NASIL BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ?

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Hakkında birçok şey söylenebilirse de çağdaş dünya her şeyden önce teknolojinin hâkim olduğu bir dünyadır. Günümüz dünyasında ağır basan iklimsel ve çevresel krizler bile, fosil yakıt teknolojilerine olan bağlılığımızın son yüzyılda insan nüfusunun muazzam bir biçimde ve teknolojiye bağlı olarak artışıyla birleşmesinin bir sonucudur. Bu sebeple, diyebiliriz ki, yaşadığımız dünya esasen teknolojik bir dünyadır. Bu durumu, belki de hiçbir şey, New York’tan Nairobi’ye, Şangay’dan Sydney’e gezegen üzerindeki hemen hemen herkesin elinde tuttuğu cep telefonunun yaygınlığından (aynı anda her yerde mevcut olmasından) daha belirgin/berrak kılamaz.

    Peki, dünyanın teknolojik olması ne demektir? Teknoloji, tam olarak, ne tür bir dünya meydana getirmiştir? Cevabımız daha iyi bir dünya olduğudur; daha müreffeh, daha sağlıklı, daha serbest ve belki de daha mutlu; daha az şiddetin olduğu, daha eşit, daha istikrarlı ve daha güvenli bir dünya. Bu görüş, günümüzdeki bazı aksaklıklarına rağmen ve henüz tamamlanmamış olsa da büyük ölçüde başarılı olduğu iddia edilen Aydınlanma projesini -modernlik projesi- savunan Steven Pinker gibi çağdaş düşünürlerin iddia ettiği görüştür.1 Pinker ve benzeri şekilde düşünenler için iklim değişimi aşılabilir ve de aşılacak bir meydan okumadır. Ve savaş olsun, politik çalkantı veya doğal yıkım olsun zamanımızın diğer felaketleri, son yüzyıllardaki ve özellikle son elli yıldaki insan hayatındaki düzelmenin genel itibarıyla yükselme eğilimini engellemeyecektir. Pinker ve Aydınlanma projesinin çağdaş müdafilerinin odağında olan insanın hayat koşullarındaki maddi iyileşme şekli, temel olarak teknoloji ve teknolojik gelişmeye dayanmaktadır. (Böylelikle Aydınlanma felsefi olmaktan çok teknolojik bir şey olarak görülür.) Bu Pinkar’ın örneğini oluşturduğu iyimser ilerlemeciliğin ayırt edici özelliğidir. Böyle bir ilerlemecilik, tipik olarak insan yaşamının neredeyse tamamen teknolojik araçlarla iyileştirilebilme kapasitesine olan inanca dayanır.

    Aynı zamanda, bazıları dünyanın teknolojiyle geliştirileceğine odaklanırken -içinde yaşadığımız dünyayı teknolojik ve sonuç olarak daha iyi bir dünya olarak görenler- müteveffa Stephen Hawking veya girişimci/mühendis Elon Musk gibi teknolojinin, ya da teknolojinin belirli formlarının, ciddi tehlikeler getirdiğini savunanlar da vardır. Bilhassa Hawking yapay zekâ teknolojilerinin “insan türünün sonunu getirebileceğini”2 öne sürerek Elon Musk ve başkalarıyla birlikte bu alandaki araştırmacılara, ilerlemelerin güvenli ve yararlı olabilecek şekilde yürütülmesi çağrısı yapmıştır.3 Elbette yapay zekâ dikkate alınan tek alan değildir. Günümüz genetik teknolojileri özellikle de besin üretimi ya da hastalık ve engellilikle mücadele konusunda çok büyük faydalar sağlamış olsa da birçokları bazı genetik değişikliklerin amaçlanmayan ve belki de kontrol edilemeyecek olan etkileri bakımından mevcut olan tehlikelere işaret ediyor. Diğer başka alanlarda da teknolojik tehlikeye dair muhtemel ya da tahmin edilen örnekler bulmak çok kolay.

    Ciddi olsa da bu tarz endişelerin teknolojiye olan inancın altını oyduğunu düşünmemek gerekir. Mesela Hawking, ömrünü uzatmakla kalmayıp konuşma yetisi de sağlayan teknolojilerden azami derecede faydalanmıştır. Hawking’in yapay zekâ konusundaki endişeleri teknolojiye dair geniş ölçekli bir kaygının ifadesi olmaktan çok, bir tür teknolojik gelişim biçimine karşı ihtiyat gösteren tavrın ifadesiydi. Peki, burada daha ciddi bir meydan okuma, teknolojinin belirli bir biçimine değil de çağdaş teknolojinin kendisine yönelik bir meydan okuma olsaydı ne olurdu? Ve bu meydan okuma teknolojinin meydana getirdiği dünyayı, yani bugün içinde yaşıyor olduğumuz dünyayı kavrayışımızda ne gibi bir değişiklik yapardı?

    Daha ileri gitmeden burada biraz durup mesele ettiğimiz fikirler üzerine, özellikle de teknoloji fikri üzerine düşünmemiz gerekiyor. Çoğunlukla teknolojiyi genel anlamıyla ve kuşatıcı bir biçimde düşünmekten çok; var olan kapasitelerimizi genişleten süreçler ya da aletler, yani belirli teknolojiler olarak düşünürüz. Yeni tıp teknolojileri hastaların bakımında veya hastalıkların tedavisinde daha çok işe yarar; yeni medya teknolojileri iletişimi, eğitimi, bilgilendirmeyi ve eğlenceyi daha iyi duruma getirir; yeni taşıma teknolojileri farklı noktalar arasında daha kolay yolculuk etmemizi ya da eşyaları taşımamızı sağlar. Böylece teknoloji, esasen araçsal bir şekilde anlaşılmaktadır – istenen sonuçları elde etmeye yarayan bir araç (enstrüman).

    Teknoloji araçsal olarak değerlendirilebilse de salt bir araca indirgenemez. Bunun nedeni, teknolojinin, herhangi bir tek teknoloji örneğinin ötesine uzanan, sistematik ve kapsamlı bir özelliğe sahip olmasıdır. Farklı teknolojiler farklı biçimler alabilir, ancak tüm teknolojilerin (çok veya az belirgin olsa bile) benzer bir özelliği vardır.

    Teknolojik gelişmeyi bir şeyler yapmak için yeni yollar bulmak ve yapılabilecek yeni şeyler ortaya çıkarmak cihetinden düşünürüz fakat teknolojik gelişmenin oluşma şekli şeyleri yeni bir şekilde ve yeni şeylere nispetle bir araya getirmektir. Teknolojik bir araya getirme daha önceleri birbirleriyle bağlantıları olmayan -farklı bilgi biçimleri, farklı şeyler, farklı fonksiyonlar, kapasiteler ya da süreçler gibi- unsurların bir noktada birleşmesiyle meydana gelir ve bu bir noktada birleşme belirli araçlar veya aletlerde somutlaşan şeydir. Basit bir örnek vermek gerekirse yontulmuş taşı, sicim ve odunla birleştirmek ve böylece bunların üretiminde ve kullanımında somutlaşmış faaliyet ve bilgiyi birleştirmek, mızrak ve baltanın gelişim yolunu açar. Bu unsurların yeni bir süreç veya alette bu şekilde bir araya getirilmesi başka şeyleri de erişilebilir ve o alet ve sürecin eylemi aracılığıyla bir araya getirilebilir kılar. Elde tutulan yontma taştan mızrak veya baltaya geçiş, paleolitik dönem teknolojisinin hareket alanına daha fazla şey katan kapasitede bir genişlemeyi içerir.

    Modern dönem öncesi teknolojilerde bağlanabilirlik [connectivity] derecesi ve özellikle de bir noktada birleşme derecesi görece düşüktür. Bu şu anlama gelir, farklı teknolojik unsurlar birbirlerinden bağımsız bir şekilde gayet etkili bir biçimde iş görebilir ve aletlerin birçoğu ekseriyetle ya tek bir iş görür ya da çok genel bir fonksiyonellik yelpazesinde yer alır. Kişinin elinde tuttuğu yontma taş, bu nedenle, o kişinin bir mızrağının olup olmamasından veya taş devri teknolojisinin diğer teçhizatından birine sahip olup olmamasından bağımsız olarak iş görür ve o yontma taşın kullanım alanı genel bir kesme ve sıyırma aralığını kapsar. Öte yandan, günümüz cep telefonuysa yalnızca çok sayıda farklı teknolojiyi bir araya getirmekten teşekkül etmez (ve yalnızca donanımına gömülü olan elektronik aksamdan ibaret değildir), aynı zamanda farklı obje ve eylemleri kapsar, birçok farklı ve sınıflandırılmış fonksiyonu bünyesinde toplar. Ve çok küçük bir parçası olduğu mobil ağ olmadan da çalışmaz. Zaten mobil ağın kendisi de, güç ve tedarik ağları, finans mekanizmaları, iletişim ve bilgi altyapısı ve bunun yanı sıra daha fazlasını içeren daha geniş teknolojik sistem ile de ilişkilidir.

    Teknolojik sistemler geliştikçe bağlanabilirlik ve bir noktada birleşme, bu sistemlerin daha önemli ve bariz bir özelliği hâline gelir ve teknolojinin bağlanabilirliği teknoloji geliştikçe bir noktada birleşmeye yol açar. Bu hem teknolojik sistemlerin (ki bir toplumu kapsayan genel teknolojik çerçeveden ayrı olarak tek teknolojilerden bahsetmek artık daha az mümkündür) hem de farklı şeylerin ve eylemlerin aynı teknolojik sistem içinde bir noktada birleşmesidir. Bağlanabilirlikle birlikte gelen karşılıklı bağımlılık ve bir noktada birleşmeyle birlikte gelen yoğunlaşma, teknolojik sistemin gücünün payandalarını oluşturur fakat aynı zamanda yeni ve zaman zaman yüksek risk ve kırılganlıkları da beraberlerinde getirir. Paleolitik avcı-toplayıcı için yontma taştan yapılmış bir aletin kırılmasının oluşturacağı aksama, cep telefonu kırılan birinin hayatında oluşacak aksamadan muhtemelen çok daha ufaktır. Ayrıca, mobil ağı destekleyen bileşenlerde meydana gelecek bir çökme, birçok farklı faaliyet alanında daha geniş çapta bir çökme ve aksama ile sonuçlanabilir. Günümüz teknoloji sistemlerindeki arızalar sistemin parçalarından çok bütününü etkileme eğilimindedir, bu sistematikliğin, dolayısıyla teknolojinin bir özelliğidir. Bu hâliyle, çağdaş teknolojinin ve çağdaş dünyanın da belirginleşen özelliklerinden birisi hâline gelmektedir. Dahası, teknolojinin bağlanabilirliği ve bir noktada birleşmesi olarak anlaşılabilecek küreselleşme, 2008 küresel mali krizinin de gösterdiği gibi, mahalli bozulmaların bazen dünya çapında etkileri olabileceği anlamına gelir.

    Teknolojinin sistematik özelliği -ve temel eğilimi olan bağlanabilirlik ve bir noktada birleşme- kolayca gözden kaçırılır veya hafife alınır. Bu durum, teknolojik sistemlerle olan ilişkimizin hiçbir zaman sistemi bütünüyle (ki bu her hâlükârda imkânsızdır) ve açıkça ortaya koyacak bir ilişki olmamasının bir sonucudur. Bunun yerine her zaman bu sistemin belirli kısımlarıyla, genellikle de belirli cihaz veya süreçlerle, ilgileniriz. Mesela, internetin bütünüyle değil de, telefondan, laptoptan veya başka bir cihazdan girdiğimiz şu veya bu siteyle ilgileniriz. Sonuç olarak, teknolojiyi araçsal olarak -teknolojiyi ihtiyaçlarımızı, meraklarımızı, arzularımızı karşılamak üzere kullandığımız bir şey gibi düşünmemizde zaten mevcuttur bu- düşünme eğilimi teknolojinin belirli araç ve süreçlerle ortaya çıkma şekliyle sürekli pekiştirilir.

    Teknolojiyi araçsal olarak anlamanın -yani genel olarak teknolojiyi farklı teknolojiler yığını gibi ve farklı teknolojileri de farklı araçlar veya aletler olarak anlamının-  iki önemli sonucu vardır. Birincisi, bu anlayış bizi teknolojinin doğasını gerçekten sorgulamaktan alıkoyar, çünkü bu itibara göre teknoloji araçsallıktan başka bir şey değildir. Bu da teknolojinin sistematik özelliğini göz ardı etme eğiliminde olduğumuz ve böylece, teknolojik sistemlerin kapsamını veya günümüz teknolojisinin ekonomik olduğu kadar sosyal ve siyasi yapılarla ne denli iç içe geçtiğini fark etmeme eğiliminde olduğumuz anlamına gelir. İkincisi, teknolojiyi hem bizden ayrıymış hem de bizim tarafımızdan kontrol ediliyormuş gibi görme eğilimine sebep olur, çünkü bizim araçlara ya da aletlere nasıl muamele ettiğimizle, yani, ihtiyaç hasıl olduğunda kullandığımız ya da bıraktığımız, bizim kullanımımıza uygun şeyler olarak görmemizle alakalıdır. Dolayısıyla teknoloji, bizim tabi olabileceğimiz bir şeyden çok bize tabiymiş -kontrolümüz ve yönetimimiz altında olan bir araç-  gibi görülür.

    Ancak, teknolojinin sistematik özelliği ondan uzak durmamıza izin vermediği gibi bizi kapsayan kucaklayıcılığının dışına da çıkarmaz. Cep telefonu örneğinde bunu çok açık bir şekilde görebilirsiniz. Genelde cep telefonunu, artık fiziksel olarak bir yere bağlı olmayan başkalarına bir şekilde erişme imkânı veren, geniş bilgi kaynaklarına ulaşmamızı sağlayan ve daha önceleri yapmak için farklı alet ve sistemler kullandığımız bir dizi başka görevi de yerine getirebilen bir araç olarak görüyoruz. Fakat cep telefonu yalnızca başka şeyleri (başka insanlar, başka kaynaklar, başka kapasiteler) bize ulaşılabilir kılmakla kalmaz, aynı zamanda bizi de onlara ulaşılabilir kılar. Mesela cep telefonu bazı iş yerlerinde çalışanları ve mesai saatlerini takip etmeye yarayan bir araç olarak kullanılıyor. Ve telefonun bizi bağladığı Facebook ve Google gibi sistemler aracılığıyla biz de, hakkımızda toplanan bilgiler ile bu sistemlere erişilebilir hâle getiriliyoruz -reklamların ve hatta siyasi kampanyaların hedefi hâline getirilmek üzere telefonlar ve telefonları da saran teknolojik sistem aracılığıyla yaratılan yeni ürünlerin potansiyel tüketicileri olarak. Ayrıca, sıkça belirtildiği gibi, telefon kullanımımızda ve telefonun mümkün kılıp teşvik ettiği çoklu etkileşim ve meşguliyetlerde, yalnızca telefonun bağlı olduğu iletişim şirketlerine değil, Google ve Facebook’un öne çıktığı, diğer web tabanlı sayısız şirketin üretkenliğine de etkin bir şekilde katkıda bulunuyoruz.

    Bu örnekte aşikâr olan günümüz teknolojisinin birbirine bağlı ve bir noktada birleştirici özelliğidir fakat bu örnek aynı zamanda tam olarak kendimizin bu birbirine bağlı ve bir noktada birleşen yapının içine nasıl çekildiğimizi de gösterir. Ve aslında bu günümüz dünyasının hemen hemen her alanında görebildiğimiz bir şeydir, cep telefonu örneği sadece çok yakın ve tanıdık olduğu için göze çarpar. Yönetim ve ekonomide, medya ve iletişimde, eğitim ve bilgide, hukuk ve devlet yönetiminde veya dikkatli baktığınız başka alanlarda teknolojik sistemlere (ve yalnızca belirli cihazlar yoluyla değil, aynı zamanda karar verme süreçleri ve mekanizmaları, teşkilat biçimleri ve yeni mekânsal düzen ve kontrol kipleri aracılığıyla) tabi olmaya benzer örnekler bulabilirsiniz. Teknolojinin bu alanların hepsini işgal ettiği için durumun böyle olduğu düşünülebilir fakat bu alanların hepsinin bizatihi teknolojinin kalbinde duran aynı özellikler tarafından şekillendirildiğini söylemek belki daha doğrudur.

    Teknoloji şeyleri birbirine bağlar fakat bunu temelde belirli ortak özellikleri olan şeyleri birbirine bağlayarak yapar. Bu şu anlama gelir: şeyler, teknolojik sistemlerde yalnızca teknolojinin tanıdığı ve kabul ettiği özellikleri açısından görünür olur. Dolayısıyla teknolojik sistemler, üzerinde işlem yaptıkları şeyleri daha genel fenomenlerin örnekleri durumuna indirgemek eğilimindedir. Bu bakımdan teknolojinin indirgeyici ve homojenleştirici bir eğilimi vardır, bunu hemen hemen her şeyi sayı ve nicelik olarak ele alan çağdaş dijital ve yönetsel teknolojilerde bilhassa belirgin olarak görürüz. Ekonomiden hukuka hemen hemen her alanda algoritmik karar-verici süreçlere her geçen gün daha çok yaslanıyor oluşumuz insan hayatını ve eylemini hesaplanabilir niceliklere indirgemeyi beraberinde getiriyor. Tekil fertler olmaktan çok salt veri noktaları, geniş ölçekli örüntü ve yığınların birer örneği durumuna düşüyoruz. Nihayetinde, yalnızca teknolojik sistemlere tabi olmakla kalmıyor, nasıl görünür olduğumuz da bu tabi kılma biçimi tarafından belirlenir oluyor. Ve bu, teknolojinin bağlanabilirlik ve bir noktada birleşme biçiminin sosyal, siyasal ve ekonomik açılardan işe yaradığı durumlarda özellikle belirginleşir.

    Teknolojik bağlanabilirlik, teknolojinin üzerinde işlem yaptığı şeylerin farklılaşmayı yitirdiği anlamına gelir. Aynı zamanda teknolojik bir noktada birleştirme, teknolojik sistemin etrafında yapılandırıldığı düğüm noktalarının çevresinde artan bir yoğunlaşma ve böylece artan bir farklılaşma biçimi anlamına gelir. Teknolojik alet de bu açıdan öne çıkar. Fakat teknolojik sistemler aynı zamanda sosyal, siyasi ve ekonomik sistemler de oldukları için  -onlarda bedene girmiş ve ayrılamayacak derecede onlara bağlı olarak- sosyal, siyasi ve ekonomik yoğunlaşma formlarına ve bunlarla ilişkili farklılaşmalara da yol açar. Çağdaş teknoloji kitleselleşmeye ya da sosyal tek biçimliliğe yol açarken aynı zamanda sosyal ve siyasi eşitsizliğin uç formlarına sebebiyet verir, baskıcı ve otoriter yönetim biçimlerinin yükselişine katkı yaptığı bile söylenebilir. Bu bakımdan, özellikle Google ve Facebook, Apple ve Samsung4 gibi şirketlerde ya da yeni gözetleme teknolojileri, medyaları ve bilgi teknolojileriyle (anti-demokratik görüşlerin yayılmasının bir aracı olarak ya da doğrudan siyasi baskı ve kontrol formları oluşturmak suretiyle) dünyanın dört bir yanında her geçen gün artan anti-demokratik siyasette örneğini gördüğümüz üzere, çağdaş teknoloji ile çağdaş kapitalizmin yapısının ayrılamaz derecede birbirine bağlı olması şaşırtıcı gelmemelidir.5

    Eğer teknolojinin sosyal, siyasi ve ekonomik -ve de etik– etkilerini ve içerimlerini dikkate almıyor ve hesaba katmıyorsak, bu büyük ölçüde teknolojiyi araçsal olarak düşünme eğilimimizin bir sonucudur. Aynı şekilde, teknolojinin sosyal, siyasi ve ekonomik olarak işleyişine yakından baktığımızda teknolojiyi daha eleştirel bir şekilde incelemekle kalmayıp onun kapsamlı ve sistematik özelliğini sorgulamaya da yakınlaşabiliriz. Üstelik teknolojiye bu açıdan daha yakından bakmak, teknolojik aletlerin karşımıza çıkaracağı muhtemel tehlikeleri tespit etme meselesinden ziyade teknolojinin kendisinin karakter olarak çok daha temel ve geniş kapsamlı eğilim ve hususiyetleri bünyesinde barındırabileceğini görme meselesidir.

    Bu açıdan bakıldığında teknolojinin insanlığa yönelttiği tehdit, Hawking ve onun gibi düşünenlerin bahsettiği gibi kontrolden çıkmış bir yapay zekâ ihtimalinin belirmesi değildir. Tehdit, çağdaş teknolojik sistemler çerçevesinde göründüğü şeklinin haricinde gerçek bir insan hissinin ortadan kalkmasından kaynaklanan, gözlerimizin önünde duran bir tehlikede yatmaktadır.

    Teknoloji, insan toplumlarının ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkmış olsa da ayırt edici şekilde insan(i) olanı aşındırma eğilimindedir çünkü işleyiş şekli, insanın bile bağlanabilirlik ve bir noktada birleşme yapısı içinde ele alınmasından geçer ve böylece insan, teknolojinin tüm alanları kapsayan erişimi içindeki unsurlardan bir unsur hâline gelir. Teknolojiyi insan olarak düşünebiliriz, ancak gerçek şudur ki aslında teknoloji insani olanı siler.

    İnsan olmak esasen kendisiyle, başkasıyla ve dünyayla karşılaşmaya, bu ve buna benzer her karşılaşmanın eşsiz tekilliğine açık olma meselesidir. Bu karşılaşma her teknolojiden önce gelir ve kullanım, araçsallık, bağlanabilirlik ve bir noktada birleşme sorularıyla şekillenmemiş bir karşılaşmadır. Karşılaşma ilişkiseldir fakat ilişkisellik teknolojiyi tanımlayan bağlanabilirlikle aynı değildir. Bağlanabilirlikte, bağlanan homojenize edilerek ve genelleştirilerek aynı kılınır; hakiki ilişkisellikte ise, ilişkiye geçen, yalnızca ilişkide ve ilişki aracılığıyla ortaya çıkıyor olsa bile, kendi kimliğini sürdürür ve herhangi bir belirli ilişki sebebiyle tükenmez. Emmanuel Levinas’ın öne sürdüğü gibi temel insani ilişki, her daim aşıp geçen bir ilişkisellik kipinde, bir başkasıyla yüz yüze karşılaşmaktır. Teknoloji bu tarzda “aşıp geçen” bir insani belirimin aksi yönünde hareket eder ve tıpkı üzerinde işlem yaptığı her nesneye uyguladığı gibi, insanı her zaman daha az olana, daha kolay kontrol edilebilir olana, manipüle edilebilir olana, belirlenebilir olana indirger. Bu açıdan teknoloji, teknolojinin dışında kalıp kendisini bağlayabilecek veya sınırlayabilecek olanı fark eder ve bu durumun kendisi teknolojiyi, teknolojiden farklı olan insanla bir karşıtlık içine yerleştirir. Sınırların reddi teknolojinin işleyiş biçimi için başka problemler ortaya çıkarır; teknoloji kendi sınırını kuşatamadığı için kendi noksanlığını da kuşatamaz.

    Tıpkı teknolojik bağlanabilirlik ile ilişkisellik arasında kurduğum tezat gibi, burada ortaya koyduğum teknoloji tanımı da sadece bir taslaktır. Fakat bu, çağımızın manzarasına çok daha bütüncül bir bakışı sağlamak için kolayca detaylandırılabilecek bir taslaktır. Bu türden bir detaylandırmada hadlere ve sınırlara ve bununla birlikte teknolojinin temelde mekânsallaştırıcı ve aynı zamanda mekânı ve yerleşmeyi silici özelliğine (bu konuyu başka bir makalede ayrıntılarıyla incelemiştim) daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Genel hatlarıyla bu taslak isabetli bulunuyorsa, çağdaş dünyanın tarifi açısından burada atılması gereken bir adım daha kalıyor.

    İçinde yaşadığımız dünya gerçekten teknolojik bir dünyadır; yeni tehlikeler tarafından tehdit ediliyor olsa bile maddi olarak “daha iyi” bir dünya olabilir; teknolojik olarak birbirine bağlı ve bir noktada birleşmiş bir dünyadır. Fakat aynı zamanda hakiki bir insan hissine yer bulmanın her geçen gün zorlaştığı bir dünyadır.

    Bazıları bunun işe yarayacağını, yani bunun kendimizi içerisinde bulduğumuz yıkıcı iklim felaketlerinin nedeni olan, dünyanın insan üzerindeki yanlış merkezlendirilmesi olduğunu iddia edebilir. Fakat diğer birçok kriz gibi iklim felaketleri de temelde teknoloji kaynaklıysa, o hâlde, bunlar insanın neden olduğu bir sonuç olarak ortaya çıksa da, derinlerdeki kaynağı teknolojinin birbirine bağlayıcı ve bir noktada birleştirici özelliğinde yatmaktadır ve böylelikle insanı karanlıklaştırmaya ve hatta silmeye yönelir. Burada mesele ettiğimiz insani kayıp şunu da içerir: İnsanın kırılganlığı ve yaralanabilirliğinin, cevap verebilmesinin ve sorumluluğunun, soru sorabilmesinin, dinleyebilmesinin ve düşünme kapasitesinin, tüm bunlara dair hakiki bir anlamın kaybı ya da karanlıklaşması… Dahası, insanın kaybolmasıyla birlikte kaybolacak olan şey teknolojinin bağlanabilirlik ve bir noktada birleştirmesinin dışında var olabilecek gerçek bir dünya hissinin kaybolmasıdır. Dünya, teknolojinin onu temsile getirişinden ve kendine mal edişinden ayırt edilmesi imkânsız bir duruma geliyor ve böylece şu an içinde yaşadığımız dünya bir ölçüde dünya olmaktan çıkıyor. Dünya artık var olanları kuşatıp aşan bir dünya değil. Dünya, teknolojinin kapsayabileceği bir dünya olarak ya da bağlanılabilir ve bir noktada birleşen sistemle yani teknolojiyle özdeş olarak ortaya çıkıyor.

    *Prof. Dr., Tasmania Üniversitesi, Felsefe bölümü

    1. 1 Bakınız, Stephen Pinker, Enlightenment Now: The Case for Reason, Science, Humanism, and Progress, New York: Viking, 2018.
    2. 2 https://www.bbc.com/news/av/science-environment-30289705/stephen-hawking-ai-could-spell-end-of-the-human-race, Aralık 2 2014 (erişim Ocak 2019).
    3. 3 “Research Priorities for Robust and Beneficial Artificial Intelligence”, https://futureoflife.org/ai-open-letter, (erişim Ocak 2019)
    4. 4 Çağdaş teknoloji ve kapitalizm ilişkisi üzerine iki yeni çalışma için bkz. Luis Suarez-Villa, Globalization and Technocapitalism: The Political Economy of Corporate Power and Technological Domination (London: Ashgate, 2012), ve Shoshana Zuboff, The Age of Surveillance Capitalism (New York: PublicAffairs, 2018).
    5. 5 Mesela bkz. Steven Feldstein, “How Artificial Intelligence Is Reshaping Repression”, Journal of Democracy, January 2019, Volume 30, Number 1, s. 40-52. Online olarak şuradan ulaşılabilir: https://carnegieendowment.org/files/201901-Feldstein-JournalOfDemocracy.pdf

      (ve kısaltılmış hâlini şurada bulabilirsiniz: https://carnegieendowment.org/2019/01/09/how-artificial-Bintelligence-is-reshaping-repression-pub-78093).