bileşenleri mütemadiyen, birbirleri üzerindeki etkiyi belirleyen ve tüm organizmanın varlığının devamını mümkün kılan karşılıklı bir etkileşim ilişkisi içerisindedirler. Onlar onun organlarıdır ve bunların birbirine dair mekânsal ve işlevsel ilişkilerinin yapısı, yaşayan varlığın organizasyonudur ve onun organizma olmaklığını oluşturur. Bu organizasyonun kendine mahsus olan durumu, her bir boyutunda – biyomoleküllerinde, hücre organellerinde, hücrelerinde, dokuları ve organlarında – farklı maddi ve dinamik düzenler sunan hiyerarşik bir yapıdan kaynaklanıyor; modern fiziğin “kendi kendini düzenleyen” sistemleri bunu yapmaz. Ancak organizmik hiyerarşiler seçici bir şekilde geçişkendirler ve bu sayede trans-hiyerarşik ve nedensel bağların çözülmez bir dokusu mevcuttur. Fakat bu, bazı otomatlarda bulunan geri bildirim döngülerinin karmaşık iç içe geçişmişliği ile karıştırılmamalıdır. Nitekim organizmik döngülerin ağını taşıyan maddi yapı, kendi içinde duran – böylesi olarak kapatılabilir ve sonra tekrar açılabilir olabilen – bir donanım değildir, bilakis yine kendisi de kendisini mümkün kılan tam da bu transhiyerarşik dinamiğin bir ürünüdür. Bu içsel şartlara bağlı organizmik uyumun belki de en etkileyici emaresi, bu ağın yüksek derecede biçim verilebilirliğidir – bu biçim verilebilirlik, tekrar tekrar yeni trans-hiyerarşik nedensel ilişkiler üretme suretiyle her şeyden önce embriyo oluşumu esnasında kendini gösterir; ve bu da yine her bir o an ki organizmik dinamiğin bir neticesidir.

    Tüm bu düşünceler bizi sonuç olarak, öz-organizasyonun, yani maddi yapıyı derinlikli bir şekilde dönüştürmenin sadece yaşayan varlıklara hususi olduğu neticesine götürüyor. Gerçek öz-organizasyon muhtemelen, bir fiziki entitenin “yaşayan varlık” veya “organizma” 1212 Bu görüşü Shark da paylaşıyor (“Lebewesen als ontologische Kategorie” [“Ontolojik Kategori Olarak Yaşayan Varlıklar”] a.g.e., s. 177 vd., 187 vd.). olarak adlandırılması için zaruri ve yeterli bir kriterdir; kaldı ki, öz-organizasyon ayrılmaz bir biçimde içsel olarak üretilmiş ve organizenin en derin katmanlarını kavrayan bir uyuma bağlıdır.

    * Prof. Dr., Berlin Teknik Üniversitesi, Felsefe Enstitüsü

       [ + ]

    1. 1 Yazar, burada sunulan düşünceleri şu kitaplarda tafsilatıyla geliştirmiştir: Organismus als Prozess–Begründung einer neuen Biophilosophie [Süreç Olarak Organizma – Yeni Bir Biyofelsefenin Temellendirilmesi], München/Freiburg: Verlag Karl Alber, 2019; Life and Process–Towards a New Biophilosophy, Berlin/Boston: De Gruyter, 2014; Prozesse des Lebendigen–Zur Aktualität der Naturphilosophie A.N. Whiteheads [Yaşıyor Olanın Süreçleri – A. N. Whitehead’in Doğa Felsefesinin Güncelliğine Dair], München/Freiburg: Verlag Karl Alber, 2007.
    2. 2 Janich, P.; Weingerten, M.: Wissenschaftstheorie der Biologie [Biyolojinin Bilim Teorisi], München: Wilhelm Fink, 1999, s. 127.
    3. 3 Toepfer, G.: “Der Begriff des Lebens” [“Yaşam Kavramı”]; in: Krohs, U.; Toepfer, G. (y. h.): Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], Frankfurt/M.: Suhrkamp, 2005, s. 158 (s. 157-174); Mahner, M.; Bunge, M.: Philosophische Grundlagen der Biologie [Biyolojinin Felsefi Temelleri]; Berlin, Heidelberg, New York: Springer, 2000, s. 138.
    4. 4 “Der Begriff des Lebens” [“Yaşam Kavramı”], a.g.e., s. 159.
    5. 5 Niels Bohr’un öne çıkardığı gibi deneysel geri çekimin özel, ama kesinlikle yegâne olmayan ifadesi, her yaşayan varlığın tümüyle kendi fiziksel bileşiminin oldukça kesin bir ölçümüyle belirli bir anda öldürüldüğü gerçeğidir: Bohr, N.: “Licht und Leben” [“Işık ve Yaşam]: Küppers, B. O. (y. h.): Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?]; München, Zürich: Piper, 1990, s. 44 (S. 35-47). Bknz. ayrıca: Heitler, W.: “Über die Komplementarität von lebloser und lebender Materie” [Yaşayan ve Yaşamayan Maddenin Birbirini Tamamlayıcılığı Üzerine]: Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?], a.g.e., s. 201ff. (S. 189-210); Elsasser, W.: “Eine Kritik am Reduktionismus” [“İndirgemecilik Hakkında Bir Eleştiri”]: Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?], a.g.e. s. 227 (s. 211-236); Heisenberg, W.: “Das organische Leben” [“Organik Yaşam”]: Leben = Physik + Chemie? [Yaşam = Fizik + Kimya?], a.g.e., s. 58 vd.. (s. 49-72).
    6. 6 Lewontin, R.: Die Dreifachhelix [Üçlü Sarmal], Berlin, Heidelberg, New York: Springer, 2002; Gutmann, W. F.: Die Evolution hydraulischer Konstruktionen [Hidrolik Yapıların Evrimi], Frankfurt/M.: Waldemar Kramer, 1989; Gutmann, W. F.(y. h.): Die Konstruktion der Organismen I [Organizmaların Yapısı I], Frankfurt/M.: Waldemar Kramer, 1991; Gutmann, W. F.(y. h.): Die Konstruktion der Organismen II [Organizmaların Yapısı II], Frankfurt/M.: Waldemar Kramer, 1992; Laubichler, M.: “Systemtheoretische Organismuskonzeptionen” [“Sistem Teorisinde Organizma Konseptleri”]: Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], a.g.e. (s. 109-124); Stotz, K.: “Organismen als Entwicklungssysteme” [“Gelişim Sistemleri Olarak Organizmalar]: Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], a.g.e., s. 133; Wissenschaftstheorie der Biologie [Biyolojinin Bilim Teorisi], a.g.e., s. 115.
    7. 7 Schark, M.: “Lebewesen als ontologische Kategorie” [“Ontolojik Kategori Olarak Yaşayan Varlıklar]: Philosophie der Biologie [Biyolojinin Felsefesi], a.g.e., s. 175 (s. 175-192).
    8. 8 Margulis ve Sagan’a göre yaşlanma ve ölüm ilk olarak cinsel olarak üremeye başlayan kadim organizmalarda oluşmaya başlamıştır. Bknz.: Margulis, L.; Sagan, D.: Leben. Vom Ursprung zur Vielfalt, [Yaşam. Kökenden Çeşitliliğe] Heidelberg, Berlin: Spektrum Akademischer Verlag, 1999, s. 110.
    9. 9 Wissenschaftstheorie der Biologie [Biyolojinin Bilim Teorisi], a.g.e., s. 139.
    10. 10 “Der Begriff des Lebens” [“Yaşam Kavramı], a.g.e., s. 48.
    11. 11 “Organismen als Entwicklungssysteme” [“Gelişim Sistemleri Olarak Organizmalar], a.g.e., S. 127.
    12. 12 Bu görüşü Shark da paylaşıyor (“Lebewesen als ontologische Kategorie” [“Ontolojik Kategori Olarak Yaşayan Varlıklar”] a.g.e., s. 177 vd., 187 vd.).