TEKNOLOJİK ARACI ORTAMLARIN TANIMLARI, ARKEOLOJİSİ VE BİLİMİ
Wolfgang Ernst*

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Aracı Ortamın Bir Tanımı Etrafında Bitmek Bilmeyen Çaba

    Akademik, yani analitik bir aracı ortam [Medien] kuramının görevleri arasında, Hegelci anlamda kavramın ağır çalışmasına girişmek ve şimdiye dek çok genel kalmış olan “aracı ortam” kavramını, değişmekte olan teknolojik konfigürasyonları zemininde olabildiğince kesin biçimde (yeniden) tanımlamak da vardır. Konunun teknolojik yönüne yakın aracı ortam kuramları öncelikli olarak metafizik ya da toplumsal değerler üzerinde temellenmezler ve somut nesneleriyle, yani aracı ortam teknolojileriyle birlikte dönüşürler. Böylece aracı ortama ilişkin bilimsel araştırmayla yaratıcı aracı ortam pratiği arasında, aracı ortama ilişkin türdeş olmayan kavramların Babil Kulesi’ne özgü karışıklığı üzerinden kendini tekrar eden bir bağ kendini gösterir. Teknolojik aracı ortam kavramının çekirdeğinde haberi taşıyan sinyaller –onların iletilmesinin, depolanmasının ve nihai olarak matematiksel yolla işlenmesinin (Digital Signal Processing) imkânının koşulları– bulunur. Buradan simge işleyen makineler çağı için bir tanım çıkar: Aracı ortam olarak bilgisayar, simgesel bir şeyi (ikili gösterge zincirleri, yazılım) uygulayan, elektronik olarak gerçek bir şeydir.

    Meselenin teknolojik yönüne yakın duran aracı ortam bilimi, kendisini iletişim bilimleri kapsamındaki kitlesel aracı ortam araştırmasının gazetecilik ve toplum açısından gerçekleştirdiği içerik çözümlemesinden ısrarla ayrı tutar. Teknolojik bilgiye yakınlığın kendisi, kültür açısından anlam taşıyan bilgi kıvılcımlarını buradan türetmeye izin verir. Bu türden bir araştırmaya özgü bir yöntem aracı ortam arkeolojisidir. Bu arkeoloji sadece geçmişin eskimiş teknolojilerini bilince çağırmakla kalmaz, aslında onların günümüzde uzun zamandır etkisini gösteren en önemli analog ve dijital temel ilkelerini eleştirel olarak açığa vurur. Bu bakış açısı, aracı ortam teknolojilerinin başlı başına, kültür-teknolojik bir zamansallık biçimi ortaya koyduklarına ilişkin savda zirvesine varır. Buradan yapıcı bir tanıma ulaşırız: Teknolojik bir şey, ancak icra ettiğinde bir “aracı ortam”dır. Sinyal ve veri işleyen aracı ortamlar, işler hâldeki kanıtlarıyla zamansallıklar ve buna bağlı gerçeklikler üretirler. Erken dönem video sanatı işleri bunu ifade etmişlerdi: “It is predominantly the process which is on exhibit.”1 [Burada sergilenen, her şeyden önce sürecin kendisidir]. İşleyen aracı ortamlar zamanın sadece nesneleri değil, onunla birlikte, kendi zamansallıklarında icra gücüne sahip olma anlamında, özneleridir de. Yüksek teknoloji zamanda yarı-müzikal (“algoritmik”2) biçimde işlem yapar.

    Tekno-lojik Olarak Kavranan Aracı Ortamlar
    “Aracı ortam” uzun süre boyunca fizikte hava ve su gibi temel maddeleri betimlemek için kullanılan bir kavramdı.3 Ancak insana ait kültürler, sadece edilgin öğelerden daha fazlası olan aygıtlarla gerçekleşmiştir. Teknolojik aracı ortamlar kültürel iletişimin hâlini öyle değiştirmiştir ki haberler kendi başlarına, yani insanların ortak edimlerinden gitgide artan biçimde koparılarak gönderilebilir, aktarılabilir, alınabilir, saklanabilir ve iletilebilir hâle gelmiştir. Otomatik aracı ortam süreçlerinin (kitap basımının yeniden üretimi tekniğinden sonraki) çağıysa fotoğrafla (1839) asıl anlamıyla başlar, onu ses sinyallerini depolayan fonograf (1877) ve hareketin teknik yolla yeniden üretilebildiği sinematografi (1895) izler. Walter Benjamin ve teknolojik iletişim süreçleri üstüne düşünen, mesela Bertolt Brecht gibi başka düşünürlerle birlikte ilk adı konmamış aracı ortam kuramları ifade edilmiştir, ancak bu esnada aracı ortam kavramı açıkça dile getirilmemiştir.4 Aracı ortam kavramının söylemde gerçekten egemen hâle gelmesi, Marshall McLuhan’ın Understanding Media (1964) [Aracı Ortamı Anlamak] adlı monografisiyle başlatabileceğimiz çağla birlikte mümkün olmuştur.5 Marshall McLuhan 1964 yılında “aracı ortam” kavramını kitap başlığı düzeyine yükselttiğinde, kitabın daha ilk bölümünde (“The Medium is the Message”, Aracı ortam iletinin kendisidir.) yeni bir tür teknolojik aracı ortam bilimini, yani teknolojik biçimin altkültür düzleminde insan algısını nasıl yapılandırdığının araştırılmasını temellendirmişti. Benzer biçimde Almanya’da Friedrich Kittler Grammophon – Film – Typewriter (1986) ile Lacan’ın Gerçek, İmgesel ve Simgesel’e ilişkin psikanalitik kriterlerini teknoloji bağlamında somutlaştırarak aracı ortam bilimini edebiyat ve iletişim bilimi egemenliğinden kurtarmıştır. Teknolojik aracı ortamlar özellikle elektronik biçimleriyle (önce radyo ve televizyon, daha sonraysa bilgisayar ve internet olarak) toplumda ev yaşamının gerçekliğine o derece damga vuran etkenler hâline gelmişlerdi ki, artık başlı başına bir kurama ihtiyaç duyar olmuşlardı. Asıl anlamıyla aracı ortam bilimi böyle bir sistematik ve tarihsel noktada, geleneksel gazetecilik iletişim teknolojilerinin analizinde yetersiz kaldığında ortaya çıktı.

    Üniversitelerin felsefe bölümlerinde ele alınan çok sayıdaki manevi-bilimsel [geisteswissenschaftlichen] ve estetik kavramlardan farklı olarak bu bilim aracı ortamları hem fiziksel hem de düşünsel, yani harfi harfine “tekno-lojik” varlıklar olarak tanımlar. Böylece onun felsefi kavramı –elektrik tekniği dilinde ifade edilen hâliyle– gerçek dünyada, gerçek aygıtlarda (analog teknolojiye dayalı aracı ortamlar) ve şeyleşmiş mantıkta (dijital bilgisayar) “topraklanmıştır”. Aracı ortam kavramı artık her zamankinden çok teknolojilerde kendini göstermektedir. Mikroişlemcilerin varlık kazandırdığı Turing Makinesi, nam-ı diğer “bilgisayar”la birlikte, aracı ortam işlemlerinin yeri olarak donanımın (yani sinyal aktarımı amaçlı yüksek kültürel aygıtların) yanı sıra matematiğin logos’u da kendini göstermektedir. Böylece aracı ortam tarihi artık sadece aygıtlar ve makineler anlamında bir teknoloji tarihi olmaktan çıkarak, foto-kimyasal, elektro-mekanik ve elektronik aracı ortamlardaki diyagram biçimindeki aklın bir arkeolojisine de ihtiyaç duyar hâle gelmiştir. Gazetecilik bağlamında kitlesel aracı ortam çözümlemesinin karşısında teknoloji yönelimli bir aracı ortam çözümlemesini ayırt etmek amacıyla mediamatik kavramı ortaya çıkar ki bu kavramda aracı ortam fiziğinin ve informatiğin aynı derecede önemli bilgisi de bulunur.

    Teknoloji, bileşik sözcüğün yapısı uyarınca, kültürel varoluşun iki zaman tarzına ayrılır: Bir yanda techné, yani fiziksel gerçeklikteki maddi gerçekleştirmeler ve uygulamalar; öbür yandaysa logos, yani her defasında gerçek kültür tekniklerinde kendini sergileyen, doğrudan tarih-üstü bir bilme. Aracı ortam kavramı böylece teknik (elektro-fiziksel) ve işlevsel (mantıksal, iletişim-kuramsal) icra tarzlarına ayrılır. Teknik anlamıyla aracı ortamlar, basitçe enerji kullanarak bir malzeme üzerinde etkide bulunan bir şey olarak değil, sinyal süreçleri6 için maddi bir kanal olarak işlev görür. Mantıksal anlamıyla aracı ortamlar denetlemenin bir tarzını hayata geçirirler (matematiksel iletişim kuramı anlamında kodlar).

    Dolayısıyla aracı ortamın gerçekliği bir yandan fiziksel maddiliğe (teknoloji âlemi), bir yandan da mantık işlemlerine (matematik simgeleri) ayrılır. Dijital bilgisayarda ikisi de birbirine yaklaşır. Bilgi kuramcısı ve bilim tarihçisi Michel Serres teknik ile teknoloji arasında bir ayrım yapar: Endüstri devriminin entropi düzleminde çalışan “sert” tekniklerinin (termodinamik makineler) karşısına, negatif entropi düzlemindeki veri taşıyıcıların “yumuşak” teknolojisini koyar: “Bundan dolayı, ‘teknoloji’ ifadesini göstergelerle, yani logosla iş yapan araçlar için kullanıyorum ve onların karşısına, enerjik etki alanı 1016 kat daha yüksek olan ‘teknikleri’ koyuyorum.”7

    Bir Aracı Ortam Arkeolojisi Okuması
    Ancak teknik-aygıtsal “bakış” ya da “duyuş”la açılan bilgi dünyaları vardır; yazı ve basılı kitap çağında bilgi edinmede önceliğin gözde olduğu (görmek, okumak) yüzyılların karşısında Marshall McLuhan kararlı bir biçimde elektronik aracı ortamdaki iletişimin sesli boyutuna, “acoustic space”e dikkati çekmiştir.8 Walter Benjamin bunu fotoğraf üstüne notlarında şöyle tasvir eder: “Bu, göz olarak kameraya hitap eden başka bir doğadır; fark her şeyden önce şuradan gelir ki, bilinçli bir insan tarafından kurulmuş bir mekânın yerine bilinçsiz olarak kurulmuş bir mekân geçer.”9 Gözlemci bu “optik-bilinçdışı”nı (Benjamin) ancak, aracı ortam filozofu Vilém Flusser’in ileride tanımlayacağı üzere bir “teknik resim” yoluyla deneyimler.10 İtalyan fütüristlerinin foto-dinamizmi (Giulio Bragaglia’nın Fotodinamismo Futurista’sı 1911-1913) ve Dziga Vertov’un Kameralı Adam filmi (SSCB, 1929) sahici aracı ortam-estetiği ürünleri olarak buraya girerler.

    Bunun karşısında yöntem düzleminde, kültürel, yani söylemsel semantikle arasına bir anlığına mesafe koyan ve aynı zamanda aygıtların görünüşlerine kendini bırakan aracı ortam arkeolojisi çözümlemesinin “soğuk” bakışı durur. Aracı ortamın etkisinin incelenmesi “iletişim” denince en başta toplumsal katılımı anlar; McLuhan’ın “sıcak” ve “soğuk” aracı ortamlar arasındaki kötü ünlü ayrımıysa iletişimdeki içeriği değil, teknik gönderimlerin estetik, fizyolojik, nörolojik “ileti”sini kasteder. “Aracı ortam kullanıcısının ilgisi/çıkarı”, ki gazeteciliğe ilişkin, sosyolojik, edebiyat-bilimsel ya da kültür-bilimsel aracı ortam incelemesinin temel varsayımı budur, “televizyondaki katot ışınının satır yazısına değil, televizyonun dünyaya ilişkin ürettiği resimlere, olaylara ortam aracılığıyla katılmaya ve televizyonun ürettiği sohbete yönelir.”11, yani program formatlarına, türlere, anlatı ve ortaya koyma tarzlarına. Buna karşılık aracı ortam arkeolojisi manipülasyonun ideolojik biçimlerinden çok aracı ortam içeriklerinin teknolojik, altyapısal koşulluluklarını çözümler. Örneğin “sosyal medya”nın toplum eleştirisi bağlamında incelenmesinden farklı olarak internetin kablo, sağlayıcı ve protokolleri gibi ele alınması gibi. “Bulut Programlaması” çağında aracı ortam arkeolojisi yazılım algoritmalarının temeline iner ve bu da şu anlama gelir: Aracı ortam sosyolojisinin söylem çözümlemelerinin yerine kaynak kodlarının eleştirel çözümlemesi. Algoritmalar “tüm teknolojiler gibi toplumsal ilişkilerin kayda geçirilmesi”12 değil, matematik ve elektronik kurallar uyarınca gerçekleştirilen kodlamalardır.

    Aracı ortam arkeolojisinin çıkış noktası somut teknolojik yapılardır; böylece “aracı ortamlık” ve “kültürellik” gibi dağınık söylem kategorilerinde kendini kaybetme ayartısına direnebilir. O bilgi kıvılcımlarını aygıtların maddi düzleminden ve onların mikro-zamansal süreçlerinden çıkarır. Bu türden aracı ortam çözümlemeleri, daktilonun Nietzsche’nin felsefesindeki işlevini araştıran13, Lacan ve Foucault’ya da uyarlanabilecek egemen bir bilimin temelini atarlar. Özellikle arıza anlarına dikkat edilmelidir ki bunlarda (elbette Heidegger’e göre) teknik olanın özü kendini ilk olarak gösterir.

    Ölçülen Aracı Ortamların Bilgisi
    Teknik aracı ortamlar yüksek kültürün ürettiği bilginin cisimleşmiş hâlidir. Sadece toplumsal iletişimin ve kültürel belleklerin edilgin aygıtı olarak iş görmekten çok ötede, kendi bilme biçimlerini de öne çıkarırlar. Tıpta resimli görüntüleme yordamları (imaging) bedenin sanal bir anatomisini sağlarlar ve yazılım, veri arkeolojisinin eski zemininin elektromanyetik keşfinde (maden araştırma) iş görür. Dijital filtreler televizyon deneylerinin en eski kayıtlarını yeniden görünür kılmaya hizmet eder.14 Fonograf bir zamanlar ses ve tını çözümlemelerinin dilbilimsel ve etno-müzikolojik açıdan sinyal üzerinde yapılabilmesini sağlamıştı (1900’lerde Viyana ve Berlin’de fonogram arşivlerinin kurulması); osilografi ve manyetik kaydın bir araya gelmesiyle insan sesinin frekansı açığa çıktı. Video kaydedicisi, akademik film ve televizyon biliminin imkânının koşuluydu; Marshall McLuhan’ın verdiği anlamla “eski” bir aracı ortam onu izleyen bir aracı ortam tarafından ilk kez araştırmacı çözümlemenin nesnesi hâline getiriliyordu. Ölçülü aracı ortamlarla “aracı ortamların bilgisi sorusu ayrılmaz biçimde aracı ortamlar aracılığıyla bilgi sorusuyla iç içe geçer”15; bu durum özellikle sinir bilimlerinde geçerlidir.16 Yüksek teknoloji ürünü elektroniğin bilgi-aracı-ortamı olarak epistemolojik potansiyeli de burada yatar.

    Kanal Üzerinden Düşünüldüğünde Aracı Ortamlar
    Teknik olarak kavrandığı anlamda aracı ortamlar, iletişimin hem maddi hem de simge işleyen araçlarıdır. Merkezlerinde kanal bulunur.17 En eski, teknik öncesi aracı ortam kavramı, fiziksel bir “iki arada” kavramıdır: Aristoteles’in to metaxy’si18, iletilebilir edimlerin hem koşulu hem de engeli olarak havayı ya da suyu böyle tarif eder. Onun Ortaçağ-Skolastik çevirisi de medium sözcüğünü bize vermiştir. Modern çağın tekno-matematik epistemolojisi bu kavramı ardında bırakmıştır. Klasik telekomünikasyon [uzaktan iletişim] kavramı şeylerin, sinyallerin ve göstergelerin doğal olmayan aktarımı anlamına gelir.19

    Aktarma sistemi, dâhili kodlama ve kod çözmedir. Arıza tam da burada ortaya çıkabilir. Böylece kanal sadece biçim verilmiş bir malzeme (koaksiyel kablo, frekans aralığı ya da ışık ışını) değil, aslen daha geniş anlamda tekno-matematik bir yapıdır da.20 Tam da algoritmaya dayalı zeki “yeni aracı ortamların” çağında aktarma da artan biçimde önceden hesaplama yöntemleriyle (“gerçek zamanlı”) gerçekleşir21, haber tekniğinde kanalın kökten biçimde matematikselleştirilmesi gibi. Aracı ortam tanımının merkezi kavramı olarak “kanal”, günümüzde hiç olmadığı kadar dinamik olarak, sürekli dönüşümü içinde kavranmak zorundadır.

    Morse’un telgrafı elektrik vuruşlarını sinyal olarak kablolardan aktarıyordu; fiziksel taşıma metaforlarının karşısında burada kesin biçimde göstergelerin kodlanması işin içine girer. Kablosuz telgrafla birlikte (nam-ı diğer radyo), teknik bir aracı ortamın kendi aktarım kanalını kendisinin ürettiği bir an gelmiştir; bu sadece teknik değil, aynı zamanda epistemolojik bir niteliktir. Elektromanyetik dalgalar, örneğin akustik ses dalgaları gibi, fiziksel bir öğeye ihtiyaç duymazlar; boşlukta bile kendi kendini tanımlayan aracı ortamlar olarak kendilerini aktarırlar. Bu buluşla birlikte, eskiden beri varlığını sürdüren “ether” adındaki kuramsal kurgu, sözcüğün tam anlamıyla havaya karışmış, aracı ortam kavramının kendisi de teknoloji ürünü hâline gelmiştir. James Clerk Maxwell elektromanyetik dalgaların varlığını matematiksel yolla kanıtladıktan sonra Heinrich Herz 1880’den itibaren bu türden radyo dalgalarıyla sistematik deneyler yapmaya koyulmuştur. Yüksek frekanslı elektromanyetik dalgalar üzerinde, alçak frekanslı sinyallerle (dil, sesler) iz bırakabilmiştir. Bir taşıyıcı dalganın bir sinyal dalgasıyla modülasyonu radyonun temel ilkesidir. Lee De Forrest’in 1906’da icat ettiği ızgaralı lamba (triod) ve devresi, neredeyse ataletsiz temel parçacıkların serbest yönetimi olarak elektroniğin, aracı ortam arkeolojisi açısından koşulu olmuştur. Yol buradan sonra transitörden (William Shockley vb. 1948) geçerek entegre devre şemasına gidecektir.

    Teknomatematik: Aracı Ortam Biliminden Bilgisayar Bilimine
    Modern çağa damgasını vuran, enerji kullanan makineler olmuştur: Saptanmış belirli hareketlere göre iş yapacak şekilde düzenlenmiş hareketsiz cisimlerin arasındaki bir ilişki.22 Simgesel makineler olarak algoritmalar (kesintili adım dizileri) özgürce programlanabilirler. Kuramsal Turing-makinesi modelinin gerçek ve işe yarar bir bilgisayara dönüşmesiyse ancak onun fiziksel gerçek teknik dünyaya (ve böylece zamana da) geçirilmesiyle olur. Bilgisayarla elektriğin bir araya geldiği dijital aracı ortam kültüründe, taşımanın maddesinin ve enerjisinin yerine trans-klasik bir iletişim estetiği geçer: Morphing, alanlar, veri bulutları, stokastik. Algoritmik araçların egemenliğiyle, aracı ortam tekniğinin biçimlendirdiği dünya düzeni de analog sinyal aktarımından alfa-nümerik medyamatiğe kayar.

    Bugüne kadar kullandığımız aracı ortam kavramlarını yeniden düşünme gerekliliği de buradan kaynaklanır: Bir yanda fiziksel dünyanın matematiksel (“dijital”, algoritmik) hesaplanabilirliği; öbür yandaysa bu analitik bilginin malzemeye makine yoluyla kaydedilmesi. Sıradan bilgisayar geleneksel hesap makinelerinde evrimsel bir ilerleme değil, aslen matematiksel mantığın kendisinin makineleşmesi ya da daha doğrusu elektrikli hâle gelmesidir. Artık sadece sinyallerin dönüştürülmesi, aktarılması ve saklanması (“analog” yüksek teknik ürünü aracı ortamlar, örneğin radyo ve televizyon) değil, enformasyon (veri) olarak işlenmesi de söz konusudur.
    Konunun teknik yönüne odaklanan aracı ortam biliminin (Anglo-Amerikan dünyasında daha çok söylemlere odaklanan kültürel incelemelerden farklı biçimde) öncelikli olarak kendisini donanıma adadığı23 geçtiğimiz yılların karşısında, adına “sosyal medya” denen çağda yeni araştırma alanları ortaya çıkmaktadır. Bilgisayar bulut programlama modelinden gitgide uzaklaşarak her yerde birden bulunan [ubiquitous] programlama olarak kökten biçimde minyatürleşiyor, üstelik tek başına çalışan işlemci olmaktan çıkarak ağa bağlanan bir parça hâline gelmektedir. Klasik programlamanın egemen olduğu çağın satır komutlarının yerine akıllı iletişim ortamlarında adına “App” denen şeyler geçmektedir –assembler gibi bilgisayar dillerinin makineye benzeyen bilgisinin tam tersi. Bunun sonucunda sadece epistemolojinin anlam verdiği bir aracı ortam ekonomisi değil, aynı zamanda aracı ortamın kuramsal çözümlemesi için yeni bir görevler alanı, yani alışılagelmiş aracı ortam dünyalarının yeniden tanımı da ortaya çıkmaktadır. Bu dönüşümün örneklerinden birini radyo kültüründe görürüz; radyo üretimindeki ve yayımındaki yeni dijital teknolojilerin belirlediği koşullarda klasik radyo bir internet formatına (streaming radio) dönüşmüştür.24 Aracı ortam arkeolojisinin bakış açısından (yani bilgisayarda) daha çok depolama adreslerinin ve formatlamaların matematiksel bir fonksiyonu olarak kendilerini gösteren dijital resimlerle ilgili soru da bununla karşılaştırılabilir.

    Alfabe temelli yazılı kültür için dolu dolu 2500 yıl, bilginin basım tekniğine dayalı yeniden üretimi içinse üzerine bir 500 yıl daha değişmeden kalan aracı ortam kuramlarının geçerliliğinin “yarı ömrü”, bu türden kültür-teknik aralıkların küçülen zamansal niceliğinin yeni bir niteliğe dönüştüğü noktaya gelecek kadar önemli bir kısalmaya uğramıştır: Sürekli dönüşümden yola çıkan ve gerçek zamanlı olarak nesnelerine bağlanarak gelişmeyi sürdüren, kendi içinde dinamik bir aracı ortam kuramının zorunluluğu. Disiplinlere dayanan kendinin bilincinin klasik vurgusundan farklı olarak, bu türden tanımların son kullanım tarihlerine ilişkin bir iddiada bulunamayacakları, ancak time-to-live’lerini bilebilecekleri (internetteki veri transferindeki, çağın kritik terimi “Ping” teknolojisine bakılabilir burada) düşüncesi. Zira ne zaman aracı ortamla ilgili bir durumu çözümlemek için bir aracı ortam kuramı geliştirilse, çoğunlukla teknolojik durum zaten değişmiş olur. Dolayısıyla örneğin veri ağındaki radyo için geleceğin daha verimli geniş bant kablo ağlarında mı, yoksa radyo teknolojilerinde (UMTS) mi yattığı açık değildir. Aracı ortam teknolojilerinin artık standart (ve böylece dar anlamıyla kitlesel aracı ortam) hâline gelecek zamanları bulunmamaktadır, önceleri teknik olarak otonom tekil aracı ortamlar da saf dijital formatlara dönüşmektedirler.25 Bu çağ aracı ortam kavramının kendisine duyulan güvenin sarsılmasına yol açmaktadır; Kittler’e göre, geniş kapsamlı “dijital temelli aracı ortam bağlantısı […] aracı ortam kavramının kendisini silecektir”26. Buna da aracı ortam bilimi diyoruz.

    * Humboldt Üniversitesi Medya Bilimleri bölümünde hocalık yapan yazar, medya teorisi üzerine birçok kitabın ve makalenin yazarıdır. Ayrıca üniversite bünyesindeki Medienarchäologischer Fundus’un kurucusudur.
    1 Eigenwelt der Apparatewelt [Katalog Ars Electronica], y.h. David Dunn, Linz, 1992, s. 20
    2 Bkz. Shintaro Miyazaki, Das Algorhythmische. Microsounds an der Schwelle zwischen Klang und Rhythmus, y.h. Axel Volmar, Zeitkritische Medien, Berlin (Kulturverlag Kadmos), 2009, s. 383-396
    3 Bkz. Stefan Hoffmann, Geschichte des Medienbegriffs, Hamburg (Meiner) 2002
    4 Walter Benjamin, Das Kunstwerk im Zeitalter seiner technischen Reproduzierbarkeit [1. Fassung 1935], 2. Fassung 1936, in: ders., Gesammelte Schriften, hrsg. von Rolf Tiedemann / Hermann Schweppenhäuser, Bd. 1: Abhandlungen, 2. Aufl. Frankfurt/M. (Suhrkamp) 1978, 471-508; Bertolt Brecht, Der Rundfunk als Kommunikationsapparat, in: ders., Gesammelte Schriften Bd. 18, Frankfurt/M. (Suhrkamp) 1967, s. 127-134
    5 Marshall McLuhan, Understanding Media. The Extensions of Men, New York (McGraw Hill) 1964
    6 Bkz. Fritz Heider, Ding und Medium, in: Symposion, Bd. 1, Heft 2 (1927), s. 109-157
    7 Michel Serres, Der Mensch ohne Fähigkeiten. Die neuen Technologien und die Ökonomie des Vergessens, in: Transit 22 (Winter 2001/02), s. 193-206 (194 f.)
    8 Marshall McLuhan,  The Gutenberg Galaxy. The Making of Typographic Man, Toronto (Toronto University Press) 1962
    9 Walter Benjamin, Kleine Geschichte der Photographie, in: ders., Medienästhetische Schriften, hg. v. Detlev Schöttker, Frankfurt/M. (Suhrkamp) 2002, 302 f.
    10 Vilém Flusser, Ins Universum der technischen Bilder, Göttingen (European Photography) 1999
    11 Knut Hickethier, Binnendifferenzierung oder Abspaltung. Zum Verhältnis von Medienwissenschaft und Germanistik. Das „Hamburger Modell“ der Medienwissenschaft, in: Heinz-B. Heller u. a. (Hg.), Über Bilder Sprechen. Positionen der Medienwissenschaft, Marburg (Schüren) 2000, s. 35-56 (54)
    12 Joseph Klett, „Ver-rückt“ durch einen Algorithmus. Immersive Radio: Mediation und Hörbeziehungen, in: Robert Seyfert /  Jonathan Roberge (Hg.), Algorithmuskulturen. Über die rechnerische Konstruktion der Wirklichkeit, Bielefeld (transcript) 2017, s. 151-172 (167)
    13 Bkz. Friedrich Kittler, Der mechanisierte Philosoph, in: kultuRRevolution 9 (Juni 1985), s. 25-29
    14 Bkz. Donald McLean, Restoring Baird’s Image, London (The Institution of Electrical Engineers) 2000
    15 Oliver Lerone Schultz, Marshall McLuhan – Medien als Infrastrukturen und Archetypen, in: Alice Lagaay / David Lauer (Hg.), Medientheorien. Eine philosophische Einführung, Frankfurt/M. u. New York (Campus) 2004, s. 61
    16 Bkz. Douglas Adrian, The Mechanism of Nervous Action: Electrical Studies of the Neurone, London (Milford) 1932
    17 Claude  Shannon / Warren Weaver, The Mathematical Theory of Communication [*1949], Urbana (Univ. of Illinois Press) 1963, 34. Siehe auch Alexander Roesler / Bernd Stiegler (Hg.), Grundbegriffe der Medientheorie, Paderborn (Fink) 2005, Eintrag „Kanal“
    18 Metaxu. Figures de la médialité chez Aristote, in: Revue de Métaphysique et de Morale, Bd. 106, Heft 2
    19  Harold Innis, Empire and Communications, Oxford (Oxford UP) 1950
    20 Hans-Joachim Flechtner, Grundbegriffe der Kybernetik, Stuttgart (Wiss. Verlagsgesellschaft) 1966, s. 20
    21 Bkz. Bernhard Siegert, Relais. Geschickte der Literatur als Epoche der Post, Berlin (Brinkmann & Bose) 1993; ferner Bernhard Vief, Die Inflation der Igel. Versuch über die Medien, in: Derrick de Kerckhove / Martina Leeker / Kerstin Schmidt (Hg.), McLuhan neu lesen. Kritische Analysen zu Medien und Kultur im 21. Jahrhundert, Berlin (transcript) 2008, s. 213-232
    22 Bkz. Franz Reuleaux, Theoretische Kinematik. Grundzüge einer Theiorie des Maschinenwesens, Braunschweig (Vieweg) 1875
    23 Bkz. Friedrich Kittler, There is no software, in: ders., Draculas Vermächtnis. Technische Schriften, Leipzig (Reclam) 1999
    24 Bkz. Andreas Bade, Das Internet als programmbegleitendes Medium des Hörfunks. Historische Entwicklung von Internet, Radio und ihrer Medientheorien, Hamburg (Diplomica Verlag) 2009, s. 57-86
    25 Stefan Heidenreich, FlipFlop. Digitale Datenströme und die Kultur des 21. Jahrhunderts, München / Wien (Hanser) 2004
    26 Friedrich Kittler, Grammophon – Film – Typewriter, Berlin (Brinkmann & Bose) 1986, 7 vd.