FİLİSTİN DİYE BİR YER VAR MIYDI?

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Hâlidiyye Kütüphanesi’ni arıyordum. Burası hakkında yalnızca, Memluk dönemine ait binanın Eski Kudüs’ün Müslüman bölgesinde bulunduğunu biliyordum. Müslüman bölgesinin dar geçitlerinde yolumu arayarak dolanıp duruyordum ta ki Filistinli bir bakkal “Hâlidiyye” dediğimi duyana kadar. Nezaket gösterip kütüphaneye kadar eşlik etti bana ve orada beni Hâlidî ailesinin bir üyesi olarak takdim etti. Kibarca başımla tasdik ettim ve içimde muazzam bir coşku peyda oldu; zira Hâlidî ailesinin üyesi olduğuma inanıldığına göre (ki aslına bakılırsa Leh ve Rus’um) özel kitaplığa erişmek üzereydim. Doktora öğrencisi olarak Filistin tarihi üzerine tez yazıyordum ve başıma talih kuşu konmuştu.

    1701 tarihli, soylular tarafından imzalanmış arzuhâli ve 1726 tarihli bağış belgesini arıyordum. Tarihçi Rashid Khalidi Palestinian Identity kitabında “Filistin”in 18. yüzyıl Kudüs’ünde özel ve kutsal bir yer olarak görüldüğünü kanıtlamak için söz konusu iki belgenin önemini vurgulamıştı.

    Baş kütüphaneciye 1701 arzuhâlini görmek istediğimi söyleyince, tuhaftır, böyle bir belgenin var olmadığı cevabını aldım. Khalidi’nin Palestinian Identity kitabını çıkardım ve 267. sayfayı açtım. Şöyle yazıyordu; “Yayımlanmamış kaynaklar: Hâlidiyye Kütüphanesi, Kudüs” ve sözü edilen 1701 arzuhâli de listede yer alıyordu.

    Durum sıkıntılıydı. Aradığım belgeyi Hâlidiyye Kütüphanesi’nin Beyrut şubesinde bulabileceğim söylendi. Ama Beyrut’ta bu kütüphanenin şubesi olmadığını söyledim. Tesadüfe bakın ki kütüphaneci de bunu biliyordu. Bundan sonra kütüphaneye girmeme bir daha izin verilmedi.

    * * *

    İnsanların Filistin’in kutsal ve özel bir yer olduğunu düşünüp düşünmediklerini gösterecek, 18. yüzyıla ait çok fazla belge yok. Sözü edilen arzuhâl bu nadir belgelerden biriydi ama arşiv görevlileri belgeyi görmeme izin vermemişlerdi.

    Bu bölgenin Araplarının yakın döneme kadar Filistin hakkında çok da düşünmedikleri Orta Doğu tarihçileri arasında yaygın bir inanıştır. Önde gelen Filistinli tarihçi Beshara Doumani; “19. yüzyılın sonlarına kadar yerli nüfusun belirli bir bölgeyi veya halkı tarif etmek için Filistin adını kullanıp kullanmadıkları kuşkuludur.” diye yazıyor 1995’te.

    Çoklarına göre bu mesele biraz anlamsızdır. Filistin insanların umurunda mıydı? Asırlar önce insanların Filistin’i umursayıp umursamadıkları kimin umurunda? Doğrusunu isterseniz birçok insanın…

    Yahudiler ve Filistinliler halkların ve ulusların halklar ve uluslar olarak kolektif haklara sahip oldukları meselesinde geniş ölçüde hemfikirdir. “İki halk için iki devlet;” bu sloganı daha önce de duymuştuk.

    Bu inanç, insanların asırlardır bu toprakları Filistin şeklinde adlandırdıklarını, Filistin’i fazlasıyla önemsediklerini ve hatta kendilerini Filistinli olarak adlandırdıklarını kanıtlamak için Filistin taraftarlarının geçmişe müracaat etmeleri sonucunu doğurdu. Her şeyden öte böyle bir durum söz konusuysa, bu durum onları “halk” veya “ulus” yapacak ve bu nedenle onlara Filistin’de devlet kurma hakkı sağlayacaktı; mantık buydu. Bu esnada İsrail yandaşları da tam tersini yaptılar; yani geçmişte Filistin’le ilgili herhangi bir şey olmadığını, hatta Filistin adını bile hemen hemen kimsenin bilmediğini kanıtlamaya koyuldular.

    * * *
    2015’in sonlarına doğru Kudüs’teki İsrail Ulusal Kütüphanesi dijital kataloğuna The Palestine Chronicle (Arapça Vakâyi’u Filîstîn) adlı yeni bir el yazması ekledi. 2015 Kasım’ında bir kütüphane görevlisi bana “bu el yazmasını gören ilk müdavim sizsiniz,” demişti. El yazmasının tarihi 1760’lara kadar gidiyordu ve o zamanlar birkaç binlik nüfusuyla küçük bir kasaba olan Remle’de doğmuş ve buranın kısır entelektüel çevresinde yetişmiş Arap Ortodoks bir rahip olan Yusuf Jahshan tarafından yazılmıştı. Bu el yazması 18. yüzyılda Arapça yazılmış ve sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen nadir günlüklerden biriydi.

    Jahshan el yazması kütüphanenin kötü şöhretli AP denilen koleksiyonuna ait bir parçaydı. Bu bölümdeki malzemelere AP [“abandoned books” (metruk kitaplar)] denmesinin nedeni bunların 1948 savaşı sırasında ve savaş sonrasında Filistinlilerin evlerinden toplanmasıydı. Görünüşe göre anılan el yazması da 1948’te kütüphaneciler tarafından gasp edilene kadar Remle’de Jahshan ailesi tarafından muhafaza edilmişti. Sonra el yazması 70 yıldan fazla İsrail ulusal kütüphanesinde bekletilmiş ve ancak 2015’de kütüphanede çalışma yapanların erişimine açılmıştır.

    “Yöneticiler arasındaki anlaşmazlıklar çoğaldı ve bu durumun halka ciddi zararı dokundu. Bir eski şehir yerle bir oldu ve Filistin topraklarında bir adam öldürüldü” diye yazıyor Jahshan, 1750’ların sonunda. Remle’de, Şam’da ve bölgedeki başka yerlerde kıtlık peyda olmuş, kıtlığın etkisi de yıllarca sürmüş. Bu günlük yalnızca, 1760’ların o çalkantılı yıllarındaki çekirge istilaları, mahsul kıtlığı ve siyasal ihtilaf hakkında bilgi verdiği için değil, aynı zamanda yazarın söz konusu yerleşim yerine gönderme yaparken “Filistin” kelimesini kullanması bakımından da önemlidir. Jahshan bu kelimeyi gündelik bir alışkanlık gibi, öylece yalın biçimde kullanmıştı. Demek ki Jahshan’a nerede doğduğunu sorabilseydik muhtemelen “Filistin” diye cevap verecekti.

    * * *

    “Filistin”in modern dönem öncesi tarihi hakkında, siyasal bir boyut kazanmış ilk tartışma iki bednam tarihçi arasında, Edward Said ile müteveffa Bernard Lewis arasında gerçekleşmişti. Lewis 1975 tarihli Commentary Magazine’de; Roma İmparatoru Hadrianus’un MS. 132-34 arasındaki Bar Kokhba isyanının patlak vermesinden sonra bölgedeki Yahudi varlığının izlerini yok etmek amacıyla buraya “Judea (Yahudiye)” yerine “Filistin” adını verdiğini söyleyerek tartışmaya dâhil olmuştu (ki bu görüş günümüzde tarihçiler arasında ihtilaflıdır). Yani antik dönemdeki Yahudi Devleti’nin sonundan 1917’deki Britanya hükümranlığına kadar olan dönemde “artık Filistin adıyla anılan bölge aslında bir memlekete, ülkeye gönderme yapmıyordu ve sınırları da belli değildi.” Ayrıca “kendi başına, ayrı Filistinliler” yalnızca 1960 ve 1970’lerin ürünüdür (ki bu görüş de geniş ölçüde çürütülmüştür). Lewis’in genel yaklaşımını özetlemek gerekirse; tarihin kahir ekseriyetinde Filistin diye bir şey yoktur.

    Edward Said ise Lewis’in bu iddialarına 1979’da, The Question of Palestine kitabında cevap verdi. Said öne sürülen şeyin belli belirsiz şu olduğunu söylüyordu; “Filistin adı Roma İmparatorluğu’nda yalnızca idari bir terim olarak kullanılmıştır ve -1922’den sonraki Britanya mandası dönemi […] dışında- hiç var olmamıştır.” Said, oysa hakikatin hiç de böyle olmadığını; “8. yüzyıldan bu yana, Arapça yazmış coğrafyacılara, tarihçilere, filozof ve şairlere bakılırsa bu kişilerin Filistin’e gönderme yaptıklarının görüleceği”nde ısrar etmiştir. Ama maalesef Said bu anılan kişilerden hiçbir alıntıya yer vermemiştir ve dolayısıyla tartışma da sürmüştür. 2000’li yıllarda “Filistin diye bir şey hiç var olmadı” ifadesi sürekli dile getirilen bir ifade hâline geldi.

    * * *

    1997 yılında tarihçi Haim Gerber “Filistin” tarihi hakkındaki büyüleyici makalesini yayımladı. Yazar, 17. yüzyıl Müslüman alimi Hayruddîn Er-Ramlî’nin (Remleli) de yaşadığı yeri Filistin olarak andığını gösterdi.

    Hayruddîn ve Jahshan böylece Batı siyasetçilerinin ve araştırmacılarının on yıllardır tartıştığı meseleye sert cevaplar veren bir belge sunmuş oluyorlardı. O hâlde 17. ve 18. yüzyıllarda, yani Bernard Lewis’in ve birçok Amerikan başkan adayının haritada böyle bir yer olmadığını söyledikleri çağda Filistin biliniyordu.
    Burada ayrıca Hayruddîn ile Jahshan arasında ilginç bir benzerlik de söz konusudur; her ikisi de Remle’den şu küçük, silik kasabadandır.

    1948’de Remle’de 17. yüzyıla ait bir başka el yazması koleksiyonu daha gasp edildi. Bu koleksiyon Hayruddîn’in oğlu Necmüddîn’in yazdığı Arapça diplomalardan, ya da icâzât’tan oluşuyordu. Bunlarda da Filistin kelimesinin defalarca geçmesi oldukça dikkat çekicidir. Benzerlikler artıyor; 15. yüzyıl Müslüman alimi Ebû ‘Avn’ın mezar taşında bu kişinin “Filistin sınırları içinden” bir alimi olduğu yazılıdır. O da Remle’dendir.

    Peki, geleneksel olarak Filistin kelimesinin kullanılmadığının varsayıldığı bir dönemde, yani 15-18. yüzyıllar arası bir dönemde Filistin’e Remle üzerinden bu kadar çok gönderme yapılması nasıl mümkün oluyor o hâlde? Her şey bir yana ne Memluk ne de Osmanlı yönetiminde Filistin adında ayrı bir eyalet yoktur ve Kudüs, Yafa, Nablus’taki İslam mahkemeleri kayıtlarında da Filistin adı birkaç kez geçmektedir. Tarihçiler Filistin’i aramak için yola koyulduklarında onu Remle’nin içinde buluyorlar. Peki, neden başka bir yer değil de Remle?

    * * *

    Dikkat edilirse Wikipedia’nın adı bilinmeyen editörleri herkese açık olan, herkesin girebileceği verileri gözden geçirme görevini üstlenmiştir. Bunun sonucunda internette en iyi araştırılan sayfalardan biri de “Timeline of the Name “Palestine”” maddesi olmuştur. Wikipedia “Filistin” maddesi 1 Mayıs 2015 itibarıyla 279, 15 Aralık 2015 itibarıyla 344 ve 22 Mart 2016 itibarıyla 377 dipnot ihtiva ediyordu. Mayıs 2018’de son girdilerle beraber sayfada yarım düzineden fazla dilde yazılmış kaynaklara gönderme yapan 410 dipnot bulunur.

    1 Mayıs 2011’de “Oncenawhile” rumuzlu Wikipedia kullanıcısı “Filistin” sayfasına, tarihçilerin, Remle’nin Filistin tarihinde neden baskın olduğunu anlamalarına yardım edecek bir girdi ilave etmiştir. Adının gizli kalmasını tercih eden “Oncenawhile” rumuzlu kullanıcı sayfaya şu kaynağı eklemişti; “1322: Ishtori Haparchi, Sefer Kaftor Vaferach, Remle’nin aynı zamanda Filistin olarak bilindiğini iki kere zikretmiştir.” Ayrıca 14. yüzyıl Yahudi alimi Haparchi 1322 tarihinde Remle’ye seyahat etmiş ve orada insanların Remle şehrine “Filistin” de dediklerini gözlemlemiştir.

    Beni Remle hakkındaki tarihsel kayıtların, yani Remle-Filistin bağlantısının, peşine düşmeye sevk eden bu Wikipedia girdisidir. “Oncenawhile” adlı kullanıcının bu tek cümlelik Wikipedia girdisi Remle’nin diğer adı olarak Filistin tarihi hakkında 15 sayfalık makale yazmama vesile olmuştur.1 Sonra gördüm ki sayıları iki düzineyi aşan başka kaynaklar Remle’nin aynı zamanda Filistin olarak da bilindiğini ya açık açık belirtiyor ya da ima ediyordu. Remle’de yaşayan herkesin Filistin kelimesini kullanmalarında şaşılacak bir şey yok. Bu vakada Wikipedia kullanıcıları tarih araştırmacılarını yönlendiriyordu, tersi değil.

    “Oncenawhile” adlı kullanıcıya girdisinin akademik tarih çalışmalarını hızlandırdığını söylemek için mesaj attım. Şöyle yanıtladı beni; “Ama her şey bundan ibaret değil, çünkü bu durumu kendime mal edemem. Bunu [Haparchi göndermesini] ben de rumuz kullanan başka bir wikipedia kullanıcısının, Zero namlı kullanıcının çalışmasından aldım. Çalışmasını şurada [burada link veriyor] 2004 yayımlamıştı.” Ama şimdi de “Peki neden Filistin Remle’nin takma adı olarak kullanıyordu?” sorusu doğmuştu.

    Remle kabaca 8-10. asırlar arasında, önce Emevi devrinde kısa süreliğine Müslüman İmparatorluğunun başkenti olarak ve sonra ayrı bir eyalet olan Filistin eyaletinin (Arapça’da Cündü Filistîn) yönetim merkezi olarak kullanılmıştı. Burası aynı zamanda Şam ile Kahire’yi bağlayan, bölgenin ticaret merkeziydi. Tıpkı diğer birçok şehrin başına geldiği gibi Remle, bağlı olduğu bölgenin adını, yani Filistin adını kendine mal etti ve her şeyden önce bu şekilde hatırlandı.

    * * *
    Tarih yazımının geleceği Hâlidiyye kütüphanesi gibi aile kütüphanelerine özel erişim izinlerine bağlı kalamaz. Aynı şekilde İsrail Ulusal Kütüphanesi gibi ulusal kütüphanelerin bodrumlarında kilitlenemez tarih yazımının geleceği. Onun geleceği Wikipedia gibi ortak çalışma alanlarındadır. “Filistin” tarihi de bunu kanıtlıyor.

    *Dr. Princeton University

    1. 1 https://www.academia.edu/21627874/_Was_Jerusalem_Part_of_Palestine_The_Forgotten_City_of_Ramla_900_1900_British_Journal_of_Middle_Eastern_Studies_43_4_2016_575-589